Privilege türkçesi Privilege nedir

  • Şeref.
  • Özel hak.
  • İmtiyaz.
  • Ekonomik ve siyasal gücün eşitsiz dağılımından dolayı kimi birey ve toplumsal kümelerin elde ettiği; yasa ya da töreyle yaptırıma bağlanmış olan ya da olmayan üstünlük durumu.
  • Muaf tutmak.
  • Ayrıcalıklı kılmak.
  • İmtiyaz vermek.
  • Bilgisayar, hukuk, iktisat, sosyoloji alanlarında kullanılır.
  • Rüçhan hakkı.
  • Müsaade.
  • Ruhsat.
  • Herhangi bir konuda, bir kişiye ya da kişilere belirli koşullarla tanınan hak.
  • Öncelik hakkı.
  • İktisadi ve siyasal gücün eşitsiz dağılımından dolayı kimi birey ve toplumsal kesimlerin elde ettiği; yasa ya da töreyle yaptırıma bağlanan ya da bağlanmayan üstünlük durumu.
  • Ayrıcalık tanımak.
  • Nasip.
  • Dokunulmazlık.
  • Ayrıcalık.

Privilege ile ilgili cümleler

English: We were granted the privilege of fishing in this bay.
Turkish: Bize bu koyda özel balık tutma izni verildi.

English: A right without a duty is a privilege.
Turkish: Ödevsiz hak, imtiyazdır.

English: He had the privilege of studying abroad for two years.
Turkish: O, iki yıllığına yurt dışında eğitim görme ayrıcalığına sahipti.

English: The privilege is reserved exclusively for women.
Turkish: Ayrıcalık özel olarak kadın için ayrılmıştır.

English: It's a privilege to meet you.
Turkish: Sizinle tanışmak bir ayrıcalık.

 

Privilege ingilizcede ne demek, Privilege nerede nasıl kullanılır?

Privilege grant list : Ayrıcalık listesi.

Privilege of a process : İşlem ayrıcalığı.

Privilege of the members of parliament : Milletvekilliği dokunulmazlığı.

Privilege right : Ayrıcalık hakkı. Ayrıcalık ile sağlanan ve sınırı böylece belli edilen hak.

Privilege system : Bulgularda ayrıcalığı temel alan dizge. Ayrıcalık dizgesi.

Breach of privilege : Ayrıcalığın kötüye kullanımı. Dokunulmazlığın suistimalı. Yasama organı haklarının ihlali suçu. Dokunulmazlığın suistimali. Ayrıcalığın kötüye kullanılması. Dokunulmazlığın kötüye kullanılması.

Access privilege : Erişim önceliği. Veriye erişebilme veya değiştirme. Erişim ayrıcalığı. Erişim ayrıcalıkları.

Printing privilege of the author : Yazarın basım ayrıcalığı. Eski yasalarda yazara tanınan özel baskı ayrıcalığı.

Diplomatic privilege : Diplomatik dokunulmazlık. Diplomatik imtiyaz. Diplomatik ayrıcalık.

Lady of privilege : Parası ve yüksek sosyal statüsü olan kadın. Yüksek konumda olan kadın.

İngilizce Privilege Türkçe anlamı, Privilege eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Privilege ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Priority : Öncelikli şey. Kıdem. Öncelik. Kıdemlilik. Bir bilgisayara verilen görevlerin işleme konma sırasını belirlemede işletim dizgesince göz önünde tutulmak üzere tanımlanan belirteç. dizgeyi oluşturan donanım birimlerinden gelen uyarıları tutarlı biçimde işleyebilmek üzere tanımlanan sıradüzen. Önemli. Üstünlük. Bir şeyi ötekine karşı yeğleme, üstün tutma. diğer nesnelerden daha üstün tutulan.

 

Exclusive rigths : Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Öncelik oynatımını sağlayan hak.

Certificate : Öğrenim belgesi. Resmi bir örgütün bir olayı, bir işlemi kabul ve onadığını gösterir belge. Kimlik. Belgelemek. Tasdikname. Sertifika. Oynama belgesi. Bir oyuncunun resmi yarışmalara katılabilmesi için ayaktopu birliğince kendisine verilen izin belgesi. Bitirme belgesi. İzinlik.

Lucks : Uğur. Akyazı. Akyıldız. Şans. Yom. Kısmet. Talih. Tecelli.

Approvement : Tasdik. Onaylama.

Allowance : Göz yumma. Sağlanan para. Gecikme, açık verme ya da herhangi bir dokunca nedeniyle alacaklısınca kabul edilen vazgeçme ya da indirim. Hesaba katma. Müsamaha. Ödenek. Aylık. Cep harçlığı. Pay. İskonto.

Charters : (ayrıcalık) tanımak. Uçak kiralamak. Tutmak. Taşıt kiralamak. Tanımak (ayrıcalık). Vermek (patent). Berat vermek. Kiralamak. Patent vermek.

Preference : Belli kimi ülke malları için tanınan ve "en çok kayrılan ulus kuralı" dışında yalnızca o ülkelere uygulanan bildirmelik indirimi, bağışıklıklığı ya da nicelik kısıtlamalarının dışında tutulma gibi ayrıcalıklar a. bk. bildirmelik yeğlemeleri. Yeğ tutma. Tercih edilen şey. Üstünlük. Tercih yapmak. Tercih hakkı. Öncelik. İmtiyazlı hisse senedi. Gümrük, iktisat, ekonomi alanlarında kullanılır.

Concessionairy : Ayrıcalıklı.

Easement : Başkasının taşınmazı üzerinde, onun değerini azaltan ve bir kimsenin yararlandığı, geçme, ışık alma, yapı desteği gibi kullanma hak ve ayrıcalığı. Konfor. Kullanma hakkı. İrtifak hakkı. Ekleme parçası. Başkasına ilişkin arsa, yol, bahçe, ev gibi taşınmaz bir maldan belirli bir yön ve ölçüde yararlanma ya da kullanma yetkisi veren hak. taşınmaz bir mal ya da kişi yararına kimi yükümlülük ekleyen özdeksel hak. Yükümlenim hakkı. Başkasının arsa veya bahçe veya tarla vb'ini kullanmak. Sıkıntıdan kurtarma.

Privilege synonyms : privilege of the floor, bestow favors on, privileging, immunity, certificate of approval, cachet, liberty, kismet, royalties, precedence, eclats, privileges, authorisations, impunities, glory, dignity, certificates, exempt, certifications, leaves, immunities, sanction, franchises, acquitting, laurels, acquit, pre emptive right, prerogatives, exonerating, rights offering, concession, dignities, toleration.

Privilege zıt anlamlı kelimeler, Privilege kelime anlamı

Disadvantage : Kayıp. Dezavantaj. Sakınca. Çekince. Bir kişi, nesne, durum ya da koşula karşı olan, başarı ya da kazançta engelleyici etkisi bulunan özellikler. Kusur. Yarar yitimi. Zarar. Zarar vermek.

Forbid : Olanak vermemek. Men etmek. Engel olmak. Haram etmek. Menetmek. Yasaklamak. Yasak etmek. Memnu kılmak.

Disallow : İzin vermemek. Karşı çıkmak. Müsaade etmemek. Reddetmek. Golü iptal etmek. Saymamak. İnkar etmek. Kabul etmemek. Menetmek. İptal etmek.

Privilege ingilizce tanımı, definition of Privilege

Privilege kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To grant some particular right or exemption to. To invest with a peculiar right or immunity. Advantage. Special enjoyment of a good, or exemption from an evil or burden. Franchise. A peculiar benefit, advantage, or favor. A prerogative. To authorize. A right or immunity not enjoyed by others or by all. As, to privilege representatives from arrest.