Cılgısız nedir, Cılgısız ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Oyunbozan, mızıkçı.

Terbiyesiz.

Çapkın.

Yaramaz.

[Bakınız: cığız].

Aç gözlü.

Obur.

Cılgısız anlamı, tanımı

Cılg : Sözünün eri olmayan. Bozuk, çürük, kokmuş

Cılgı : İnce, dar, taşlı yol, patika. Deriden yapılmış su tulumu. İnce uzun bez veya tülbent. İncecik bağ. Çakı veya bıçakların ucunda bulunup zincir takmakta kullanılan halka. Kendine sahip olamayıp yerli yersiz konuşan (kimse.). İnce dar yol, patika. [Bakınız: cılkı]. Beyaz tüylerden müteşekkil tüy demeti.

Terbiyesiz : Terbiyesi olmayan. Topluluk kurallarına aykırı davranan.

Oyunbozan : Birlikte yapılmasına karar verilen bir işten tek taraflı cayan (kimse), mızıkçı. Çeşitli sebeplerle oyunu bozan, yenilgiyi kabul etmeyen, kolayca darılan (kimse), ordubozan, mızıkçı.

Yaramaz : Uygun ve yararlı olmayan, bir işe yaramayan. Çapkın. Söz dinlemeyen, uslu durmayan, yasaklanan şeyleri yapmakta ayak direyen, haşarı (çocuk), uslu karşıtı.

Mızıkçı : Oyunbozan.

Terbiye : Eğitim. Görgü. Hayvanı alıştırma. Araba hayvanlarının dizginleri. Eti, pişirmeden önce çeşitli baharatlar, yağ, salça vb. şeyler içinde bir süre bekletme. Bazı yemeklerin suyunu türlü yollarla koyulaştırma.

Çapkın : Geçici aşklar ve ilişkiler peşinde koşan (kimse), hovarda. Cinsellik hatırlatan. Haylaz. Okşayıcı bir seslenme sözü.

 

Yarama : Yaramak işi.

Mızık : Sözünde durmayan, cayan. Ufak kalmış, büyüyememiş meyve. Cılız kalmış tahıl. Dölü iri ve iyi olmayan erkek hayvan. Zayıf hayvan. Arıların en son olan cansız yavruları. Cıvık. İyi pişmemiş ekmeğin hamur kalmış yeri. Çinkodan yapılmış su kabı. Gönül, can. Oyunbozan.

Terbi : Dördün. Dörtleme.

Gözlü : Gözü olan. Bölmesi ya da gözleri olan. Herhangi bir biçimde veya renkte gözü olan. Deliği olan.

Mızı : Pişmeyen et ve benzerleri şeyler. Çıra.

Obur : Gereğinden çok yemek yiyen, doymak bilmeyen (kimse).

Oyun : Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Kumar. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes. Hile, düzen, desise, entrika. Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç.

Yara : Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik. Dert, üzüntü, acı. Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık. Vücutta işlemekte olan çıban.

: Yemek yemesi gereken, tok karşıtı. Karnı doymamış olarak. Yiyecek bulamayan. Çok istekli, hevesli. Gözü doymaz, haris.

Diğer dillerde Cıf anlamı nedir?

İngilizce'de Cıf ne demek ? : cost, insurance and freight, cif