The better türkçesi The better nedir

The better ile ilgili cümleler

English: Ali spent the better part of the day writing an article for a local magazine.
Turkish: Ali günün çoğunu yerel bir dergi için bir makale yazarak geçirdi.

English: He's had a holiday and looks all the better for it.
Turkish: O bir tatil yaptı ve onun için çok daha iyi görünüyor.

English: His health gradually changed for the better after he went to live in the countryside.
Turkish: Kırsal alanda yaşamak için gittikten sonra onun sağlığı gitgide daha iyi oldu.

English: Ali didn't think that Mary would get the better of him.
Turkish: Ali Mary'nin onu altedeceğini düşünmüyordu.

English: Ali worked on the report for the better part of the day.
Turkish: Ali günün daha iyi bir kısmı boyunca rapor üzerinde çalıştı.

The better ingilizcede ne demek, The better nerede nasıl kullanılır?

The : Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belgili tanımlık. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer).

Better : İyileştirmek. Geçmek. İyileşmek. Yakşırak. Düzeltmek. İyisimi. Daha yakşı. Gelişmek. Islah etmek. Daha iyi şekilde.

 

The better part : Çoğu. Yarısından fazla.

All the better : Daha iyi. İsabet. Çok daha iyi. Daha da iyi.

Change for the better : İyiye gitmek. İyiye doğru gitmek. İyileşmek.

Get the better : Daha iyisini almak.

Get the better of : Alt etmek. Galip gelmek. Yenmek. Sırtını yere getirmek. Üstün olmak. Hakkından gelmek. -den kazançlı çıkmak. Üstesinden gelmek. Üstün gelmek. Üstün çıkmak.

İngilizce The better Türkçe anlamı, The better eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak The better ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Correct : Üzerinde kalem oynatmak. Tam. Ayarlamak. Uygun. Kusursuz. Bir sayışımı, bir işelmi kapsadığı yanlışlıklardan arıtarak düzeltme. Doğrultmak. Doğrulamak. Düzeltme.

Ameliorate : Düzelmek. Abat eylemek. Ondurmak. Gelişmek.

Be transmitted : İletilmek.

Cultivate : Beslemek. Dostluğunu ilerletmek. Kendini adamak. Toprağı işlemek. İşlemek. Ekip biçmek. Kazanmaya çalışmak. Dostluğunu kazanmak. Ekmek.

Best : En çok. En iyi. Birinci sınıf. Alt etmek. Baskın çıkmak. En iyisi. Yenmek. En. En iyi şekilde.

Ameliorates : Ondurmak. Gelişmek. Abat eylemek. Düzelmek.

Break : Teneffüs. Bozdurmak. Ani değişim. Değişiklik. Dinlenme. Mahvetmek. Patlamak. Bozmak. Dizginlemek. Kırılma.

Bring through : Hayatını kurtarmak. Ayıltmak. Korumak. Kurtarmak. Kendine getirmek. -den kurtarmak. Tedavi etmek.

Come along : Çıkmak (fırsat). Beraber gelmek. İlerlemek. Gelişmek. Düzelmek. Görünmek. Birlikte gelmek. Acele etmek. Eşlik etmek.

Arrange : Uyuşmak. Ayarlamak. Dizmek. Halletmek. Sıralamak. Yapıt yaratmak. Aranje etmek. Bağlamak. Hazırlamak.

 

The better synonyms : atop, besting, cicatrize, preferable, adjusts, better, outperformed, civilising, carrying forward, bettering, bowdlerising, amended, bring on, build, regenerates, better quality, advance, cleanse, blow over, edge, build up, drive on, improve, chast, boom, carry forward, corrects, outperform, betters, further, a cut above, be mentioned, all the better.