Ufak nedir, Ufak ne demek

Ufak; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Ufak" ile ilgili cümle

  • "Ufak ev."
  • "Ufak bir memuriyet de olsa olurdu." - O. Kemal
  • "Ufak bir istirahatten sonra oyuncular birinci muvaffakiyetin tesiri ile ikinci bir raksa başladılar." - A. H. Müftüoğlu
  • "Bir sabah ufak, sarışın, ela gözlü bir kız karşıma geldi." - N. F. Kısakürek
  • "Ufak bir ameliyatla yüzük kesilip alındı." - R. N. Güntekin

Yerel Türkçe anlamı:

Küçük odun parçaları: Oğlum bu ufakları topla da yakalım.

Ekmek kırıntısı.

Orta Öğretim alanındaki anlamı:

[Bakınız: çevren]

Ufak kısaca anlamı, tanımı:

Ufak at da civcivler yesin : Çok yalan söyleyen veya olayları abartan kişilere inandırıcı olmadığını belirtmek için söylenen bir söz.

Ufak çapta : Küçük olan. Önemsiz.

Ufak para : Bozuk para.

Ufak tefek : Çok yer kaplamayan, küçük. Gerekli küçük eşya, araç gereç. Sönük, zayıf. Çok gerekli olmayan, önemsiz. Kısa ve zayıf.

Ufak ufak : Küçük parçalar durumunda. Yavaş yavaş. Küçük küçük, hafif hafif.

Ufaktan ufağa : Azar azar, yavaş yavaş.

Ufaktan ufaktan : Sezdirmeden. Yavaş yavaş.

Ekmek ufağı : Ekmek kesilirken veya bölünürken dökülen parçacıklar, ekmek kırıntısı.

 

Ufakça : Oldukça ufak, ufarak.

Ufaklık : Bozuk para. Küçük çocuk. Ufak olma durumu. Bit. Çocuklar için kullanılan bir seslenme sözü.

İrili ufaklı : Büyük küçük karışık.

Un ufak etmek : Çok ufak kırıntılar durumuna getirmek, parçalamak.

Un ufak olmak : Çok ufak kırıntılar durumuna gelmek, parçalanmak.

Boyut : Doğruların, yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alınan üç doğrultudan uzunluk, genişlik ve derinlikten her biri, buut. Durum, nitelik. Film veya fotoğrafta boyut, format. Genişlik, kapsam. Bir cismin herhangi bir yöndeki uzantısı.

Normal : Aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum. Bir eğrinin bir teğetine değme noktasından çizilen dikme. Kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun.

Küçük : Niteliği aşağı olan, bayağı. Değersiz, önemsiz. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Geri aşamada. Niceliği az olan. Kısık, parlak olmayan (ses). Küçük abdest. Yaşı daha az olan. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse.

Makam : Mevki, kat, yer. Klasik Türk müziğinde bir müzik parçası veya şarkının işleniş biçimi.

Derece : Denli, kadar. Bir çemberin üç yüz altmışta birine eşit olan açı birimi. Sıcaklıkölçer. Ölçü aletlerinin ölçeğinde belirtilmiş bulunan başlıca bölümlerden her biri. Başarı gösterme. Bir çözeltinin yoğunluğunu ölçmede kullanılan birim. Bir süreç içindeki durumlardan her biri, basamak, aşama, rütbe, mertebe.

Bakım : Bakma işi. Birinin beslenme, giyinme vb. gereksinimlerini üstlenme ve sağlama işi. Bir şeyin iyi gelişmesi, iyi bir durumda kalması için verilen emek.

 

Önemsiz : Önemi olmayan, ehemmiyetsiz.

Daha : Bunun dışında. Henüz. Var olana, elde bulunana ek olarak. Kendisinden sonra üçüncü kişi iyelik eki alan bir sıfatla birlikte sözü edilen konuda en önemli durumu belirtmek için kullanılan bir söz.

Bakımından : -e göre. Bakış veya görüş açısı yönünden, değerlendirme açısından.

Geri : Aptal, anlayışsız. Araba üzerine gerilerek kenarları arabanın korkuluğuna tutturulan ve içine saman veya tahıl doldurulan büyük kıl çuval. Arka, bir şeyin sonra gelen bölümü, art, alt taraf, ileri karşıtı. Geçmiş, mazi. Eksik gösteren (saat). Hayvanda boşaltım organının dışı. "Geri dön, geri git!" anlamında bir söz. Geriye doğru. Benzerlerine ayak uydurup ilerleyememiş, gelişememiş. Bir şeyin sona kalan bölümü. Son, sonuç.

Kısa : Ayrıntısı çok olmayan. Az süren, uzun olmayan. Kısaca, kısaltarak. Kısa olan şey. Boyu, uzunluğu az olan, uzun karşıtı.

Bir : Tek. Sayıların ilki. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Beraber. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Eş, aynı, bir boyda. Bir kez. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Aynı, benzer. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Sadece. Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız.

Süre : Kur'an'ın yüz on dört bölümünden her biri.

Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.

Az : Nicelik, nitelik, güç, süre, sayı bakımından eksik, çok karşıtı. Azot elementinin simgesi. Alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik olarak.

Ufak dip : Ufak boyutlu (E 14, E 10 vb.) lamba dibi.

Ufak doldurmalık : Doldurmalık ile kutucuk arasında yer alan kapalı, eksenli kutu.

Ufak kara : Atmaca çeşidi

Ufak lamba : Boyu 30, ampul çapı 14 milimetreden az olan lamba.

Ufak rol : Figüranınkinden biraz daha önemli rol; kısa ama dikkati çeken bir tipin yaratıldığı rol. Kısa, ama dikkati çeken bir rol.

Ufak rol oyuncusu : Ufak role çıkan oyuncu.

Ufak üçayak : Üçayağın küçüğü.

Ufak vinç : Elle ya da motorla çalışır ufak boyda vinç.

Ufakargaçlı dokuma : Makat zili, kilim vb. verilen ad. (Yenikent *Aksaray -Niğde)

Ufakdalga izgesi : Özdeciklerin dönmeleriyle oluşan, erke düzeyleri arasındaki geçişlerde salınan türden ışık dalga boylarına ilişkin izge.

Ufak ile ilgili Cümleler

  • Ufak ayrıntılar üzerinde fazla duruyorsun.
  • Ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu.
  • Ufak detaylar hakkında endişelenme.
  • Tom'un ufak bir penisi var.
  • Sergi ufak bir skandala neden oldu.
  • Hadi ilk olarak büyük resme odaklanmayı deneyelim. Daha sonra ufak ayrıntılarla ilgilenebiliriz.
  • Ufak tefek şeylerle beni rahatsız etmeyin.
  • Sen, ufak ayrıntılar üzerinde fazla duruyorsun.
  • Ufak tefek şeyler olur.
  • Ali ufak bir kazaya karıştı.
  • Ali ufak bir penise sahip.
  • Ufak ayrıntılar üzerinde fazla duruyorsunuz.

Diğer dillerde Ufak anlamı nedir?

İngilizce'de Ufak ne demek? : adj. small, little, petite, petty, peddling, scrubby, tiddly

pref. micro

Fransızca'da Ufak : petit/e, exigu/ë, menu/e

Almanca'da Ufak : n. Deut

adj. klein

Rusça'da Ufak : adj. маленький, небольшой, младший, мелкий, незначительный, сопливый