Solak ucaylı nedir, Solak ucaylı ne demek

Solak ucaylı; Fizik alanında kullanılan bir kelimedir.

Fiziksel anlamı:

Yayılma doğrultusu ile açısal devinirliği karşıt yönlü olan çembersel ucaylı (ışık).

Solak ucaylı kısaca anlamı, tanımı

Sola : Sulak toprak. Söyle. hlk. Süt kesen hastalığı

Ucay : Kıvıl ya da kıvılmıknatıs alan yaratan dingin, devinen yük dağılımı türlerinden her biri. bk. çiftucay, dörtucay. Bir mıknatısın, mıknatıslığının toplandığı uçların her biri. Bir elektriksel gözenin üşeklerinin, yani dışa erke veren uçlarımın her biri. Elektrik ya da mıknatıs alanlarının en yeğin oldukları iki noktadan her biri.

Solak : Genellikle sol elini kullanan kimse. Yeniçeri Ocağının, padişahın gözeticiliğini yapan asker sınıfı.

Ucaylı ışık : Titreşimleri yalnız bir düzlem içinde kalan ışık.

Doğrultu : Yön, istikamet. Paralel olmayan iki sonsuz doğruyu birbirinden ayırt ettiren durum. Belli bir sonsuz doğrunun belirttiği tek yol, istikamet. Tutulan, izlenen yol.

Yayılma : Yayılmak işi, intişar. Dağınık savaş düzeni. Organizmanın herhangi bir noktasında bulunan bir hastalığın veya kötü huylu urun organizmanın başka bir yerine sıçraması, metastaz. Işığın, bir kaynaktan çıkarak doğru çizgiler durumunda türlü yönlere dağılması.

 

Açısal : Açı ile ilgili, zaviyevi.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Çember : Merkez denilen sabit bir noktadan aynı uzaklık ve düzlemdeki noktalar kümesinin oluşturduğu kapalı eğri. Yazma, yemeni, başörtüsü. Basketbolda içinden topun geçmesiyle sayı kazanılan ağlı demir halka. Aşılması, çözümü güç durum. Çocukların çevirip arkasından koştukları tekerlek biçiminde oyuncak. Bu biçime getirilmiş katı cisimlerin çevresi. Sandık, denk, fıçı vb.nin dağılmaması için üzerlerine geçirilen dayanıklı bir cisimden kuşak.

Devin : Hareket, kımıldanış. Çaba, gayret.

Doğru : Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı. Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca. Yakın, yakınlarında. Yanlışsız, eksiksiz bir biçimde. Gerçek, hakikat. Yasa, yöntem ve ahlaka bağlı, dürüst, namuslu. Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun. Gerçek, yalan olmayan. Karşı yönünce. İki nokta arasındaki en kısa çizgi.

Yönlü : Yönü olan. Uygun.

Karşı : Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi. İçin, hakkında. Bulunan yere göre önde, ileride olan. Karşılık olarak, mukabil. -e doğru. Karşıt, zıt, muhalif. Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı. Ön, kat, huzur. Yüzünü bir şeye doğru çevirerek.

Olan : Oğlan. Oğlan, erkek çocuk. Vakia, olan. Oğul, evlat.

Işık : Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk. Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma. Aydınlanmak için kullanılan elektrik. Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç. Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı. Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb.

 

Devi : Deve. Tokacın iki ölünokta arasında gittiği yol.

İle : Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, neden veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz. Bazı soyut adlara getirildiğinde ". olarak, . bir biçimde" anlamında durum zarfları oluşturan bir söz. Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz.

Diğer dillerde Solak ucaylı anlamı nedir?

İngilizce'de Solak ucaylı ne demek ? : lefthanded polarized