Park nedir, Park ne demek
Park; kökeni fransızca dilinden gelmektedir.
- Bir yerleşme merkezinde halkın gezip hava alması için düzenlenmiş ağaçlı ve çiçekli büyük bahçe.
- Cephane, makine veya otomobillerin bulunduğu yer.
- Otopark

- Trafik zorunlulukları dışında durma biçimi.
"Park" ile ilgili cümle
- "Park ismi de güzel ya, millet bahçesi uzunca ama daha güzel." - S. F. Abasıyanık
Fransızca'da Park ne demek?:
parc
Park hakkında bilgiler
Park, doğal yaşamı korumak için veya insanların gezmesi, eğlenmesi veya dinlenmesi amacıyla kullanılmak üzere ayrılmış arazi parçası.
Ana madde: Millî park
Milli (doğal) park, bilimsel ve estetik bakımdan az bulunan doğal ve kültürel kaynak değerleriyle koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip arazi parçalardır. Bu kapsama giren doğa parkları, bitki örtüsü ve yaban hayat niteliklerine sahip doğa alanlardır.
1972 yılında Yeni Delhi'de toplanan Uluslararası milli parklar konulu dünya konferansı milli parkları şöyle tanımlar: bitki ve hayvan türlerinin, jeomorfolojik sitlerin ve hayvan ya da bitki yaşam alanlarının eğitim ve dinlenme bakımından özel bir ilgi uyandırdığı ya da buralarda çok büyük estetik değerde doğal manzaraların bulunduğu, işletme ve insan işgali ile az bozulmuş ya da hiç bozulmamış bir ya da birçok ekosistemli olan, bu nitelikteki bir yerde ülkenin en yetkili makamının tüm yüzeyi üzerinde en kısa zamanda her türlü işletme ve işgali önlemek ya da gidermek ve parkın kurulmasına neden olmuş ekolojik, jeomorfolojik, estetik değerleri korumak için önlemler aldığı, buralarda ziyaretlerin sadece eğlence, eğitim ve kültür amaçlarıyla bazı koşullar altında izin verildiği az çok geniş alanlardır.
Park ile ilgili Cümleler
- Park caddesi toprak bir yoldu.
- Onda Parkinson hastalığı mı vardı?
- O, yeni arabasını sokağa park etmek istemedi.
- Evvelsi gün Tom'la parka gittim.
- Park boştu.
- Ali parktaki banka oturdu ve kitabını okumaya başladı.
- Park Caddesinde bir restoranım var.
- Park Caddesinde bir şey oluyor.
- Biletler 30 dolar, park etmek ücretsiz ve on yaşın altındaki çocuklara ücretsiz giriş.
- Park bugün açık mı?
- Park Caddesinde 333 numarada oturuyorum.
- Biz Park Caddesindeki Chuck's Bar and Grill'de öğle yemeği yedik.
- Park bankları hepsi meşguldü.
- Yosemite Ulusal Parkı dünyadaki en güzel yerlerden biridir.
Park anlamı, tanımı:
Büyük : Üstün niteliği olan. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Niceliği çok olan. Önemli. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Büyük abdest. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram).
Park etmek : Taşıtları trafik kuralları bakımından uygun bir yerde belli süre bırakmak.
Park saati : Parkmetre.
Park sayacı : Parkmetre.
Park yeri : Otopark.
Lunapark : Türlü eğlence ve oyun kuruluşları bulunan alan.
Milli park : Bir bölgedeki doğal bitki örtüsünü ve orada yaşayan hayvanları veya üzerinde bulunan tarihî yapıları korumak amacıyla devlet tarafından koruma altına alınmış bölge.
Otopark : Taşıtların trafik bakımından uygun olan ve belli bir süre bırakıldıkları açık veya kapalı yer, park yeri, park.
Ağaç parkı : Örnek olabilecek çeşitli ağaçların ve bitkilerin bilimsel amaçlarla yetiştirildiği alan, arboretum.
Botanik parkı : Botanik bahçesi.
Makine parkı : Bir işletmenin yüklendiği işi yapabilmesi için sahip olduğu araç ve gerecin bütünü.
Su parkı : Değişik boyutlardaki havuzlar ile bunların çevresine yerleştirilen farklı biçimlerdeki su kaydırağı oyuncaklarından oluşan eğlence yeri.
Parka : Genellikle askerin açık hava eğitimi ve manevra sırasında giydiği soğuğa karşı koruyucu, başlıklı bir tür üstlük. Genellikle gençlerin giydiği başlıklı bir tür üstlük.
Parkçı : Parkı işleten kimse.
Parkçılık : Parkçının işi.
Parke : Parke taşı. Konut, iş yeri vb. yerlerin tabanını döşemek için çeşitli boyutlarda, ince, uzunca tahta parçalarının veya yapay malzemenin belirli bir düzene göre yerleştirilmesiyle yapılmış olan döşeme. Bu döşemede kullanılan, aynı boydaki küçük tahta parçası.
Parke taşı : Yol yapımında kullanılan, düzgün ve çeşitli biçimlerde taş, parke.
Parkeci : Parke yapan, satan veya döşeyen kimse.
Parkecilik : Parkeci olma durumu. Parkecinin işi veya mesleği.
Parkeleme : Parkelemek işi.
Parkelemek : Parke ile döşemek.
Parkeletme : Parkeletmek işi.
Parkeletmek : Parke ile döşetmek.
Parkinson hastalığı : Özellikle kol ve bacak kaslarının sertleştiği, hastada sürekli titreme ve hafif sallantının görüldüğü bir merkezî sinir sistemi bozukluğu.
Parkmetre : Paralı park yerlerinde aracın kaldığı süreyi belirleyen saat, park sayacı, park saati, parkometre.
Parkur : Binicilik, bisiklet, atletizm, yürüyüş vb. sporların yapıldığı özel yol. Gezi ve yürüyüş yapılmış olan özel yol.
Yerleşme : Yerleşmek işi. Yerleşim alanı veya merkezi.
Merkez : Bir işin yoğun olarak yapıldığı yer. Belirli bir yerin ortası. Biçim, tarz. Bir işin öğretildiği yer. Bir dairenin veya bir küre yüzeyinin her noktasından aynı uzaklıkta bulunan iç nokta, özek. Polis karakolu. Bir kapalı eğrinin veya bazı çokgenlerde köşegenlerin kesişme noktası. Bir bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri.
Halk : Bir ülke içerisinde yaşayan değişik soylardan insan topluluklarının her biri. Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk. Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü, ahali. Bir ülkedeki yurttaşların bütünü, kamu. Yaratma. Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu.
Gezi : Gezilip hava alınacak yer. Pamuk ve ipekle karışık dokunmuş hareli kumaş. Gezinti yeri. Gezmek, görmek, eğlenmek amacıyla yapılmış olan yolculuk. Ülkeler veya şehirler arasında yapılmış olan uzun yolculuk, seyahat. Bu kumaştan yapılan.
Hava : Müzik parçalarında tür. Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans. Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Gökyüzü. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Çevreyi kuşatan boşluk. Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi. Tarz, üslup. Çekicilik. Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Keyif, âlem. Esinti. Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı.
Düzen : Dolap, hile. Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo. Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması, konsept. Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri. Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo. Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem. Alet edevat takımı. Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim. Yerleştirme, tertip. Müzik aletlerinde ses ayarı, akort. Bez dokuma tezgâhı.
Ağaçlı : Ağacı olan.
Doğal : Katıksız, saf. Yapmacık olmayan. Doğada rastlandığı gibi, doğaya uygun olan, doğa güçlerine, kurallarına uyan, tabii, natürel. Kendiliğinden olan, insan eliyle yapılmamış, yapay karşıtı. Doğada olan, doğada bulunan. Olağan, alışılmış, her zamanki gibi olan, beklenildiği gibi. Sağduyuya, mantığa, olağan düzene uygun olan.
Trafik : Ulaşım yollarının yayalar ve her türlü taşıt tarafından kullanılması, gidiş geliş, seyrüsefer. Önemli görevlerde bulunan kişilerin bir yere gidiş gelişi. Ulaşım yollarında bulunan taşıt ve yayaların tümü. Yoğunluk.
Dışında : -den başka, sayılmazsa.
Durma : Durmak işi.
Park ormanı : Bozkırlar gibi ağaçsızlığın egemen olduğu bölgelerde görülen ve küçük bir alanda kümelenen orman.
Park sineması : Otomobil parkı biçiminde yapılmış açık hava sineması. (İzleyiciler filmi otomobillerinden inmeksizin dev bir görüntülükten izlerler. Son zamanlarda bunun, her otomobildekiler için ayrı, ufak bir görüntülükten izlenebilecek biçimde düzenlenmişi de yapılmıştır).
Parkaç : Bakraç.
Parke cilası : Ağaçtan yapılmış yer döşemelerini kirden korumak ve güzel göstermek için kullanılan, genellikle balmumu ile terebentinden ya da özel verniklerden hazırlanan gereç.
Parke işkencesi : Yer döşemesi yapımında tahtaları yan yana sıkıca tutturmaya yarayan özel sıkıştırma aygıtı.
Parke zımpara makinesi : Ağaçtan yer döşemelerini düzeltmek ve zımparalamakta kullanılan elektrikli el makinesi.
Parkerleme : Asit mangan ya da çinko fosfat çözeltici içinde ısıtarak, çelik yüzeyleri, bir fosfat örtüyle örtmeğe dayanan özel bir süreç.
Parkerlenmiş çelik : Parkerleme sürecinden geçerek, fosfat örtü kazanmış çelik.
Parkinson yasası : Kamu veya özel kesimde, aşırı işlendirme ve bürokrasinin artmasına bağlı olarak iş veriminin düşeceğini ileri süren yasa. krş. bürokrasi 3, ölçeğe göre azalan getiri
Parkinsonizm : Parkinson hastalığı için karakteristik olan, istirahat hâlinde iken kasların sertlik, zayıflık ve titremeleri ile görülen arazlar.
Diğer dillerde Park anlamı nedir?
İngilizce'de Park ne demek? : n. public garden; area of preserved land; parking lot (for cars); moving of drive heads to a certain location in order that they will not damage the magnetic media when the heads shake (Computers)
v. place a vehicle in a location for an extended period of time
n. garden, public park, plot of ground for growing plants; area of preserved land; (Computers) moving of drive heads to a certain location in order that they will not damage the magnetic media when the heads shake; depot
Fransızca'da Park : parc [le], jardin public
Almanca'da Park : n. Anlage, Park
Rusça'da Park : n. парк (M), автостоянка (F)
adj. парковый

Bu kısımda Park nedir? Park ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Park tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Park hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.