Çivi nedir, Çivi ne demek

  • İki şeyi birbirine tutturmak, bir nesneyi bir yere sabitlemek için çakılan, ucu sivri, başlı, metal veya ağaçtan yapılmış ufak çubuk, mıh
  • Kalkan balığının üzerindeki düğmeye benzer kemiksi oluşum.

Çivi hakkında bilgiler

Çivi Ahşap ya da plastik malzemeleri bir daha açılmamak üzere birleştirmek için kullanılan birleştirme aygıtıdır.

Bir ucu sivri uçlu ince çubuk benzeri parçanın diğer ucunda çekiç ile vurulabilecek bir başlık vardır. Başlığa çekiç ile vurulduğunda sivri uçta çok yüksek bir basınç olur. Bu basınç çivinin yumuşak tahta veya plastik içerisine dalmasına sebep olur. Çivi üzerinde bulunan ufak tırtıklar çivinin geri çıkmasını önler. İki parçayada saplanan çivi bu parçaları birleştirmiş olur. Çivi çakmak için dizayn edilmiş çekiçler üzerinde yanlış çakılan çiviyi düzeltmek veya çıkarmak için özel bir anahtar delik bulunur. Bu anahtar deliğe çivi başı takılır ve çekicin diğer ucundan kuvvet uygulanarak kaldıraç etkisi ile çivi sökülür.

Kullanım amaçlarına göre çivilerin gövde kısmı, düz, ring, helikal (vidalı) şekildedir. Ring ve vidalı çiviler düz çivilere göre daha zor söküldüğünden çok iyi birleştirilmesi gereken ve yük taşıma etkisine maruz kalan yerlerde tercih edilirler. Ayrıca beton uygulamalarında kullanılmak üzere yüksek karbonlu telden, ısıl işlem ile sertleştirilerek üretilmiş çiviler vardır.

 

Çivi ile ilgili Cümleler

  • Ali kapıyı çivileyerek kapattı.
  • Çivi onun ceketini yırttı.
  • Geleneksel Japon mobilyaları çivi ya da vida kullanılmadan yapılır.
  • Çivi, onun ceketini yırttı.
  • Çivi duvardan geçti.
  • Çivil marmelatı mükemmel bir tatlı.
  • Ali evinin arka kapısını çivileyerek kapattırdı.
  • Kutu çivilenerek kapatıldı.
  • Çiviye bastım.
  • Çivil marmelatını çok severim.
  • Arabanın iç lastiğine koca bir çivi batmış.
  • Çivi çiviyi söker.
  • Bunlar çivisiz lastikler mi?
  • Kavurga, hedik, çivil marmelatı, tandır ekmeği, firik ve kebap gibi yiyeceklere bayılırım.

Çivi anlamı, kısaca tanımı:

Çakıl : Çakıl taşı.

Sivri : Genel tutumun veya geleneklerin dışında kalan, göze batıcı özelliği olan, aşırı. Ucuna doğru gittikçe incelen. Palamut. Ucu keskin ve batıcı olan.

Başlı : Başı olan.

Ufak : Boyutları normalden küçük. Yaşça daha küçük olan. Makam, derece bakımından geri olan. Önemsiz, çok az. Kısa bir süre.

Çubuk : Körpe dal. Değnek biçiminde ince, uzun ve sert olan şey. Kumaşta düz çizgi. Tütün içmek için kullanılan uzun ağızlık. Ana direkler üzerine sürülen ikinci ve üçüncü direk parçası. Ankara iline bağlı ilçelerden biri.

Çivi çıkar ama yeri kalır : "gönül yarası kapansa da unutulmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Çivi çiviyi söker : "güçlü bir şey, kendisi güçlü olan başka bir şeyle veya durumla etkisiz bırakılır" anlamında kullanılan bir söz.

Çivi gibi : Çok soğuk. çok sağlam ve çevik (kimse).

 

Çivi gibi olmak : Çok üşümek, donmak. çok soğuk olmak.

Çivi kesmek : Çok üşümek.

Çivi kırmak : Ayakkabıların içinden çıkan çivi uçlarını bir aletle kesip raspa ile eğeleyerek köselenin içine gömmek.

Çivi sokmak : Bir işin olmasında engel, güçlük çıkarmak.

Çivisi çıkmak : Kargaşa içinde bulunmak.

Çivi yazısı : Eski Farsların, Medlerin ve Asurluların kullandığı yazı.

Çiviyukarı : Yağlı güreşte hasmı ayaklarından yakalayıp tepesi üstü diktikten sonra sırtını yere getirerek yenme biçimi.

Çatal çivi : Elektrik ve telefon kablolarını süpürgeliğe, kapı, pencere pervazı vb. ahşap yüzeylere tutturmakta kullanılan, iki ucu sivri, U biçiminde özel çivi.

Tel çivi : Telden yapılmış olan çivi.

Cam çivisi : Yaklaşık çapları 1 milimetre, boyları 1,5-2,5 santimetre arasında değişen ince ve başsız tel çivi.

Döşemeci çivisi : Özellikle mobilya döşemeciliğinde kullanılan büyük başlı, gövdesi kare kesitli, sivri uçlu ve siyah renkli çivi.

İnşaat çivisi : Çapı 2-7 milimetre, boyu 4-20 santimetre arasında değişen, başlı ve tepesi tırtıllı çivi.

Kulak çivisi : Kağnıda tekerleğin çıkmaması için mazının ucuna takılan çivi.

Temel çivisi : Yapı işlerinde kullanılan büyük çivi.

Yaya çivisi : Yollarda ve özellikle kavşaklarda yayaların geçeceği bölümü belirtmek için asfalta çakılan çok büyük başlı, parlak çivi.

Çivici : Çivi satan kimse. Topu sert olarak karşı alana dikine indiren oyuncu.

Çivicilik : Çivicinin yaptığı iş.

Çivileme : Dimdik ve ayaküstü bir durumda (denize atlama). Topu karşı alana dikine indirmeye yarayan sert vuruş. Çivilemek işi.

Çivilemek : Vurmak, öldürmek. Aynı noktaya sürekli olarak bakmak. Olduğu yerde hareketsiz bırakmak. Bir şeyi bir yere çivi ile tutturmak, mıhlamak. Sabitleştirmek, kesin olarak yerleştirmek.

Çivilenme : Çivilenmek işi.

Çivilenmek : Çivi ile tutturulmak, mıhlanmak. Bir yerde hareketsiz kalmak.

Çiviletme : Çiviletmek işi.

Çiviletmek : Çivi çaktırmak.

Çivili : Çivi çakılarak yapılmış. Çivisi olan. Çivi ile bir yere tutturulmuş. Çeşitli spor oyunlarında giyilen bir ayakkabı türü.

Çivisiz : Çivisi olmayan veya çivilenmemiş olan.

Çivisiz kalkan : Vücudunda çivi yerine benekleri bulunan, eti çok lezzetli kalkan balığı cinsi.

Çivit : Eskiden çivit otundan, bugün yapay yollarla elde edilen, mavi renkli, sarılığını gidermek için çamaşırın son suyuna karıştırılan toz boya.

Çivit mavisi : Bu renkte olan. Çivit rengindeki mavi.

Çivit otu : Turpgillerden, yapraklarından mavi boya çıkarılan bitki (İsalis tinctoria). Baklagillerden, yapraklarından çivit çıkarılan bir tür bitki (İndigofera).

Çivit rengi : Bir tür koyu mavi renk, çividî. Bu renkte olan.

Çivitleme : Çivitlemek işi.

Çivitlemek : Çamaşırı çivitli suya sokup sarılığını gidermek.

Çivitlenmek : Çivitleme işine konu olmak.

Çivitli : İçinde çivit bulunan. Çivitli sudan geçirilmiş olan (çamaşır).

Çivitsiz : İçinde çivit bulunmayan. Çivitli sudan geçirilmemiş olan (çamaşır).

Çürük tahta çivi tutmaz : "aslında yaramaz olan veya sonradan o duruma getirilen şeyi, ne kadar uğraşsanız da işe yarar duruma getiremezsiniz" anlamında kullanılan bir söz.

Gözleri çivilenmek : Aynı noktaya sürekli olarak bakmak.

Tutturmak : Tutmasını sağlamak. Çivi, toplu iğne, çengelli iğne vb. ile iliştirmek, bağlamak. Bir işe başlayıp sürdürmek, bir şeyi yapmakta olmak. Takip etmek. Aklına koyup direnmek, ısrar etmek. Hedefe vardırmak, değdirmek, isabet ettirmek.

Nesne : Öznenin dışında kalan her konu, obje. Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje. Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç.

Sabit : Yerinden oynamayan, yerini değiştirmeyen, durağan. Gerçekliği tespit edilmiş, kanıtlanmış olan. Değişmeyen, hep aynı kalan, önceden ayarlanmış.

Metal : Bu maddeden yapılmış. Dizgi makinelerinde satırları oluşturmak için eritilen antimon ve kurşun alaşımı. Çok yüksek elektrik ve ısı iletkenliği, kendine özgü parlaklığı olan, oksijenli birleşimiyle çoğunlukla bazik oksitler veren madde.

Ağaç : Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki. Tahta, kereste. Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dallarından yapılan.

Kalkan : Toplum olaylarında güvenlik görevlilerinin çeşitli saldırı araçlarından kendilerini ve başkalarını korumak için kullandıkları, özel olarak yapılmış korumalık. Yan yüzergillerden, büyük, yassı, derisi düğme veya çivi denilen birtakım sivri kemiklerle örtülü, beyaz etli balık, kalkan balığı (Scophtalmus maximus). Koruyucu. Ok, kılıç vb.nden korunmak için savaşçıların kullandığı korunmalık.

Düğme : Üst deri altındaki kıkırdak ve yağdan oluşmuş düğme biçimindeki çıkıntı. Çevrilmek veya üzerine basılmak yoluyla bir elektrik akımını açan, kapayan, herhangi bir makineyi işleten veya durduran parça. Giyecek, yorgan vb.nin bazı yerlerine ilikleyici veya süs olarak dikilen kemik, metal, sedef gibi sert maddelerden yapılmış küçük tutturma aracı.

Ahşap : Ağaçtan, tahtadan yapılmış. Ağaçtan, tahtadan yapılmış nesne.

Çivi yukarı yenme : Karşı güreşçinin ayaklarını yukarı kaldırıp tepesi üstü diktikten sonra aşırıp açık düşürme ya da sırtını yere getirme.

Çividi : Çivit rengi. sf. Bu renkte olan. İlgili cümle: "“Yalnız o, Fatma gibi üst yanı cepli, çividi mavi ceket yaptırmamıştı.”" M. Yesari.

Çivik : Kavga, iddia.

Çivikalıbı : Bakır çivi yapmak için kullanılan araç. (*Yalvaç -Isparta)

Çivikırcak : Yeni yapılan ayakkabılarda, ayakkabıların içinde uçları çıkmış olan ağaç çivileri törpülemekte kullanılan demir araç. (*Senirkent -Isparta)

Çiviki : Atmaca kuşu.

Çiviköy : Çankırı şehri, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Çivil : Karasinek. Küçük, ufak. Yeşilken ince ince doğranıp kurutulmuş fasulye. Yağ ve su ile eritilen peynire un katılıp pişirilen aş.

Çivil çivil : Öter gibi güzel konuşmayı anlatır.

Çivildemek : Hafifçe kulağa fısıldamak. [Bakınız: civildemek]

Diğer dillerde Çivi anlamı nedir?

İngilizce'de Çivi ne demek? : [CIVI-TV] v. become soft and sticky, become impertinent; become silly

n. nail, crampon, crampoon, cotter, GIB, wedge

Fransızca'da Çivi : clou [le], pointe [la]; (voleybol) smash [le]

Almanca'da Çivi : n. Nagel, Stift

Rusça'da Çivi : n. гвоздь (M), клин (M), штифт (M)