Dara nedir, Dara ne demek

Dara; kökeni italyanca dilinden gelmektedir.

  • Kabıyla birlikte tartılan bir nesnenin kabının ağırlığı
  • İçinde yük taşınan aracın boş durumdaki ağırlığı.
  • Terazide dengeyi sağlamak için hafif gelen kefeye ağırlık olarak konulan taş, demir, çivi vb., abra.

Dara kısaca anlamı, tanımı:

Darasını almak : İçine bir şey konulacak kabın ağırlığını tartmak.

Darasını düşmek : Kabın ağırlığını hesaba katmamak.

Daraya atmak : Değer vermemek.

Dara boğmak : Birinin güç durumundan yararlanmak.

Dara dar : Güçlükle, ancak, son dakikada.

Dara düşmek : Para sıkıntısına düşmek.

Dara gelmek : Aceleye gelmek. mecbur olmak.

Dara getirmek : Aceleye getirmek.

Daraban : Kalp vuruşu, kalp atışı.

Daraç : Dar.

Daracık : Çok dar.

Darağacı : İdam cezası alanları asmak için kurulan sehpa, yağlı ip.

Darağacına çekmek : İdam cezası alan bir kimseyi asmak.

Daralış : Daralma işi.

Daralma : Daralmak işi. Geniş ünlülerin, yanlarındaki bazı ünsüzlerin etkisiyle darlaşması: geymek giymek, yene yine gibi.

Daralmak : Azalmak. Başı dara gelmek, bunalmak. Sıkışmak. Zayıflamak. Güçleşmek, zorlaşmak. Dar duruma gelmek, küçülmek.

Daraltı : Dar gibi görünme veya olma.

Daraltıcı : Boruların çaplarını daraltmakta kullanılan bağlantı parçası.

 

Daraltılmak : Daraltma işi yapılmak.

Daraltma : Daraltmak işi.

Daraltmak : Dar duruma getirmek. Sayıca azaltmak.

Daraş : Dar, kasvetli (yer).

Darasız : Darası alınmadan. Darası alınmamış.

Daraşlık : Sıkıntılı ortam, durum, darlık.

Anlam daralması : Geniş kavramları olan bir kelimenin, bu kavramlar içinden tek bir anlam bildirmesi durumu, genel bir anlamdan özel bir anlama geçiş.

Bellek daralması : Belleğin çevreyi tam ve iyi olarak algılamak için gerekli bilgileri yeterince anımsayamaması.

Göğsü daralmak : İçi sıkılmak. güçlükle nefes almak.

İçi daralmak : Sıkılmak, bunalmak.

İçine daralma gelmek : Sıkıntı basmak, sıkılmak.

Ufku daralmak : İleriyi görememek, bakış açısı geniş olmamak.

Yüreği daralmak : Sıkılmak, bunalmak, içi daralmak.

Birlik : Bir taneden oluşmuş, bir tane alabilen. Bölünmezliği içeren yalın bütün. En büyük değerdeki nota, dört dörtlük. Bir arada olma durumu, vahdet. Konunun bir ana düşünce çevresinde toplanması. Tek, bir olma durumu, vahdaniyet. Bölük, tabur, alay vb. bir bütün sayılan topluluk. Belli bir topluluğun yararlarını korumak için kurulmuş dernek. Bağlılık, benzerlik, bağlantı, vahdet.

Tartıl : Tartıya dayanan.

Nesne : Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç. Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje. Öznenin dışında kalan her konu, obje.

Terazi : Zodyak üzerinde Başakla Akrep arasında bulunan takımyıldızın adı. İp cambazlarının dengeyi sağlamak için kullandıkları uzun sırık. Su terazisi. Bir kolun iki ucuna asılı iki kefeden oluşan tartı, mizan. Vücudun, asılarak veya dayanarak yere paralel bulunduğu denge duruşu. Elektronik tartma aracı.

 

Denge : Birbirini ortadan kaldıran güçlerin sonucu olan durma hâli. Bir nesnenin veya bir insanın devrilmeden durma hâli, muvazene, balans. Ekonomik hayatın uyumlu düzeni. Siyasi güçlerin, yetkilerin birbirini sınırlayacak biçimde dağıtılması. Zihinsel ve duygusal uyum, istikrar.

Sağlamak : Elde etmek, sahip olmak. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek.

Hafif : Kalınlığı veya yoğunluğu az olan. Çok dik olmayan (sırt, yokuş). Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek). Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa. Önemli olmayan. Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı. Sıkıntısız, ferah, rahat olarak. Gücü az olan, belli belirsiz. Güç veya yorucu olmayan, kolay. Etkisi az olan, sert karşıtı.

Darazlanmak : Üşümekten tüyleri diken diken olmak. İpekli kumaş erimek. Tülbent vb. ince kumaşlar yıkandıktan sonra incelmek, seyrekleşmek.

Darazmak : Daralmak, sıkışmak Az eskimek, kumaşın havı dökülmek bk. darlanmak. bk. darahızımak. Canı sıkılmak, bunalmak, rahatsız olmak, sıkıntılı vakit geçirmek, hiddetlenmek.

Dara ile ilgili Cümleler

  • İnsan istilası kentleri daraltıyor.
  • Onu epeyce daralttığını söyleyebilirim.
  • İnsanın başı daralmayınca Hızır yetişmez.
  • Ben zehir yerine darağacını seçersem, ölmeden önce kısa bir süre için acı çekeceğim.
  • Sanırım pantolonum daraldı.
  • Ruhum daraliyor, içim sıkılıyor.
  • Eğer dansa gidiyorsan hareketini daraltan bir elbise giymek istemezsin.

Diğer dillerde Dara anlamı nedir?

İngilizce'de Dara ne demek? : [Dara] v. give, hand, bestow, grant, hold forth, administer, allow, yield

v. give; present; deal; produce, yield; cause; perform; say; take; teach; lecture; start, begin; overlook; surrender

v. give, hand, deal; yield, render, handsel; impart, accord, confer; afford, provide; administer; allow; inflict

Fransızca'da Dara : tare [la]

Almanca'da Dara : n. Tara

Rusça'da Dara : n. тара (F)