Göğnümek nedir, Göğnümek ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Yanacak derecede ısınmak, hafif sararmak.

Çok ağlamak.

Toplandığı zaman sert olan meyveler kendi kendine fazla olgunlaşmak, yumuşamak.

Göğnümek anlamı, tanımı

Göğn : Gönül: Bakalım göğnü var mı?

Göğnü : İyice olmuş meyve. Çürük rengi.

Kendi kendine : Kimseye danışmaksızın. Kendiliğinden. Başkasının yardımı ve ortaklığı olmadan. Yalnız başına. Kendisine. Kimseyle ilgisi, ilişkisi olmadan.

Olgunlaşmak : Meyve olgun duruma gelmek. İnsanın bilgi, görgü ve hoşgörüsü gereği kadar gelişmiş olmak. Yazı, düşünce olgun duruma gelmek.

Olgunlaşma : Olgunlaşmak işi.

Yumuşamak : Sertliği kalmamak, yumuşak duruma gelmek. Öfkesi, kızgınlığı, inadı geçmek.

Sararmak : Sarı olmak, rengi sarıya dönmek. Korku, üzüntü, coşku vb. sebeplerle yüzün rengi solmak.

Yumuşama : Yumuşamak işi. Sert ünsüzlerin yumuşak ünsüz veya sızıcı ünsüz oluşu, ötümlüleşme. Dünyada soğuk savaş döneminden sonra stratejik silahların geliştirilmesiyle başlayan siyasal gerginliğin ortadan kaldırılması siyaseti, detant.

Ağlamak : Üzüntü, acı, sevinç, pişmanlık vb.nin etkisiyle gözyaşı dökmek. Sızlanmak, yakınmak. Bir duruma üzülmek. Ağaç budandığında kesilen yerlerden besi suyu veya öz su akmak.

 

Sararma : Sararmak işi.

Isınmak : Sıcak duruma gelmek. Var olan gerginlik sona ermek. Üşümesini gidermek. Yadırgamaz olmak, hoşlanır olmak, alışmak, benimsemek.

Ağlama : Ağlamak işi.

Derece : Bir süreç içindeki durumlardan her biri, basamak, aşama, rütbe, mertebe. Bir çemberin üç yüz altmışta birine eşit olan açı birimi. Başarı gösterme. Bir çözeltinin yoğunluğunu ölçmede kullanılan birim. Ölçü aletlerinin ölçeğinde belirtilmiş bulunan başlıca bölümlerden her biri. Denli, kadar. Sıcaklıkölçer.

Isınma : Isınmak işi.

Topla : Üç parmaklı dirgen.

Yumuş : İş, hizmet buyruğu: Bu çocuk hiç yumuş tutmuyor, ne yapacağız?. Toplantı, topluluk. İş, hizmet buyruğu. Vazife, hizmet, buyrulan iş, söz. Görev, vazife (Çayağzı). Ödünç alınan şey. İş, hizmet, ödev, vazife. İş, güç, çalışma.

Zaman : Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Çağ, mevsim. Dönem, devir. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Belirlenmiş olan an. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı.

Olgun : Yenecek duruma gelmiş (meyve). Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gereği kadar gelişmiş, ağırbaşlı (kimse), kâmil. Tamamlanmış, iyice işlenmiş (yazı, düşünce vb.).

Kendi : İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarayan dönüşlülük zamiri, zat. Kişinin özel olarak vurgulandığını anlatan bir söz. "Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak "o" ve "onlar" yerine kullanılan bir söz. Yaptığı, giriştiği bir işte başkalarının herhangi bir etkisi bulunmadığını belirten bir söz.

 

Hafif : Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı. Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa. Sıkıntısız, ferah, rahat olarak. Gücü az olan, belli belirsiz. Güç ya da yorucu olmayan, kolay. Etkisi az olan, sert karşıtı. Önemli olmayan. Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek). Çok dik olmayan (sırt, yokuş). Kalınlığı veya yoğunluğu az olan.

Diğer dillerde Gödel teoremleri anlamı nedir?

İngilizce'de Gödel teoremleri ne demek ? : gödel's theorems