Boğum nedir, Boğum ne demek

"Boğum" ile ilgili cümleler

  • "Sağ elinin şehadet parmağının ilk boğumuyla tetiği çekti." - Ö. Seyfettin
  • "Lenf boğumları. Sinir boğumları."

Yerel Türkçe anlamı:

Halka.

Deste, demet, tutam

Ökçe.

Bohça.

Başak tutmaya başlamış ekin.

Pastırmacılıkta bir çift sucuk.

Biyoloji'deki anlamı:

Yaprakların gövde üzerinde bağlı oldukları yer. Nodyum.

Fiziksel Kimya alanındaki anlamı:

Bir durur dalganın sıfır noktaları.

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Durağan dalgalarda titreşim genliğinin sıfır olduğu noktalar.

Orta Öğretim alanındaki anlamı:

[Bakınız: düğüm]

İngilizce'de Boğum ne demek? Boğum ingilizcesi nedir?:

node, nodus

Fransızca'da Boğum ne demek?:

proglottis

Osmanlıca Boğum ne demek? Boğum Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

ukde

Boğum anlamı, tanımı:

Boğum boğum : Çok boğumlu.

Boğumlama : Boğumlamak işi.

Boğumlamak : Boğum durumuna getirmek.

Boğumlanma : Ciğerlerden gelen havanın, ağız ve burundaki çeşitli nokta ve bölgelerde engellemeye uğrayarak ses olarak çıkması, telaffuz, artikülasyon. Boğumlanmak işi.

Boğumlanma bölgesi : Ağız boşluğunda seslerin oluştuğu çeşitli bölgelerden her biri.

 

Boğumlanma noktası : Ağız boşluğunda seslerin oluştuğu noktaların her biri, çıkak, mahreç.

Boğumlanmak : Bir ses çıkarmak için ses yolunun herhangi bir yerinde daralma veya kapanma olmak. Boğum oluşmak, boğum boğum olmak.

Boğumlu : Boğumu olan.

Boğaz dokuz boğumdur : "bir söz iyice düşünmeden söylenmemelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Parmak : Eni bu organ kadar olan. İnç. Arşının yirmi dörtte biri. Bir işe karışmış olma ilgisi. Koyu sıvılara daldırıp çıkarıldığında bu organa bulaşan miktar kadar olan. İnsanda ve bazı hayvanlarda ellerin ve ayakların son bölümünü oluşturan, boğumlu, oynak, uzunca organların her biri. Bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri.

Kamış : Sıvı içecekleri bardak veya şişeden kolayca içmek için kullanılan ince, plastik boru, pipet. Bu bitkiden yapılmış. Erkeklik organı. Buğdaygillerden, sulak, nemli yerlerde yetişen, boğumlu, sert gövdesi olan bitkiler (Phragmites australis).

Bitki : Bulunduğu yere kök vb. organlarıyla tutunan, çoğunlukla fotosentez sonucu yaşam için gerekli bileşenleri oluşturan, birçoğu spor veya tohum aracılığıyla döl vererek çoğalan bir veya çok yıllık, otsu, odunsu canlıların genel adı, nebat.

Şişkin : Şişmiş, şişirilmiş.

Bölüm : Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Çağ, devir. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik.

 

İnce : Düşünce, duygu veya davranış bakımından insanın sevgi ve saygısını kazanan, zarif, kaba karşıtı. Akışkanlığı çok olan, yoğun ve koyu olmayan (sıvılar). Aşırı özen gerektiren, kaba karşıtı. Ayrıntılı. Taneleri ufak, iri karşıtı. İyiden iyiye, enikonu, ayrıntılı. Hafif, gücü az. Kendi cinsinden olanlara göre dar ve kalınlığı az olan, kalın karşıtı. Zayıf. Tiz (ses), pes karşıtı.

Damar : Böceklerde kanat zarını dik tutmaya yarayan organ. Başka türden katmanların arasında bulunan sıvı, maden veya mineral katmanı. Soy, yaradılış. İçinde ongun besi suyunun dolaştığı odunsu dokudan boru. Mermerde, bazı taşlarda ve tahta kesitlerinde renk ayrılığı gösteren dalgalı çizgi. Huy. Canlı varlıklarda kanın veya besleyici sıvıların dolaştığı kanal.

Yer : Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Görev, makam. Durum, konum, vaziyet. Gezinilen, ayakla basılan taban. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Önem. Durum, konum. Ülke. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Yerküre. İz. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân.

Boğum arası : [Bakınız: düğüm arası]

Boğum bağlamak : Ekin başak tutmak.

Boğum noktası : Kendi kendisini kesen bir eğride, çakışmayan iki teğet varlayan çokkatlı nokta.

Boğuma kalkmak : Boy vermek, topraktan kalkmak (ekin).

Boğumlama durağı : Boğumlama yapılmadığı zaman ses aygıtının aldığı dingin hal.

Boğumlama duruşu : Boğumlama sırasında her dile göre az çok değişen ve sese o dilin genel özelliğini veren dudak ve dil duruşu.

Boğumlamalı ses : Bir takım ses öğelerine ayrılabilmesi bakımından insan sesi.

Boğumlanabilme : Boğumlanabilmek işi.

Boğumlanabilmek : Boğumlanma olasılığı bulunmak.

Boğumlanış : Boğumlanma işi.

Diğer dillerde Boğum anlamı nedir?

İngilizce'de Boğum ne demek? : adj. nodal

n. node, articulation, knot, knob, knuckle

Fransızca'da Boğum : nìud [le], nodosité [la]

Almanca'da Boğum : Knoten

Rusça'da Boğum : n. колено (N)