Concav türkçesi Concav nedir

Concav ile ilgili cümleler

English: A function that is both quasiconvex and quasiconcave is quasilinear.
Turkish: Hem yarı-dışbükey hem de yarı-içbükey olan bir fonksiyon yarı-doğrusaldır.

Concav ingilizcede ne demek, Concav nerede nasıl kullanılır?

Concave : Oyuk. İçbükey yüzey. İçe bombeli. Çukur. Konkav. Konkav. İçbükey. Iraksak. Obruk.

Concave bank : Çarpak kıyı. Bir büklümde yığınak kıyının karşısında, akarsuyun hız cizgisince yalanan ve aşınma yeri olan kıyı. bk. yığınak kıyı.

Concave brick : Çukur tuğla.

Concave downward : Aşağıya içbükey.

Concave function : İç bükey fonksiyon. Birinci türevi pozitif, ikinci türevi negatif olan ve iktisadi çözümlemelerde eniyilemenin sağlanabilmesinde gerekli koşul olduğu için sıklıkla kullanılan matematiksel bir fonksiyon türü. İçbükey işlev. İçbükey fonksiyon.

Concave set : İçbükey küme.

Concave roller : İçbükey vals. İçbükey silindir.

Concave polygon : İçbükey çokgen.

Concave grating : Çukur ağ. Konkav şebeke. Çukur bir yansıtıcı yüzey üzerine çizilmiş koşut çizgilerden oluşan ışık ağı. Konkav şebeke.

Concave mirror : Obruk ayna. Çukur ayna. Yansıtıcı yüzeyi, yuvarsal içbükey ayna. Yakıcı ayna. İçbükey ayna. İçe doğru yuvarlatılmış ayna.

 

İngilizce Concav Türkçe anlamı, Concav eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Concav ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

A level : Lise bitirme sınavı (ingiliz ingilizcesi). A-düzeyi.

Secrete : Gizlemek. Saklamak. Yürütmek. Gizli bir yere koymak. İfraz etmek. Salgılama. Çalmak. Salgılamak. Salmak. Sekret.

Mask : Örtü. Kılıçoyunu vuruşma ve yarışmalarında başı ve yüzü korumak için takılan, önü örgülü çelik telden, üstü yanları ve çenealtı bölümü deri, kösele, ya da plastikten yapılmış bir korunma aracı. Bir saydam resmin zedelenmesini önlemek ve saydam resim göstericisinde kolaylıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla, ortasına yerleştirildiği mukavva ya da yoğruktan çerçeve. Gizlemek. Alçı yüz kalıbı. Oyuncunun insancıl anlatımını kapatmak ya da oyuncuyla seyirci arasında güzelduyusal uzaklığı elde etmekte kullanılan ve çeşitli gereçten yapılan surat.. Saydam resim çerçevesi. Başka bir damgalar örüntüsündeki kesimleri alıkoymak ya da atmak üzere bir damgalar örüntüsünü kullanmak. Maskelemek. Örtmek.

Abel blanchard model : A-b modeli. Abel-blanchard modeli.

Concaves : Obruk. Konkav. İçbükey yüzey. Çukur. İçe bombeli. Konkav. Iraksak. Oyuk.

A b model : Abel-blanchard modeli. A-b modeli.

Obstruct : Tıkamak. Menetmeye çalışmak. Kapamak. Mani olmak. Engel teşkil etmek. Engel oluşturmak. Tıkanmak. Engel. Zorlaştırmak. Engellemek.

A priori analysis : A priyori analiz. Öncül çözümleme.

Obnubilate : Sislenmek. Bulutla kaplamak. Buğulandırmak. Belirsizleştirmek. Dumanlı hale getirmek. Anlaşılmaz hale getirmek karartmak. İçinden çıkılmaz hale getirmek.

 

Conciliate : Dostluğunu kazanmak. Barıştırmak. Yatıştırmak. Gönlünü almak. Uzlaştırmak. Kazanmak. Gönlünü yapmak.

Concav synonyms : haze over, sweep under the rug, harbour, see eye to eye, make up, cover, befog, fog, becloud, grant, arrange, agree, bosom, reconcile, resolve, block, disguise, a posteriori criteria, a posteriori information, a priori probability, harbor, dished, a posteriori probability, concave, veil, shield, settle, cloud, concede, a priori theoretical criteria, aalen estimator, conclude, patch up.

Concav zıt anlamlı kelimeler, Concav kelime anlamı

Unveil : Açığa vurmak. Göstermek (ilk kez olarak). Örtüsünü açmak. Açılışını yapmak. Açılışı yapılmak. Açmak. Ortaya çıkarmak. Peçesini kaldırmak. Örtüsünü kaldırmak. Su yüzüne çıkarmak.

Show : Gösterimde olmak. Belirtmek. Göstermek. Olanak. Dışa vurmak. İbraz etmek. Görünüş. Belli etmek. Açıklamak. Konu bakımından sıkı bir bütünlüğü olmayan, birbirlerine gevşekçe bağlanmış, tablo ya da skeçlerden kurulu kimi eğlendirici, kimi de alaycı, taşlayıcı özellikte bir gösteri. revü, bir fransız türüdür.

Disagree : Sürtüşmek. Bozuşmak. Uymamak. Uyuşmamak. Karşıt görüşte olmak. Aynı düşüncede olmamak. Aynı fikirde olmamak. Yaramamak. Dokunmak. Çelişmek.