Skin colour türkçesi Skin colour nedir

Skin colour ile ilgili cümleler

English: Employers cannot refuse to hire workers because of their race, religion, ethnic origin, skin colour, sex, age, marital status, disability or sexual orientation.
Turkish: İşverenler ırkları, dinleri, etnik kökenleri, deri renkleri, cinsiyetleri, yaşları, medeni durumları, engellilikleri ya da cinsel yönelimleri nedeniyle işçileri işe almayı reddemezler.

English: Stop judging people by their skin colour.
Turkish: İnsanları derilerinin rengine göre yargılamaya son ver.

Skin colour ingilizcede ne demek, Skin colour nerede nasıl kullanılır?

Skin : Sıyırmak. Biyoloji, jeoloji alanlarında kullanılır. Kazıklamak. Derisini soymak. Sıyırıp çıkarmak. Derisini yüzmek. Kabuk. Deri. Post. Cezalandırmak.

Colour : Renk duyumu. Doğrudan ya da üzerine düştüğü nesnelerde yansıma, kırılma, soğurulma gibi olaylar sonucu göze ulaşan ışığın, dalga boyuna göre bilinçte uyandırdığı imge. belli bir dalga boyundaki elektromıknatıssal ışınımın niteliği. Ton. Boya. Etkilemek. Algılamanın niteliğinde, ışığın görüntüsel bileşim ayrımlarının doğurabilecekleriyle aynı türden olan ayrımları gözlemeyi ve ayırt etmeyi sağlayan, görsel bir algılanmanın belirtisi. renk bir dalga uzunluğudur. örnek ; kırmızı, görüntüsü açısından en uzun, mor ise en kısa dalga uzunluğu içindedir. Canlılık. Dış görünüş. Renk değiştirmek.

 

Skin a flint : Herşeyi para için yapmak. Taşın derisini yüzmek.

Skin alive : Kurtarmak. Yenilgiye uğratmak. Çiğ çiğ yemek. Hala hayatta iken birinin derisini yüzmek. Canlı canlı derisini yüzmek. Korumak.

Skin and bone : O kadar zayıf ki kemiklerini görebilirsin. Deri ve kemik. Aşırı zayıf. Bir deri bir kemik.

Skin and bones : Çok ince. Bir deri bir kemik.

İngilizce Skin colour Türkçe anlamı, Skin colour eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Skin colour ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Flesh colour : Etrengi.

Colour : İçyüzü. Canlılık. Etkilemek. Boya renklendirmek. Algılamanın niteliğinde, ışığın görüntüsel bileşim ayrımlarının doğurabilecekleriyle aynı türden olan ayrımları gözlemeyi ve ayırt etmeyi sağlayan, görsel bir algılanmanın belirtisi. renk bir dalga uzunluğudur. örnek ; kırmızı, görüntüsü açısından en uzun, mor ise en kısa dalga uzunluğu içindedir. Coşkunluk. Çarpıtmak. Boya. Renk duyumu. Renk.

Colourings : Boyama. Yüz rengi. Yanıltıcı görünüş. Renklendiren. Görünüş. Gıda boyası. Renk. Renklendirme. Boya.

Buff : Yumuşak bir şeyle parlatmak. Devetüyü. Perdah etmek. Maden parlatmaya mahsus bir yuvarlağa sarılı deri. Meraklı. Devetüyü rengi. Düşkün. (araba veya radyo vb) meraklısı. Yumuşak birşeyle parlatmak. Soluk sarı.

Complexion : Renk. Doğa. Cilt. Sima. Gidişat. Mahiyet. Tutum. Görünüm. Yön. Ten.

Coloring : Gıda boyası. Boyama. Renk. Görünüş. Renklendirme. Yüz rengi. Boya. Renklendiren. Yanıltıcı görünüş.

 

Nude : Hükümsüz. Çıplak. Çıplak resmi. Çıplak insan vücudu. Nü. Geçersiz. Çıplak kimse. Çıplaklık.

Body color : Vücut rengi. Deri rengi. Beden rengi.

Skin colour synonyms : flesh color, skin color, colorings, body colour, colouring, flesh coloured, complexions, flesh colored, buffs, blee.