On the spot türkçesi On the spot nedir

  • Zor durumda.
  • Olay yerinde.
  • Tam yerinde.
  • Derhal.
  • Tehlikede.
  • Yerinde.
  • Hemen.
  • Başı belada.
  • Tam vaktinde.
  • Mahallinde.
  • Hemen oracıkta.

On the spot ile ilgili cümleler

English: He consented on the spot.
Turkish: O hemen razı oldu.

English: I paid his wages on the spot.
Turkish: Maaşını hemen ödedim.

English: I won't put you on the spot.
Turkish: Seni sıkboğaz etmiyeceğim.

English: I can't make a decision on the spot. I'll have to talk to my boss first.
Turkish: Hemen bir karar veremem. Önce patronumla konuşmam gerekecek.

English: He paid the money on the spot.
Turkish: Parayı oracıkta ödedi.

On the spot ingilizcede ne demek, On the spot nerede nasıl kullanılır?

On : Açık. İle. Makbul. Üstünde. Olmakta olan. Üzerinde. Civarında. E doğru. Esnasında.

The : Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belgili tanımlık.

Spot : Lekelenmek. Kısa tanıtı. Benek yapmak. Televizyonda çok kısa süreli sözlü ve görüntülü tanıtı. Alacalamak. Yerine koymak. Leke. Benek. Değerlendirmek. Yerini saptamak.

Act on the spot : Anında davranmak. Hemen harekete geçmek. Derhal harekete geçmek.

 

Be on the spot : Olayın geçtiği yerde bulunmak.

On the chance : Eğer şans eseri olursa. Ümidiyle. - olması durumunda. Olur da. Şansa tafih.

On the bias : Diyagonal. Verev. Verevine.

On the alert : Teyakkuz halinde. Tetikte. Uyanık. Hazırlıklı. Alarm durumunda.

Taking notes on the spot : Alanda yapılan bir gözlemde yanıtları, bağlamsal koşulları ve yanıtlara eşlik eden durumları zamanında, sıcağı sıcağına yazıma geçirme. Yerinde yazım.

On the average : Ortalama olarak. Normal oranda. Orta miktarda.

İngilizce On the spot Türkçe anlamı, On the spot eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak On the spot ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

At risk : Risk altında. Riskli.

As soon as possible : Mümkün olan en kısa sürede. En kısa zamanda. Bir an önce. Olabildiğince çabuk. Mümkün olduğu kadar çabuk. Vakit geçirmeden. Mümkün olduğunca en kısa zamanda. En kısa sürede. İlk fırsatta.

Apt : Yatkın. Muhtemel. Eğilimli. Hızlandırılmış taban sınaması. Eğimli. Kavrayışlı. Yetenekli. Zeki.

On thin ice : Pamuk ipliğine bağlı. Çok riskli durum. Müşkül vaziyette. Kırılgan bir durumda. Hassas veya tehlikeli bir durumda. Zor durum. Çok kırılgan durumda. İncecik buz üstünde. Tehlikeli durum.

In a bad fix : Zor bir halde. Zor bir durumda. Sıkıntıda.

At the scene : Mevcut. Olay yerinde saptanmış.

At the drop of a hat : İşaret verilince. Ha deyince. Hemencecik. Çabucak ve isteyerek. Tereddütsüz. Hemen ve seve seve. Hemen istekle. Gecikmeden (konuşma dili).

Calculated : Hesaplanmış. Uygun. Muhtemel. Mutasavver. Hesaplanan. Hesaba katılmış. Tahmini. Hesaplı.

 

Forthwith : Gecikmeden. Tiz. Ansızın. Bir an önce.

In a fix : (eski argo) hamile. Çocuklu. Güç bir durumda.

On the spot synonyms : on the ground, in a twinkling, forthright, directly, as soon as, in deep water, in a jiffy, seasonable, in a pickle, apposite, at a word, on time, at a glance, immediate, apter, right on time, congruent, on the premises, conformable, congruous, bestead, in a tight corner, in distress, erelong, answerable, in the very nick of time, in position, at once, timely, has difficulty, has a hard time, up a gum tree, on the line.