The quick türkçesi The quick nedir

The quick ile ilgili cümleler

English: The suspect had a nervous disposition, was a chain smoker and had bitten his nails down to the quick.
Turkish: Şüphelinin sinirli bir yaradılışı vardı, bir sigara tiryakisiydi ve sapına kadar tırnaklarını yemişti.

English: We took the quickest route.
Turkish: En hızlı rotayı aldık.

English: Who'll get there the quickest?
Turkish: Burda en hızlı kim?

English: Flying is the quickest way to travel.
Turkish: Uçmak seyahat etmek için en hızlı yoldur.

English: Ali pulled Mary out of the quicksand.
Turkish: Ali Mary'yi bataklıktan çıkardı.

The quick ingilizcede ne demek, The quick nerede nasıl kullanılır?

The : Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belgili tanımlık. Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer).

Quick : Hayat dolu. His. Hemen. Faal. Süratle. Öz. Ateşli. Hızlı. Civa (amerikan ingilizcesi). Çabuk kavrayan.

The quick and the dead : Diriler ve ölüler.

Cut somebody to the quick : En hassas noktadan vurmak. Can evinden vurmak.

To the quick : Sapına kadar. Can alıcı noktadan. En hassas noktaya. En ince ayrıntısına kadar. Can evinden.

 

The 2004 tsunami : 26 aralık 2004'teki büyük tsunami. Bir depremin tetiklediği ve iki kıtada 8 ülkede (tayland, hindistan, endonezya, malezya, maldivler, seylan, somali ve sri lanka) yaklaşık 225. 000 insanın ölümüne yol açan 26 aralık 2004'te meydana gelen yıkıcı tsunami. 2004 tsumanisi.

The 1967 borders : Bağımsızlık savaşı sonrasında ateşkes anlaşmalarında oluşturulan sınırlar (israil tarihi). 1967 sınırları. Yeşil hat.

İngilizce The quick Türkçe anlamı, The quick eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak The quick ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Hastier : İvedi. Düşüncesizce yapılmış. Aceleci. Tez. Çabuk sinirlenen. Daha süratli. Telaşçı.

Accelerated : İvmelenmiş. Hızlandırılmış. Hızlanmış.

Dewier : Çiyli. Üzerine çiy düşmüş. Gözyaşı. Çiyle kaplı. Çiy ile kaplı. Canlı. Nemli. Çiy gibi. Rutubetli.

Brisks : Hareketli. Canlanmak. Sertçe esen (rüzgar). İstenilen hızda hareket eden. Enerjik. Çevik. Hareketlilik. Canlandırmak. Hareketlendirmek.

Active : Etkin, işler durumda, etkili. Üretken. Canlı. Çalışkan. Çalışan. Hareketli. Bilgisayar, fizik, kimya, veterinerlik alanlarında kullanılır. Çevik. Etken.

Epicentre : Yerkabuğu üzerinde deprem ocağına en yakın ve sarsıntının en yeğin olduğu yer. bk. deprem ocağı. Merkez üssü. Dış merkez. Episantır. Depremin olduğu ve yayıldığı yer. Dışmerkez. Depremin merkezi. Deprem özeği. Episentır. Coğrafya, uzay alanlarında kullanılır.

Sense : Genel düşünce. Farkında olmak. Duyu. Anlayış. Duygu. Düşünce. Eğilim. Anlama yetisi. Duyum. Duymak.

 

Dynamic : Devingen. Tığ gibi. Devingen ayrım, çekim, film, kurgunun yarattığı etki, nitelik. alıcının devindirilmesinden doğan durum. duruk'un karşıtı. Kuvvetli. Mekanik gücü olan. Canlı. Zaman içinde konumu, yapısı ya da niceliğini değiştirme özelliği olan özdek, olay ve süreçlerin genel niteliği. Dinamik. Enerjik.

Esthesis : Sezgi. Hissetme. Algı. Duygu.

The quick synonyms : pacey, feelin, elfish, fleet, corky, bruskest, fleeted, crashing, brusk, dashing, hasty, busiest, distillates, emotion, epicenters, crux, brisking, arrowy, brisked, sensations, express, the living, compendiums, tender spot, bio, fleetest, animated, fleet of foot, elfins, erelong, fast, elvish, punchline.