Ortalık nedir, Ortalık ne demek

  • Bulunulan yer, çevre.
  • İçinde bulunulan, yaşanılan ev, oda vb. yer
  • Yeryüzünün görünen bölümü, çevre, etraf.
  • Soyut anlamda yaşanan ortam.

"Ortalık" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Ortalıkta güneş olmadığı, hava yine bulutlu olduğu hâlde, tatlı bir aydınlık vardı." - S. F. Abasıyanık
  • "Bu neşe ortalığa sirayet etti." - P. Safa
  • "Artık benim gündelikle çamaşıra, ortalık temizlemeye gitmemden başka çare kalmadı." - H. E. Adıvar
  • "Ortalık karanlık, bizi kimse görmez, merak etme." - P. Safa

Diğer sözlük anlamları:

Orta, ara, beyn.

İçinde bulunulan yer ve zaman.

Umumî, ortaya düşen, orta malı olan.

Osmanlıca Ortalık ne demek? Ortalık Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

havz-ı müselles

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Sinop ili, Ayancık belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Ortalık anlamı, tanımı:

Ortalık ağarmak : Sabah olmaya başlamak.

Ortalık düzelmek : Toplum içindeki karışıklık yok olmak, tedirginlik kalmamak, maddi durum düzelmek.

Ortalık kararmak : Akşam olmak.

Ortalık karışmak : Toplumda veya devletler arasında düzensizlik baş göstermek.

Ortalık sütliman olmak : Sakinleşmek, durulmak.

Ortalık yatışmak : Toplum içindeki düzensizlik ve kargaşa sona erip düzenli yaşayış yeniden başlamak.

 

Ortalığı birbirine katmak : Kargaşa çıkarmak.

Ortalığı gürültüye vermek : Gereksiz bir telaşa düşürmek.

Ortalığı kırıp geçirmek : Herkesi heyecana sürüklemek. çok kızarak çevresindekilere bağırıp çağırmak.

Ortalık yer : Göz önünde olan, açıklık alan.

Ortalı : Ortası olan.

Orta : Çankırı iline bağlı ilçelerden biri. Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde geçer not ile iyi arasındaki derece. Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre. Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm. Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş. Bir olayın, içinde gerçekleştiği yer. Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen. İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat. Yeniçeri Ocağında tabur. Orantı. Ne büyük ne küçük, midi. Ne uzun ne kısa, midi. Her iki yanında kendi türünden aynı nitelikte nesneler, durumlar bulunan. İyi ile kötü arasındaki durum. Defterde, bir araya getirilmiş belli sayıda yaprakların oluşturduğu bölümlerden her biri. Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer.

Ortalıkçı : Lokanta, gazino, pastane vb. yerlerde ayak işlerine bakan kimse.

Ortalıkta : Göz önünde, meydanda.

Dımdızlak ortalıkta bırakmak : Her türlü varlıktan, olanaktan mahrum kılmak, yokluğa mecbur etmek.

Çevre : Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam. Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit. Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit. Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü. Bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi. Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi. Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst. Yağlık.

 

Yeryüzü : Yer kabuğu. Dünya.

Bölüm : Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Çağ, devir. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon.

Etraf : Yanlar, taraflar. Çevre. Bir kimsenin sürekli ilişkide bulunduğu kimseler, yakınlar, muhit.

Soyut : Anlaşılması, kavranılması güç. Varlığı duyularla algılanamayan, mücerret, somut karşıtı, abstre.

Ortam : Bir kimsenin veya bir insan topluluğunun yaşayışını etkileyen ruhsal, toplumsal ve kültürel etkilerin bütünü. Nesnel ve toplumsal yönlerle bazen kişinin iç dünyasını da kapsayan yakın çevre, vasat. Canlı bir varlığın içinde bulunduğu doğal veya maddi şartların bütünü. Bir topluluğun veya toplulukların hareket alanı, platform.

Yer : Yerküre. İz. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Gezinilen, ayakla basılan taban. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Durum, konum. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Görev, makam. Durum, konum, vaziyet. Önem. Ülke.

Ortalık ağrısı : Bulaşıcı hastalık.

Ortalık kızartması : Davarın ön ve arka bacakları arasındaki kaburga kemiklerinin bulunduğu bölüm, suda haşlandıktan sonra ateşte, sac altında pişirilerek yapılan kızartma.

Ortalıktekerleği : Çam ağacından tek parça olarak yapılmış, çevresi demir çemberli tekerlek.

Ortalık ile ilgili Cümleler

  • Ortalıkta dolaşan söylentiler var.
  • Ortalık yangın yerine döndü.
  • Ortalık vahşileşmek üzere.
  • Ortalık karıştı!
  • Bir beklenti hissi ortalıkta dolaşıyor.
  • Ormanda ortalık tekrar sessiz oldu.
  • Hiç ortalıklarda görünmüyorsun.
  • Ortalıklarda yoktun.

Diğer dillerde Ortalık anlamı nedir?

İngilizce'de Ortalık ne demek? : surroundings, the world around

Fransızca'da Ortalık : alentour [le], lieu [le], parage [le]

Almanca'da Ortalık : n. Beteiligung