Looking türkçesi Looking nedir
Looking ile ilgili cümleler
English: A friend of mine is looking for someone who can speak French.
Turkish: Bir arkadaşım Fransızca konuşabilen birini arıyor.
English: A ghost is looking at me.
Turkish: Bir hayalet bana bakıyor.
English: "What are you looking at?" "Nothing."
Turkish: "Neye bakıyorsun?" "Hiçbir şeye."
English: "This is what I was looking for!" he exclaimed.
Turkish: "Benim aradığım budur! " diye haykırdı.
English: A friend of mine is looking for someone who speaks French.
Turkish: Bir arkadaşım Fransızca konuşan birini arıyor.
Looking ingilizcede ne demek, Looking nerede nasıl kullanılır?
Looking glass : Ayna.
Looking glass self : Bireyin, başkalarının kendisine karşı dışa vurmuş tutumlarına dayalı olarak oluşturduğu, kendi kendisine ilişkin yargılarının toplamı; toplumsallaşmış benlik. Ayna benlik.
Looking room : Görüntüdeki kişi çerçevenin sağ ya da soluna baktığında, oyuncunun başı ile kenar arasında yer alan boşluk. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Yan boşluk.
Are you looking for something special : Özel bir şey mi arıyorsunuz.
Forward looking infrared : Flır. Elektromanyetik radyasyonu elektro optik sensorlar kullanımı ile sinyallere çevirerek bir nesnenin görüntüsünü yaratan termal veya kızılötesi sistem. İleri bakışlı kızılötesi alıcı. İleri bakışlı kızıl ötesi alıcı. Pasif keşif ve seyrüsefer sistemi.
Backward looking : Geriye bakış.
Nice looking : İyi görünümlü. Hoş görünümlü.
Forward looking solutions : İleriye yönelik çözümler.
Fine looking : Yakışıklı.
Things are looking up : İşler düzeliyor. İşler iyiye gidiyor.
İngilizce Looking Türkçe anlamı, Looking eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Looking ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
Observation : Rasat. Doğa olaylarının işleyiş yasalarını bulmak amacıyla yapılan bilimsel araştırmaların ilk basamağı; olayların oluşum ve yürüyüşünü kimi gereçler yardımıyla izleme ve izlenimleri saptama. Müşahede. Bir olayın veya olgunun niteliklerini açıklamak amacıyla, her türlü belirtinin planlı bir biçimde izlenmesi. Gözlem sonucu. İnceleme. Görüş. Gizlice bakma. Bir olayı, bir gerçeği ya da bir nesneyi iyi anlamak için bu olay, gerçek ya da nesnenin türlü belirti ve koşullarını izleme ve inceleme işi. izleme ve inceleme sonucu elde edilen ölçü, puan ya da derece biçimindeki değerlere verilen ad. bir kimsenin ya da bir kümenin etkinliğini belli bir süre gözlemek ve bu süre içinde ortaya çıkan davranışları bir yere yazmak işlemi. Seyretme.
Trust : Bakım. Birtakım tecimevi ya da tüzel kişiliği olan ortaklıkların yapım, üretim evi ve yerlerin satağı elde tutmak amacıyla aralarında yaptıkları anlaşma. güvenceye dayanan işleri inalcının bir kişi ya da kuruluş adına yönettiği mallar. Kredi vermek. Güvenmek. Kredi. Güvenilir kişi. Veresiye vermek. Emniyet etmek. İnanç duymak.
Expects : Beklemek. Sanmak.
Lookout : Gözcü. Gözcülük yapma. Gözetleme. Arayış. Gözetleme yeri. Ümit. Bekleme. Gözleği. Sakınmak. Beklenti.
Connote : Demek istemek. Delalet etmek. İfade etmek. Akla getirmek. Anlamına gelmek. Ayrıca bir anlam taşımak. Demeye gelmek.
Expect of : Beklemek. İstemek.
Wanted : Aranan. İhtiyaç var. İstenen. Aranılan. Gerekli. Lazım.
Connotes : Anlamına gelmek. Delalet etmek. Ayrıca bir anlam taşımak. Demek istemek. İfade etmek. Demeye gelmek. Akla getirmek.
Glimpse : Bir an için görmek. Gözüne ilişmek. Bir an için görmek (bir şeyi). Bir anlık görme. Gözüne ilişme. Anlık bakış. Kısa görmek. Kısa bakış. Görür gibi olmak. Göz atmak.
Bargain for : Beklemek. Hesaba katmak. Hazırlanmak.
Looking synonyms : coup d'oeil, rubber necking, looking at, attendances, sight, hopes, perception, come along, calculate upon, appears, attend on, approve oneself, eyeing, have something in prospect, gandering, be in charge of, connoting, watching, come into sight, betokens, lookup, figure on, apparitions, anticipates, advents, bear witness to, searching, appearances, come in view, come out, appeared, eyeshots, peek.
Looking zıt anlamlı kelimeler, Looking kelime anlamı
Profound : Engin. Derin. Adamakıllı. İçten. Derya. Etkileyici. İçine işleyen. Şiddetli. Bilge. İçe işleyen.
Ugly : Nahoş. Biçimsiz. Sakil. Aksi. Ters. Bet. Suratsız. Tatsız. İğrenç. Çirkin.
Looking ingilizce tanımı, definition of Looking
Looking kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : A glance. Often compounded with adjectives. Having a certain look or appearance. The act of one who looks. As, good- looking, grand-looking, etc.

Bu kısımda Looking kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Looking ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Looking anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Looking ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.