Doğmak nedir, Doğmak ne demek

"Doğmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Güneş doğarken yola düzüldük." - R. Mağden
  • "Nezaket denen şey, kadının hanımlaşması ile beraber doğdu." - F. R. Atay

Gök bilimleri ve Uzay alanındaki anlamı:

Doğma eylemi.

İngilizce'de Doğmak ne demek? Doğmak ingilizcesi nedir?:

rise

Doğmak anlamı, tanımı:

Doğduğuna bin pişman : Anasından doğduğuna bin pişman.

Doğduğuna pişman etmek : Anasından doğduğuna pişman etmek.

Doğduğuna pişman olmak : Anasından doğduğuna pişman olmak.

Doğmadık çocuğa don biçilmez : "ele geçeceği, ortaya çıkacağı daha belli olmayan şey için önceden hazırlık yapmak doğru değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Erkendoğan : Zamanından önce doğan (bebek), günsüz, prematüre.

Geçdoğan : Normal zamanından sonra doğan (bebek), postmatüre.

Yenidoğan : 0-28 günlük bebek.

Cevap hakkı doğmak : Yanlış, haksız veya suçlayıcı bir ifade dolayısıyla karşı tarafın iddialara cevap verme durumu belirmek.

Eksik doğmak : Vaktinden önce veya organları gelişmeden doğmak.

Eline doğmak : Yaşlı bir kimse, birini, çocukluğundan beri çok yakından tanımak.

 

Gönlüne doğmak : İçine doğmak, sezmek, hissetmek.

Gün doğmak : Sabah olmak.

Güneş doğmak : Sabahleyin güneş ufuktan yükselmek.

İçine doğmak : Bir işin olacağını veya olduğunu hiçbir belirtiye dayanmadan önceden sezinlemek, malum olmak.

Kalbe doğmak : İçine doğmak.

Üstüne bir iki güneş doğmak : Sabah yataktan geç kalkmak.

Üzerine bir iki güneş doğmak : Üstüne bir iki güneş doğmak.

Yanıt hakkı doğmak : Cevap hakkı doğmak.

Dünya : Meslek veya iş birliği içinde bulunan kimseler, camia. Herkes. İnançları bir olan ülke veya insanlar topluluğu. Üzerinde yaşadığımız toprak ve denizler, yeryüzü. Duygu, düşünce ve hayal âlemi. Dış, çevre, ortam. Güneş'e yakınlık bakımından üçüncü gezegen, acun.

Gelme : Gelmiş olan. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Gelmek işi. Yetişme.

Güneş : Güneş ışınlarının ve ısısının etkilediği ortam. Gezegenlere ve yer yuvarlağına ışık ve ısı veren büyük gök cismi.

Yıldız : Bir toplulukta, bir meslekte, üstün başarı gösteren kimse. Çekirdeğinde oluşan füzyon sonucunda açığa çıkan enerjiyi uzaya ışınım biçiminde yayan, ışıklı gök cisimlerinden her biri. Sinema, tiyatro veya müzikhol sanatçısı, star. Bu biçimde olan. Kuzey 360°'lik yön, kuzey. Bir noktadan çevreye beş veya daha fazla çıkıntısı olan çok köşeli şekil. Baht, şans, talih.

Ufuk : Çekülün gösterdiği dikey çizgi ile gözlemci üzerinden geçen düzlem, göz erimi. Çevre, dolay. Düz arazide veya açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer, çevren. Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü, ihata.

 

Görünmek : Görülür duruma gelmek, görülür olmak, gözükmek. Benzemek, görünüşünde olmak. Gözdağı vermek. Azarlamak. İzlenim uyandırmak.

Düşünce : Dış dünyanın insan zihnine yansıması. Tasa, kaygı, sıkıntı. Niyet, tasarı. Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, ide, idea. İlke, yönetici sav.

Dünyaya gelmek : İnsan, doğmak.

Gelmek : Dayanmak, tahammül etmek. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Olmak, -e uğramak. Uymak. Uygun düşmek. Başlamak, ortaya çıkmak. Kadar olmak. Belli bir zamana ulaşmak. Oturmaya, ziyarete gitmek. Ortaya çıkmak, doğmak. Düşmek, rast gelmek. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. İsabet etmek. İzlemek, takip etmek. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Herhangi bir sırada bulunmak. Ulaşmak, varmak. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Katılmak, eklenmek. Sonuç çıkmak. Getirmek. Görünmek, sanılmak. Biriyle birlikte gitmek. Türemek. Çıkmak, yönelmek. Mal olmak. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Belli bir süre dolmak. Kazanılmak, sağlanılmak. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Akmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur.

Çıkmak : Binaya kat eklemek. Bitmek, büyümek, sürmek. Eksilmek. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Flört etmek. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. Gelmek. Yayımlanmak. Sesini yükseltmek. Sıyrılmak, ayrılmak. Ay, Güneş görünmek. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. Mal olmak. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Artırmak, fiyatı yükseltmek. Erişmek, görmek. Verilmek. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Ay veya mevsim geçmek. Olmak, bulunmak, var olmak. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Süresi dolduğunda ayrılmak. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Bulaşmak. Büyük abdest bozmak. Vermeye katlanmak. Belirmek, tanınmak. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. Gerçekleşmek. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Bir yere ulaşmak, varmak. Giderilmek, yok olmak. Piyasaya sürülmek. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Yükselmek, artmak. Harcamak zorunda kalmak. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. Meydana gelmek. Karaya ayak basmak. Yerinden oynamak. Unutmak. Yapılmak, yürümek. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. Oluşmak, olmak. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. Yetişecek ölçüde olmak. Yayılmak. Niteliği sonradan anlaşılmak. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. Yayılmak, duyulmak. Yeni yetişip satışa sunulmak.

Olmak : Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Uymak, tam gelmek. Geçmek, tamamlanmak. Yol açmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Gerçekleşmek veya yapılmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Sarhoş olmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Sürdürmek, yürütmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Bulunmak.

Doğmak ile ilgili Cümleler

  • Eğer şansım olsaydı, Kanadalı olarak yeniden doğmak isterdim.
  • Doğmak, evlenmek ve ölmek, her zaman para getirir.
  • Doğuda güneş doğmak üzereydi.
  • Güneş doğmak üzere.
  • Adam fakir olarak doğmaktan utanıyordu.
  • Kanadalı olarak doğmak isterdim.

Diğer dillerde Doğmak anlamı nedir?

İngilizce'de Doğmak ne demek? : v. be born, rise, arise, come about, break through, arrive, begin, emanate, emerge, ensue, grow out of, spring

Fransızca'da Doğmak : naître, se poser, venir au monde, voir le jour, découler de, (gün) poindre

Almanca'da Doğmak : v. aufkommen

Rusça'da Doğmak : v. рождаться, всходить, восходить, вставать, возникать, зарождаться, являться, уродиться, взойти, взойти, встать, возникнуть, зародиться, явиться