Altı nedir, Altı ne demek
Altı kısaca anlamı, tanımı:
Altı karış beberuhi : Kısa boylu kimse.
Altı okka etmek : Birini kollarından ve bacaklarından tutup yukarı kaldırarak sallamak veya götürmek.
Altıdan yemek : Hastanelerde perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek.
Altıgen : Altı kenarlı çokgen, müseddes. Bu biçimde olan.
Altıkardeş : Kuzey Kutbu yönünde, Büyükayı'nın karşısında bulunan takımyıldız, Zatülkürsi.
Altıparmak : Bir tür iri palamut balığı. Ayrı renkte altı yolu olan kumaş. Bu kumaştan yapılmış olan gelin giysisi.
Altıpatlar : Fişek koymaya yarayan bölümü silindir biçiminde ve namlu gerisinde olan, tek parçadan oluşmuş, altı tane fişek alan tabanca, revolver.
Altı yol : Altı yolun birleştiği yer.
Altı alay üstü kalay : İçi, dışı gibi özenilmiş olmayan şeyler için söylenen bir söz.
Altı kaval üstü şişhane : Giysilerini birbirine uygun düşüremeyen, yakıştıramayanlar için söylenen bir söz.
Altı tutmak : Pişirilirken yiyecek hafifçe yanmak.
Altı üstü : Futbol maçında bahse konu olan takımların atacağı üç golün altında kalma veya üstüne çıkma tahminini yapmaya dayanan oyun. Alt tarafı.
Altı yaş olmak : İşe birtakım oyunlar karışmak, böyle bir işe girişmekte sakıncalar bulunduğu anlaşılmak.
Altık : Konusu ile yüklemi aynı olan, biri tümel olumlu, biri tikel olumlu; biri tümel olumsuz, biri tikel olumsuz iki önerme arasındaki bağlantı durumu: "Kimi insanlar fânidir" önermesi "Bütün insanlar fânidir" önermesinin altığı olur.
Altılı : Altılı ganyan. İskambil, domino vb. oyunlarda üzerinde altı işareti bulunan kâğıt veya pul. Altı parçadan oluşan, kendinde herhangi bir şeyden altı tane bulunan. Divan edebiyatında her bendi altı dizeden oluşan nazım biçimi.
Altılı ganyan : At yarışlarında aynı gün üzerine bahis konulan ve birbiri ardınca düzenlenen altı koşunun birincilerini tahmin etme biçiminde oynanan oyun, altılı.
Altılık : Altı tane alabilen. Altısı bir arada, altı taneden oluşmuş. Düzinenin yarısı.
Altın : Üstün nitelikli, değerli. Bu elementten yapılmış. Altından yapılmış sikke. Atom sayısı 79, atom ağırlığı 196,9 olan, 1064 °C'de eriyen, kolay işlenen, yüksek değerli, paslanmaz element, zer (simgesi Au).
Altın adam : Başarılı kimse. Şampiyonalarda altın madalya alan kimse.
Altın adı pul oldu kız adı dul oldu : "uygunsuz davranışları yüzünden temiz tanınan kişiliği lekelendi" anlamında kullanılan bir söz.
Altın adını bakır etmek : Kötü işler yaparak temiz ve parlak ününü karartmak.
Altın anahtar her kapıyı açar : "para olduğunda her güçlük yenilebilir" anlamında kullanılan bir söz.
Altın ateşte insan mihnette belli olur : "altına benzeyen maddenin altın olup olmadığı ateşe dayanıklılık derecesi ile anlaşıldığı gibi bir kişinin değeri de sıkıntılara katlanma, zorlukları yenme ve benliğini koruma gücü ile ölçülür" anlamında kullanılan bir söz.
Altın bilezik : Geçimi sağlayan sanat veya meslek. Kola takılan ve pek çok türü olan, altından yapılmış süs eşyası.
Altın böcek : Böcekler sınıfının kınkanatlılar takımından, yeşil kırmızı renkleri olan eklem bacaklı bir tür böcek, gül böceği.
Altın çağ : Bir şeyin en çok kullanıldığı, tüketildiği dönem. Bir şey veya bir kimse için en verimli, en başarılı dönem.
Altın çağı : Bir şeyin veya bir kimsenin en verimli, en başarılı dönemi.
Altın çağını yaşamak : En başarılı, en verimli döneminde bulunmak.
Altın eli bıçak kesmez : "herhangi bir işte usta olan her zorluğun üstesinden gelir" anlamında kullanılan bir söz. "varlıklı veya değerli kişilerin elini kimse bükemez" anlamında kullanılan bir söz.
Altın eşik gümüş eşiğe muhtaç olur : "hiç kimse zenginliğine güvenmemelidir, gün gelir yoksullaşır ve fakir kimseye muhtaç olur" anlamında kullanılan bir söz.
Altın gibi : Saf. değerli, kıymetli. altına benzeyen.
Altın gol : Elemeli futbol maçında uzatma süresinde atıldığında oyunu bitiren gol.
Altın kaplama : Altın suyuna batırılarak ince bir altın tabaka ile kaplanmış (metal).
Altın keseği : Yerden temiz külçe durumunda çıkan altın.
Altın kesmek : Çok para kazanır olmak.
Altın kökü : Güney Amerika'da yetişen, kusturucu niteliği olan bir kök, ipeka (Cephaelis ipeca cuanha).
Altın küpü : İçinde altın saklanan küp vb. Parası çok olan. Altın biriktiren.
Altın leğene kan kusmak : Varlık içinde hastalık veya sıkıntı çekerek yaşamak.
Altın otu : Mayasıl otu.
Altın pas tutmaz : "şerefli, temiz insana hiç kimse leke süremez" anlamında kullanılan bir söz.
Altın rengi : Bu renkte olan. Altın sarısı, dore.
Altın saatler : Televizyonun en çok izlendiği saatler.
Altın sarısı : Bu renkte olan. Altının rengi, altuni, altın rengi.
Altın suyu : Bir kısım konsantre nitrik asit ile üç veya dört kısım konsantre hidroklorik asitten oluşmuş, özellikle platin, altın vb. metalleri çözmekte kullanılan bir karışım.
Altın top gibi : Güzel ve tombul (çocuk).
Altın tutsa toprak olur : Giriştiği işlerde büyük talihsizliklere uğrayan kimsenin durumunu anlatan bir söz.
Altın varak : Varak.
Altın yağmurcun : Yağmur kuşu.
Altın yakalı : Bilgiye sahip olan, bilgisini istediği gibi kullanabilen, çok aranan niteliklere sahip, genellikle de elli beş yaşının üstünde olan çalışan.
Altın yerde paslanmaz taş yağmurdan ıslanmaz : "değerli kişi veya nesneler, ne türlü uygunsuz koşullar içinde bulunurlarsa bulunsunlar değerlerini ve niteliklerini yitirmezler" anlamında kullanılan bir söz.
Altın yere düşmekle pul olmaz : "üstün nitelikli kişinin değeri, bulunduğu yerden uzaklaştırılmasıyla azalmaz" anlamında kullanılan bir söz.
Altın yıl : Eşlerin evliliklerinin ellinci yılı.
Altın yumurtlayan tavuk : Turist. mesleği, sanatı, parası olan, gelirli kimse.
Altın yürekli : İyi niyetli, merhametli (kimse).
Altın yürekli olmak : Çok iyi niyetli, merhametli olmak.
Altın yüreklilik : Altın yürekli olma durumu.
Altına etmek : Çok korkmak. yatağına veya donuna işemek, salıvermek.
Altına imza atmak : Destek vermek amacıyla aynı düşüncede olduğunu göstermek.
Altına imza koymak : Konuyu veya anlaşmayı kabul ettiğini belirtmek.
Altınbaş : Genellikle Ege bölgesinde yetişen, yuvarlak, kalınca kabuklu güzel bir tür kavun.
Altınbeşik : Bir eliyle kendi bileklerini kavrayan iki kişinin, öteki eliyle karşılıklı olarak birbirlerinin bileklerini tutmaları.
Altıncı : Altı sayısının sıra sıfatı, sırada beşinciden sonra gelen. Altın alıp satan kimse.
Altıncı ayak : Altılı ganyanda yer alan altıncı koşu.
Altıncı duyu : Önsezi.
Altıncı his : Önsezi.
Altıncılık : Altıncının yaptığı iş.
Altında kalmak : Karşılığını verememek. ezilmek.
Altında kalmamak : Karşılığını vermek, gördüğü iyilik veya kötülüğü karşılıksız bırakmamak.
Altındağ : Ankara iline bağlı ilçelerden biri.
Altından çapanoğlu çıkmak : Bir işte gizli niyet, hile bulunmak. bir işin gizli kalmış kötü ve aksak yanıyla, kuşkulu bir durumuyla karşılaşmak.
Altından girip üstünden çıkmak : Ne yapıp edip istediğini yaptırmak. halletmek. karıştırmak. malı, parayı düşüncesizce harcayıp tüketmek.
Altından kalkamamak : Kendini savunamamak. bir işi başaramamak, becerememek, üstesinden gelememek.
Altınekin : Konya iline bağlı ilçelerden biri.
Altını çizmek : Bir sözün önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek, vurgulamak.
Altını değiştirmek : Bebeğin çiş veya dışkı ile kirlenen bezini yenilemek.
Altını ıslatmak : Altına etmek.
Altını kapatmak : Ocağın alevini kapatmak.
Altını kısmak : Ocağın alevini azaltmak.
Altını üstüne getirmek : Söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düşürmek, karmakarışık etmek. bir şey bulmak için aramadık yer bırakmamak.
Altınımsı : Altınsı.
Altının kıymetini sarraf bilir : "bir kimsenin, bir şeyin değerini ancak o konuda uzmanlığı olanlar bilir" anlamında kullanılan bir söz.
Altınlaşmak : Altın durumu veya görünümü almak.
Altınoluk : Altın sırma veya kılaptanla işlenmiş çizgili ipek kumaş. İşlemeli kadın şalvarı. Sarıkların üstüne sarılan sırma şerit. Bu cins kumaşların üstünde bulunan sırma işlemeli yollar.
Altınova : Yalova iline bağlı ilçelerden biri.
Altınözü : Hatay iline bağlı ilçelerden biri.
Altıntaş : Kütahya iline bağlı ilçelerden biri.
Altıntop : Greyfurt. İki çeneklilerden, uzun dikenli ve kürecikler hâlinde çiçekleri olan bir tür kaktüs (Trollius ranunculoides).
Altınyayla : Burdur iline bağlı ilçelerden biri. Sivas iline bağlı ilçelerden biri.
Altışar : Altı sayısının üleştirme sayı sıfatı. Her defasında altısı bir arada olan, her birine altı.
Altız : Altısı bir arada doğan (çocuk).
Aba altında er yatar : "bir insanın değeri giyimiyle kuşamıyla ölçülemez" anlamında kullanılan bir söz.
Aba altından sopa göstermek : Birini imalı bir biçimde tehdit etmek.
Abluka altında tutmak : Kuşatmayı sürdürmek.
Ağırlığınca altın etmek : Çok değerli olmak.
Ağzına bir zeytin verir altına tulum tutar : "yaptığı küçük iyiliklere karşılık büyük çıkar bekler" anlamında kullanılan bir söz.
Ayağını altına almak : Tek bacağını (veya bacaklarını) kıvırıp üzerine oturmak.
Ayağının altına almak : Tekme ile dövmek.
Ayağının altına karpuz kabuğu koymak : Bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle işinden uzaklaştırmak.
Ayağının altında : Yüksek bir yerden geniş bir alanı görür durumda.
Ayağının altını öpeyim : "yalvarırım" anlamında kullanılan bir söz.
Ayaklar altına almak : Önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek.
Ayıyı fırına atmışlar yavrusunu ayağının altına almış : "duygusuz insanlar, kendilerini kurtarmak için gerekiyorsa çocuklarını bile tehlikeye atmaktan çekinmezler" anlamında kullanılan bir söz.
Baş altı : Yağlı güreşte pehlivanların ayrıldığı beş derecenin ikincisi.
Baskı altında tutmak : Özgürlüğünü engellemek, kısıtlamak.
Baskıdaki altından askıdaki salkım yeğdir : "kullanılan, işe yarayan değersiz şey, saklanan ve kullanılmayan çok değerli şeyden daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz.
Bıçak altına yatmak : Ameliyat olmak.
Bileğinde altın bileziği olmak : Kolunda altın bileziği olmak.
Bir avuç altının olacağına bir avuç toprağın olsun : "altın harcanıp gider, toprak ise sürekli ürün veren, para getiren bir maldır" anlamında kullanılan bir söz.
Bir çatı altında : Aynı yapı, kurum, kuruluş vb. içinde (olmak).
Bıyık altından gülmek : Birinin durumuna belli etmemeye çalışarak gülümsemek.
Borç altına girmek : Gereğinden fazla borç yapmak.
Boynu altında kalsın : "ölsün, gebersin!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.
Boyunduruk altına girmek : Başkasının baskısı altında kalmak.
Buyruğu altına girmek : Bir kimse başka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak.
Çeyrek altın : Ata liranın dörtte biri, çeyrek.
Cumhuriyet altını : Üzerinde Atatürk portresi bulunan, 22 ayar tam altın, cumhuriyet, tam altın.
Dağ ardında olsun da yer altında olmasın : "yaşasın da uzakta olsun" anlamında kullanılan bir söz.
Dam altı : Barınılacak, sığınılacak yer.
Değirmen taşının altından diri çıkar : "en ağır şartlarda bütün güçlükleri yener" anlamında kullanılan bir söz.
Deniz altı : Deniz altında bulunan. Deniz altında yapılan. Dalgalara karşı açık.
Deri altı : Derinin altında bulunan.
Dil altı bezleri : Dilin altında bulunan tükürük bezleri.
Dilinin altında bir şey olmak : Birinin açıkça söylemediği sözler olmak.
Dilinin altındaki baklayı çıkarmak : Söyleyemediği şeyi artık söylemek.
Duman altı etmek : Bulunulan yerin havasını esrar, sigara vb. dumanıyla doldurmak.
Duman altı olmak : Esrar, sigara vb. içilen bir yerin havasından etkilenmek.
El altında : Kolayca alınabilecek yerde, hazırda.
El altından : Gizlice.
Eli altında olmak : Bir şey buyruğunda olmak, istediği anda o şeyden yararlanabilmek.
Elini taşın altına koymak : Bir konuda sorumluluk üstlenmek.
Elinin altında : Her zaman kolayca alınıp yararlanılabilecek yerde ve yakınlıkta (olmak). hazırda bulundurmak.
Emir altına almak : Denetimi altına almak.
Emniyet altına almak : Korumak.
Eşeğe altın semer vursalar yine eşektir : "insanlık değerinden yoksun kişi, kılık kıyafetle, makam ve mevkiyle değer kazanmaz" anlamında kullanılan bir söz.
Ev altı : Eski evlerde ambar, ahır olarak kullanılan zemin katı.
Fare deliği bin altın : "herkesin kaçıp saklanacak bir yer aradığı durumlarda, saklanılacak bir yer bulmak çok güçtür ve o yer çok değerlidir" anlamında kullanılan bir söz.
Fındık altını : Küçük ve değerli şey. Osmanlı Devleti'nde kenar süsleri fındığa benzediğinden bu adla anılan altın sikke, fındıki.
Fırsat sakal altından geçer : "fırsatı yakalayabilmek için uygun zamanı kollamak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.
Garanti altına almak : Güvence altına almak.
Garibe bir selam bin altın değer : "yabancı yerde tek başına kalan kimseye karşı gösterilecek küçük bir ilgi, en büyük iyilik yerine geçer" anlamında kullanılan bir söz.
Gelin altın taht getirmiş çıkmış kendisi oturmuş : "toplum içine giren bir kimsenin kendi kullanacağı eşyasının değerli olup olmaması başkalarını ilgilendirmez" anlamında kullanılan bir söz.
Göz altı : Yüzde gözlerin hemen altında bulunan bölüm.
Göz altı kremi : Göz altı morluklarını, torbalanmalarını gideren bir krem türü.
Gözetim altında tutmak : Göz önünden ayırmamak.
Gözlem altına almak : Hastanın hastalığını izlemek, denetim altında bulundurmak. bir nesneyi, olayı veya bir gerçeği, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alıp incelemek.
Gümüş sağ olsun altın gidekosun : "Elde bulunan değersiz bir şey, elde edilmesi güç olan daha değerli bir şeyden üstün tutulmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.
Güvence altına almak : Koruma sorumluluğunu üstlenmek.
Hacir altına almak : Kısıtlamak. hastalık, bunama vb. sebeplerden dolayı davranışlarının nasıl sonuç vereceğini bilemeyen bir kişiyi mahkeme aracılığıyla mal ve mülk yönetimi bakımından kısıtlamak. Medeni Kanun'a göre çeşitli haklarını kullanmaya yetkili olan kişinin bu haklarını mahkeme kararı ile elinden almak, haklarını kullanma bakımından kısıtlamak.
Halı altına süpürmek : Çözümlenemeyen sorunların görüşülmesini ertelemek, gözden uzak etmek.
Hangi taşı kaldırsan altından çıkar : "her işten anlar veya anladığı iddiasında bulunur" anlamında kullanılan bir söz. "her işe karışır" anlamında kullanılan bir söz.
Her lafın altından kalkmak : Genellikle yerme veya hakaret sözlerinin altında kalmayıp cevap verebilmek.
Huy canın altındadır : "doğuştan gelen özellikler değiştirilemez" anlamında kullanılan bir söz.
İpotek altında tutmak : Tutuda tutmak. baskı altına almak.
Işığı altında : "bir durum veya düşüncenin konuyu aydınlatmasından yararlanarak, onu göz önünde tutarak" anlamında kullanılan bir söz.
Kanadı altına almak : Korumak, himayesine almak.
Karar altına almak : Karar vermek, kararlaştırmak.
Kayıt altına girmek : Davranışları sınırlandırılmak. bir şey yapmaya zorlanmak.
Kelleyi koltuğun altına almak : Kellesini koltuğuna almak.
Kepenek altında er yatar : "insanları giydiğine bakarak değerlendirmek yanlışlara yol açar, değerli kişiler de bazen eski giymiş olabilir" anlamında kullanılan bir söz.
Kilit altına almak : Kilitlemek.
Kilit kürek altına almak : Her tarafı kiltlemek.
Kısıt altına almak : Kısıtlamak.
Koltuğunun altına sığınmak : Birinin koruyuculuğuna sığınmak.
Koltuk altı : Kayırma. Kolun omuzla birleştiği yerin altındaki çukurluk.
Kolunda altın bileziği olmak : Kazanç sağlayan bir mesleği, zanaatı olmak.
Kontrol altına almak : Bir olayı denetim altına almak.
Kontrol altında olmak : Denetlenmek.
Kontrol altında tutmak : Denetlemek.
Köprünün altından çok su aktı : "zamanla şartlar çok değişti, eski durum kalmadı" anlamında kullanılan bir söz.
Kordon altına almak : Bir yere giriş çıkışı önlemek için o yeri görevlilerce korumak.
Korkusundan altına etmek : Çok korktuğunda idrarını veya dışkısını kaçırmak.
Kulak altı bezi : Kulağın yakınında bulunan tükürük bezlerinin en büyüğü.
Laf altında kalmamak : Söz altında kalmamak.
Mercek altına almak : Çok titizlikle ve etraflıca incelemek.
Merdiven altı : Katlar arasındaki merdivenlerin altında kalan boşluk. Gerekli koşullar oluşturulmadan çalışan iş yeri.
Merdiven altı üretim : Yasal olmayan yollarla yapılmış olan üretim.
Mikroskop altına koymak : En ince noktasına kadar araştırmak, didik didik edip incelemek.
Minnet altında kalmamak : Birinin iyiliğine karşı kendini borçlu durumdan kurtarmak için karşılık olarak bir iyilikte bulunmak.
Muhafaza altına almak : Korumak, saklamak, bir yerde tutmak, kapatmak.
Muhasara altına almak : Kuşatmak.
Müşahede altına almak : Sürekli gözlem altında bulundurmak.
Nüfuzu altında tutmak : Söz geçirme gücünü üstün kılmak, egemenliği altında bulundurmak.
Okkanın altına gitmek : Haksız yere ezilmek, bir zarar veya ceza görmek.
Öküzün altında buzağı aramak : Olmayacak sebeplerle suç ve suçlu bulma çabasında olmak.
Patentinin altına almak : Egemenliği altına almak.
Şaibe altında kalmak : Kusurlu, ayıplı, lekeli sayılmak.
Sakalının altına girmek : Yakınlık kurarak ona düşüncesini aşılamak.
Saman altından su yürütmek : Belli etmeden iş çevirmek, ortalığı karıştırmak.
Sopanın altına yatırmak : Dövmek.
Söz altında kalmamak : Kendisini inciten, itham eden veya rahatsız bir duruma düşüren söze gereken karşılığı verip durumu düzeltmek. bir kimsenin kendisine dokunan sözüne gereken cevabı vermek.
Söz gümüşse sükut altındır : "susmak bazen konuşmaktan daha iyi sonuç verir" anlamında kullanılan bir söz.
Su altı : Deniz, göl gibi su yüzeyinin altında kalan bölüm.
Su altı arkeolojisi : Su altında gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalar.
Su altı flaşı : Suyun altında film çekmek için gerekli ışığı veren cihaz.
Su altı fotoğrafçılığı : Su altında fotoğraf çekme mesleği veya işi.
Su altı işleri : Dalgıçlık, balık adamlık, inci, midye, sünger avcılığı gibi deniz, göl ve akarsularda su altında çalışmayı gerektiren işler.
Sümen altı etmek : Bir evrakın işleme konulmasını engellemek. bir işin yapılmasını geciktirmek.
Tam altın : Cumhuriyet altını.
Teminat altına almak : Güvence altına almak.
Temiz iş altı ayda çıkar : "doğru dürüst yapılması istenen iş uzun zaman ister" anlamında kullanılan bir söz.
Töhmet altında kalmak : Suçu işlediği düşünülmek.
Toprak altı : Toprağın içi.
Tuttuğu altın olsun : "her işin olumlu gitsin, refah içinde yaşa" anlamında kullanılan bir söz.
Üst deri altı : Üst derinin altında bulunan hücre katmanı.
Vebal altında kalmak : Manevi sorumluluk yüklenmek.
Yarım altın : Ata liranın yarısı, yarımlık.
Yer altı : Yerin yüzeyi altındaki bölümü.
Yer altı çarşısı : Yerin yüzeyi altında kurulan dükkânlardan oluşan alışveriş merkezi.
Yer altı kaynakları : Petrol, gaz, kömür gibi toprak altında bulunan kıymetli ham ürünler.
Yer altı merdiveni : İşlek yollarda yayalar için yolun altına yapılmış olan merdiven.
Yer altı suları : Geçirimli kayaç ve katmanlardan sızarak yer çekiminin de etkisiyle yer altına inen ve orada akarak veya birikerek yeni bir düzen kuran sular.
Yer altı treni : Metro.
Yük altına girmek : Ağır bir görevi üzerine almak.
Zan altında bulunmak : Bir şeyle suçlanmak, sanık durumunda olmak.
Zapturapt altına almak : Düzeni ve disiplini sağlamak.
Gösteren : Gösterilenle birleşerek göstergeyi oluşturan ses veya sesler bütünü.
Rakam : Nicelik, miktar. Bu işaretlerle yazılmış sayı. Sayıları göstermek için kullanılan işaretlerden her biri.
Sonra : Daha ileri bir zamanda, müteakiben, önce karşıtı. Arkadan gelen bölüm veya zaman. Yoksa, aksi hâlde. Makam, sıra, değer ve önemde arkada oluşu bildiren bir söz. Daha uzak ve ileri bir yerde.
Gelen : Gelme işini yapan (kimse veya nesne). Bir ışık kaynağından çıkıp bir aynanın yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine düşen (ışın).
Adı : Değersiz, kötü, sıradan, hiçbir özelliği olmayan. Bayağı. Aşağılık, alçak.
Bir : Sayıların ilki. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Tek. Beraber. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Sadece. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayı kadar olan. Bir kez. Aynı, benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Ancak, yalnız.
Artık : İçildikten, yenildikten veya kullanıldıktan sonra geriye kalan. Bir şeyin harcandıktan veya kullanıldıktan sonra artan bölümü. Daha çok, daha fazla. Büyük ve tam aralıkların yarım ses artmış hâli. (a'rtık) Bundan böyle, bundan sonra.
Altı algın olmak : İki kişi arasında kin ve düşmanlık olmak: Onların altı algındı, döğüşecekleri belliydi.
Altı aylık : Altı ayda bir yayımlanan (süreli yayın). Altı ayda bir yayımlanan süreli yayına verilen ad.
Altı banak : Sırma işlemeli, altı yol çizgili veya çiçekli ipek kumaş, bu kumaştan yapılan gelin elbisesi.
Altı bannak : Sırma işlemeli, altı yol çizgili veya çiçekli ipek kumaş, bu kumaştan yapılan gelin elbisesi.
Altı barnak : Sırma işlemeli, altı yol çizgili veya çiçekli ipek kumaş, bu kumaştan yapılan gelin elbisesi.
Altı gıran arpa : Başağı altı sıralı olan arpa.
Altı gün yarışı : Biri koşarken öteki dinlenen ikişer kişiden kurulu takımlar arasında, 144 saat süre ile koşulan ve sağlık bakımından yararlı olmadığı gibi, spor amacından da uzaklaşmış bir kazanççı yarış türü.
Altı karış : Türk gölge oyunu'nda cücelere verilen ad. Bunların uzun bir soytarı külahı ve kimi kez de külahın ucunda feneri vardır. bk. beberuhi, pişbop. Beberuhi'lere verilen sıfat (bk. Beberuhi, Pişbop).
Altı kaval, üstü şişhane : giysilerini birbirine uygun düşüremeyen, yakıştıramayanlar için söylenen bir söz.
Altı kemerli tatu : Dişsizler (Edentata) takımının, kemerli hayvangiller (Dasypodidae) familyasından, 80 cm kadar uzunlukta, 20 cm kadar kuyruğu olan, hareket edebilen altı kemeri bulunan, Güney Amerika'da yaşayan bir memeli türü.
Altı ile ilgili Cümleler
- Isaac Newton'un bir ağacın altında otururken kafasına bir elma düştüğünde yerçekimi kanunlarını keşfetmesi muhtemelen tamamen bir efsanedir.
- Bir avukatın zor bir durumda küçük konularda bile her taşın altına bakması ve aynı konuda sonuca ulaşmak için ısrarla belirtmesi önemlidir.
- Bizler dijital bir çağda yaşıyoruz ve istediğimiz her bilginin de bize bir yerlerde, yazılı olarak bir kitap, kütüphane ya da bir veritabanı aracılığıyla erişilebilir olduğunu düşünmükten zevk alıyoruz. Ne var ki bu gerçek olmaktan uzak bir durum; dillerin büyük bir kısmı hiçbir zaman ne yazıldı ne de kayıt altına alındı.
- Küçük çocuklar anne-babalarının ayrılmasıyla çok büyük stres altına girebilir ve çoğu zaman da evliliğin yıkılmasının sebebi olarak kendilerini suçlarlar.
- Oyunu oynayanlar yuvarlak oluşturacak şekilde (bacak ve ayakların konumu ters v seklinde) oturur ve sıkıca kenetlenirler. Ortaya bir ebe geçer. Eller bacakların altında olur ve bir havlu (ucu bağlanarak topuz haline getirilmiş) elden ele bacakların altında gezdirilir. Ebe olan bacakların arasından o havluyu almaya (bulmaya) çalışır. Tabi bu arada herkes sallanmakta ve pisi pisi demekte ve çeşitli şekillerde bağırmaktadırlar. Havluyu, uygun konumu bulan, ebenin sırtına hızlıca vurur ve tekrar alta verir ve havlu gezdirilir. Havluyu ebe kimin altında yakalarsa o kişi ebe olur ve ortaya geçer.
- Deniz seviyesinin altında olan toprakları su basacak. Bu, insanların evsiz kalması ve ürünlerinin tuzlu su tarafından tahrip edileceği anlamına gelir.
- Tatoeba ilkeleri altında, üyelerin sadece kendi anadillerinde cümleler eklemeleri ve/veya anlayabilecekleri bir dilden anadillerine tercüme yapmaları önerilir. Bunun sebebi de kişinin, anadilinde doğal olan cümle kurmasının çok daha kolay olmasıdır. Anadilimiz dışında bir dilde yazdığımızda ise kulağa tuhaf gelen cümleler oluşturmamız çok kolaydır. Lütfen cümleyi sadece ne anlama geldiğini bildiğinizden eminken tercüme ettiğinizden emin olunuz.
- Aman Allah'ım aman, böyle büyük bir basamak dizisi hatırlarım, çok ünlü Arşimet'in altında devam etti. Sıkıntı yarattı, kendisine güç verdi, görkemli bir müddette ezberlememiz feragata zorladı, ama bize bayağı sıkıcıydı. Aman Pi!
- Ev sahibi mükemmel Rusça konuştu ve bizim rahat olduğumuzu ve iyi bakıldığımızı garanti altına almak için özel bir çaba sarfetti.
- Tüplü dalgıçlar suyun altında altın paralar, antik kalıntılar, soyu tükenmiş hayvanların kalıntıları dahil birçok ilginç şeyler buldu.
Diğer dillerde Altı anlamı nedir?
İngilizce'de Altı ne demek? : [Alti] n. underside, base, lower part, bottom
n. six, number 6
pref. hexa, sex
Fransızca'da Altı : six
Almanca'da Altı : num. sechs
Rusça'da Altı : n. шестерка (F)
num. шесть, шестеро
pref. шести-


Bu kısımda Altı nedir? Altı ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Altı tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Altı hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.