The last türkçesi The last nedir

The last ile ilgili cümleler

English: Albert is the last person to break a promise.
Turkish: Albert sözünden cayacak en son kişidir.

English: Advances in science and technology and other areas of society in the last 100 years have brought to the quality of life both advantages and disadvantages.
Turkish: Son 100 yılın bilim ve teknoloji ve topluluğun diğer alanlarındaki gelişmeler hayat kalitesine hem avantajlar hem de dezavantajlar getirdi.

English: "What will we do if we miss the last train?" "How about waiting until morning at an internet café or somewhere else?"
Turkish: "Son treni kaçırırsak ne yapacağız?" " Sabaha kadar bir internet kafede ya da başka bir yerde beklemeye ne dersin?"

English: Ali always leaves everything to the last minute.
Turkish: Ali her zaman her şeyi son dakikaya bırakır.

English: A good idea came across his mind at the last moment.
Turkish: Son anda aklına iyi bir fikir geldi.

The last ingilizcede ne demek, The last nerede nasıl kullanılır?

The : Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belgili tanımlık.

 

Last : Bozulmamak. Sonuncu. Gitmek. Herşeyden sonra. Tutunmak. Sonuncu olarak. Yetmek. Ölüm. En son. Devam etmek.

The last day : Mahşer günü. Kıyamet günü.

The last days of pompeii : İmparatorluğun çöküşü. Pompeii'nin son günleri. İmparatorluğun sonu. Sonu yaklaşan veya sonuna gelinen güzel şeyler.

The last judgement : Kıyamet günü. Mahşer.

The last judgment : Son hüküm. Allah'ın insanları günahlarından dolayı yargılayacağı gün. Kıyamet günü. Kıyamet.

The last of the mohicans : Hayatta kalanlar. Mohikanların sonuncusu. Kurtulanlar. Bir kabile veya topluluktan en son hayatta kalan.

İngilizce The last Türkçe anlamı, The last eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak The last ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Breakup : Dağılma. Bozulma. Ayrılma. Kırılma. Çözülüm. Sona erme. Parçalanma. Bozuşma. Çöküş.

Be sufficient : İdare etmek. Kafi gelmek. Yeterli gelmek. Yeterli olmak.

Book : Libretto. Rezervasyon yaptırmak. Yazılmış ya da basılmış yaprakların bir araya getirilmesinden oluşan, 49 sayfadan az olmayan ve bir konuyu belirli bir düzen içinde sunan yapıt. Senaryo. Yer tutmak. Deftere işlemek. Peylemek. Kitap. (yer) ayırtmak.

Be among the living : Canlı kalmak. Göğüs görmek. Canlı olmak. Yaşamak. Yaşayanlar arasında olmak.

Disembarks : Gemiden karaya çıkmak. Yukarıdan aşağıya doğru gelmek. (gemiden) karaya çıkmak. Fiyatı veya değeri düşmek. Karaya çıkmak. Sayısı azalmak. Karaya çıkarmak. Varmak. Karaya ayak basmak.

Bespeak : Göstergesi olmak. Konuşmak. Talep etmek. Ayırtmak. Sipariş vermek. Ismarlamak. Bir şeye delalet etmek. İstemek. Rica etmek.

 

Abideth : Beklemek. Boyun eğmek. Sadık kalmak. Kabul etmek. Yaşamak. Kalmak. Oturmak. Uymak. Tahammül etmek.

Final : Birinciyi belli eden, herhangi bir daldaki yarışmayı sonuçlandıran yarış. Yargının kesinleşmesi. Son maç. Sömestr sonu veya kurs sonu sınavı. En son. Kusursuz. Kesin. Son yarış. Eleme yarışlarından sonra birinci, ikinci ve üçüncüyü belli edecek son ve kesin karşılaşma.

Attracts : Cezbetmek.

The last synonyms : fasten onto, bear, abstract, adsorb, aftermaths, drawler, cling to, bugger off, attends, boundary, continue, hang on, last, allured, capture, go far, afterbirths, continues, betake oneself to, answered, add up to, be tolerant of, closer, lasts, caught, do, amount to, attain, clung, disembarked, last but not least, abides, cling.