Sulanmak nedir, Sulanmak ne demek

  • Sulama işi yapılmak.
  • Suyu çoğalıp yoğunluğu azalma.
  • Sulu duruma gelmek.
  • Göz yaşarmak.
  • Birine karşı duyulan cinsel isteği kendisine sezdirmek, yeşillenmek
  • Ciddiyetini, ağırlığını kaybetmek.
  • İmrendiğini açığa vurmak.

"Sulanmak" ile ilgili cümleler

  • "Otomobilde bir şey kaçtığı için durmadan gözü sulanıp akıyor." - R. N. Güntekin
  • "Bizim çiçeklere sulandı."
  • "Geceye doğru kar sulanıyor ve gevşiyor." - A. İlhan
  • "Sulandıkça canlanan bir nergise gösterilebilecek özenle yaralarını sardı onun." - R. Mağden
  • "Kanı sulandı."

Yerel Türkçe anlamı:

Semirmek, güzelleşmek, gelişmek.

Diğer sözlük anlamları:

Su tedarik etmek, su almak, su ihtiyacını gidermek.

Sulanmak anlamı, kısaca tanımı:

Sulanma : Sulanmak işi. Bazı nesnelerin, havanın nemini soğurarak çözünme özelliği.

Ağzı sulanmak : İmrenmek. yeme, içme isteği artmak.

Beyni sulanmak : Düzgün düşünemez olmak, bunamak.

Gözleri sulanmak : Gözlerine yaş gelmek.

Kanı sulanmak : Kansızlığa uğramak.

Sulama : Sulamak işi. Arklar veya savaklar yardımı ile su akıtarak herhangi bir toprak bölgesini kuraklıktan kurtarma.

Yapılmak : Yapma işine konu olmak. Gerçekleştirilmek, ortaya çıkarılmak.

Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

 

Gelme : Gelmek işi. Gelmiş olan. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Yetişme.

Yoğun : Artmış, çoğalmış bir durumda olan. Etkisi güçlü olan, ağır (koku vb.). Dolu, sıkı, sıkışık, çok, konsantre. Koyu, kalın. Hacmine oranla ağırlığı çok olan, kesif. Şişman, iri, tombul. Kaba, kalın, iri (elek, iğne).

Azalma : Azalmak işi, eksilme, tenakus.

Yaşarmak : Islanmak, nemlenmek.

Sulu : İçine su katılmış, sulandırılmış olan. Yersiz şakalar yapan, söz ve davranışları ile çevresini tedirgin eden veya gereksiz iltifatlarda bulunan (kimse). Suyu olan, içinde su bulunan, koyu karşıtı. Suyu çok olan.

Gelmek : -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Kadar olmak. Ortaya çıkmak, doğmak. Katılmak, eklenmek. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Akmak. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Mal olmak. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Çıkmak, yönelmek. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Biriyle birlikte gitmek. Herhangi bir sırada bulunmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Kazanılmak, sağlanılmak. Dayanmak, tahammül etmek. Belli bir süre dolmak. İzlemek, takip etmek. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Sonuç çıkmak. Getirmek. Düşmek, rast gelmek. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Olmak, -e uğramak. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Uymak. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Oturmaya, ziyarete gitmek. Görünmek, sanılmak. Başlamak, ortaya çıkmak. Belli bir zamana ulaşmak. Uygun düşmek. İsabet etmek. Ulaşmak, varmak. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Türemek.

 

Suyu : Herkesçe duyulma, yayılma.

Göz : Çekmece. Sevgi, ilgi, gönül bağlantısı. Terazi kefesi. Bazı deyimlerde, görme ve bakma. Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri. Nazar. Bazı yaraların uç bölümü. Görme organı, basar. Bölüm, hane. Oda. Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak. Bakış, görüş. Delik, boşluk.

Kaybetmek : Yenik düşmek, yenilmek. Yitirmek.

Vurmak : Uygulamak, basmak, koymak. Bağlama, ilişkilendirmek. Etkisi bir yere kadar uzanmak. Takmak, koymak, bağlamak. Desteklemek, dayamak. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. Tavla oyununda pulu kırmak. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek. Olumsuz yönde etkilemek. Kadeh tokuşturmak. Sürmek. Olduğundan başka biçimde görünmek. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. Sırtına, omzuna yerleştirmek. İçki içmek. Silahla yaralamak, öldürmek. Manevi olarak yaralamak. Dokunmak, hasta etmek. Çarpma işlemini yapmak. Çıkmak. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. Hızla değmek, çarpmak. Amaçladığı şeye rast getirmek. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. Hızla çarpmak. Duyulmak, hissedilmek.

Diğer dillerde Sulanmak anlamı nedir?

İngilizce'de Sulanmak ne demek? : v. become watery, water, get fresh with smb.

Fransızca'da Sulanmak : devenir aqueux, être étendu, être arrosé; se liquéfier; manifester son désir; (meyve) juter; devenir humide

Rusça'da Sulanmak : v. разжижаться, мокнуть, орошаться