Saçı salmak nedir, Saçı salmak ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Düğünlere davet etmek niyetiyle küçük çaplı hediye yollamak. bk. saçı dağıtmak.

Saçı salmak kısaca anlamı, tanımı

Saçı : Gelinin başından aşağı saçılan çiçek, şeker, arpa, para vb. şeyler. Düğün armağanı

Salma : Salmak işi. Kuşların üretilmesine ayrılan oda. Pirinçle pişirilen bir yemek türü. Başıboş gezen (hayvan). Bazı yerel giysilerde kolun yeninden sarkan kumaş parçası. Sürekli akan (su). Osmanlı Devleti'nde kol gezen kolluk eri. Genellikle köylerde işlerin görülmesi için ihtiyar heyetinin kararıyla her evden toplanması gereken para.

Salmak : Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak, bırakmak, koyuvermek. Saldırmak. Bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek. Sürmek. Uğratmak. Gemi demir üzerinde dört yana dönmek. Üzerine yürütmek. Koymak, katmak. Sarkıtmak. Yollamak, göndermek. Vergi yüklemek.

Saçı dağıtmak : Düğüne davet amacıyla okuntu salmak.

Küçük çaplı : Değeri ve ağırlığı az.

Yollamak : Göndermek.

Dağıtmak : Toplu durumda bulunanları birbirinden uzaklaştırmak veya ayırmak. Değişik sebeplerle kendini koyuvermek, beklenmedik davranışlarda bulunmak. Bir topluluğun varlığına son vermek, feshetmek. Yenilgiye uğratmak. Kurulu bir düzeni bozmak. Etkisini, gücünü azaltmak, gidermek. Belli bir orana göre bölüştürmek, pay etmek, tevzi etmek. İletmek, ulaştırmak. Ne yaptığını bilmeyecek kadar içip kendinden geçmek. Bir şeyin veya bir yerin düzenini bozmak. Herhangi bir şeyi ayrı ayrı kimselere vermek.

 

Yollama : Yollamak işi.

Dağıtma : Dağıtmak işi, tevzi.

Hediye : Armağan. Fiyat.

Çaplı : Çapı geniş olan. Yetenekli. Bilgisi çok olan.

Niyet : Bir şeyi yapmayı önceden isteyip düşünme, maksat. Fal gibi kullanılmak amacıyla içine mâni yazılıp katlanmış veya şekerlere sarılmış kâğıt parçası. Namaz kılmaya, oruç tutmaya ve abdest almaya karar verip başlama.

Küçük : Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Geri aşamada. Değersiz, önemsiz. Niceliği az olan. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Yaşı daha az olan. Niteliği aşağı olan, bayağı. Kısık, parlak olmayan (ses). Küçük abdest.

Davet : Çağrı, çağırma. Yemekli toplantı.

Düğün : Evlenme veya sünnet dolayısıyla yapılmış olan tören, eğlence, cemiyet. Bir olayı kutlamak için yapılmış olan büyük eğlence veya tören.

Etmek : Bir işi yapmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Demek, söylemek. Eşit değer kazanmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Küçük ya da büyük abdestini yapmak. Bulmak, erişmek. Herhangi bir değerde olmak. Kötülükte bulunmak.

Etme : Etmek işi.

Hedi : Haydi: Hedi sen de gel.

Küçü : Dokuma tezgâhlarında arış ipliklerini açıp kapayan tarak. Gücü (dokuma aygıtında). Dokumacılıkta arış ipliklerini aralayan iplik tarak.

Dave : Dava. Mesele.

Diğer dillerde Saçaklı yarasa anlamı nedir?

İngilizce'de Saçaklı yarasa ne demek ? : natterer's bat