Göbek nedir, Göbek ne demek

  • İnsan ve memeli hayvanlarda göbek bağının düşmesinden sonra karnın ortasında bulunan çukurluk.
  • Kağnı tekerleğinin ortası, araba tekerleğinin dingil geçen yeri.
  • Bazı sebze ve meyvelerin orta kısmı.
  • Hızı azaltarak trafiği yönetmek amacıyla bir kavşağın girişine yerleştirilen çember veya üçgen biçimindeki ada.
  • Kilitleme sistemlerinde, anahtar dişlerinin tam olarak birbirine oturduğu pirinç yuva.
  • Bahçe, halı, tavan, tepsi vb. süslü şeylerin ortalarındaki biçim.
  • Ön ve arka tekerlerin ortasına oturtulmuş mil üzerinde dönen ve teker tellerinin takılmasına yarayan parça.
  • Değirmen taşının ortası.
  • Dölütte, yumurtanın dölüt dışında kalan bölümlerle ilişkisini sağlayan organların çıktığı yer
  • Kuşak, nesil, batın.
  • Şehir, ülke vb.nin orta kısmı.
  • Yağ bağlamış şişman karın.

"Göbek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bu halının göbeği pek zarif."
  • "Düğmeleri birer birer açtı göbeğine dek." - Z. Selimoğlu
  • "Temiz bir isim, züğürt evlatlarda ancak bir, nihayet iki göbek dayanabilir." - R. N. Güntekin
  • "İsviçre'nin göbeğinde, nerede ise bilmem kaçıncı Türk Moskof muharebesi patlamak üzere idi." - Y. K. Karaosmanoğlu

Yerel Türkçe anlamı:

Henüz harmana konulmamış demet yığını, öbek.

Tohumluk küçük soğan, arpacık soğanı.

 

Oda tavanlarının ortasına yapılmış olan süs.

Kilim üzerindeki motiflerden biri

Bir şeyin ortası, orta.

Yenilen bir çeşit mantar.

Kağnı tekerleğinin ortası, araba tekerleğinin dingil geçen yeri.

Değirmen taşının ortası.

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Akımsal mıknatısların kangallarının sarıldığı yumuşak demirden, çoğu zaman halka biçimli parça.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Bir makaranın ortasında, makaraya bağlı olmayarak kendi başına da kullanılabilen, genellikle düzensiz sarmaların yol açabileceği çizinti ya da çiziklerden korumak amacıyla negatiflerin sarıldığı, yoğruktan ya da paslanmaz çelikten silindir biçimindeki parça.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Araba tekerleğinde dingilin geçtiği kısmın çevresi. (Ortayazı *Senirkent -Isparta)

Bilimsel terim anlamı:

Karbonlanan çelik parçaların özek bölümü.

Tekerleğin bağlı olduğu ve dingil üzerinde dönen orta bölüm.

Ön ve arka tekerlerin ortasına oturtulmuş mil üzerinde dönen ve teker tellerinin takılmasına yarayan parça.

otomobil: Taşıtlarda, lastiklerin takılmasını sağlayan tekerleğin çember biçiminde ara bölümü.

İngilizce'de Göbek ne demek? Göbek ingilizcesi nedir?:

hub, ombilic, core, bobbin (a.), rim

Fransızca'da Göbek ne demek?:

mésomphale, nombsril, ombilic, hile, moyeu

Osmanlıca Göbek ne demek? Göbek Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

sürre-i batına, sürre

Göbek hakkında bilgiler

Göbek, memelilerde göbek bağının düşmesinden sonra bebeğin karnının ortasında oluşan çukurluk. Göbek sözcüğü ile özellikle karın bölgesi kilolu olan kimselerde göbek çukurunun (deliğinin) etrafındaki bölge de kastedilir.

 

Göbek bağı, anne ve cenin arasında bulunan; besin, oksijen, karbon monoksit ve dışkı transferini sağlayan organdır. Bebeğin doğumuyla birlikte bu organa gereksinim kalmaz ve zorunlu olarak kesilir. Göbek bağı kesildikten sonra bebeğin karnında çukur bir bölge oluşur.

Göbek ile ilgili Cümleler

  • Göbek adım yok.
  • Göbek adının Mustafa olduğunu düşünüyordum.
  • Jale göbek dansında çok iyidir.
  • Benim göbek adım Mustafa değil.
  • Tom'un göbek adı nedir?
  • O bir göbek dansçısı.
  • Jale karımın göbek adı.
  • Benim göbek adım Tom.
  • Kimin göbek adının Mustafa olduğunu tahmin et.

Göbek anlamı, tanımı:

Düşme : Düşmek işi.

Orta : Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde geçer not ile iyi arasındaki derece. Defterde, bir araya getirilmiş belli sayıda yaprakların oluşturduğu bölümlerden her biri. İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat. Orantı. Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer. İyi ile kötü arasındaki durum. Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre. Çankırı iline bağlı ilçelerden biri. Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş. Ne büyük ne küçük, midi. Ne uzun ne kısa, midi. Yeniçeri Ocağında tabur. Her iki yanında kendi türünden aynı nitelikte nesneler, durumlar bulunan. Bir olayın, içinde gerçekleştiği yer. Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm. Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen.

Çukurluk : Çukur olma durumu. Çukur yer.

Karın : Gelen ve yansımış dalgaların girişimiyle oluşan duraklı dalgalarda en büyük genlikte titreşen noktalar. Döl yatağı. Ahlaki açıdan kabul edilemeyen şeyleri kabullenme. Bazı şeylerde şiş ve içi boş bölüm. Mide. İnsan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi. İç, gönül, akıl, kafa.

Organ : Bir görevi, bir işi yerine getirmekle yükümlü kuruluş. Vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümü, uzuv.

Göbek atmak : Çok sevinmek. karnını hareket ettirerek oynamak.

Göbek bağlamak : Şişmanlayarak karnı büyümek, göbeklenmek.

Göbek çalkamak : Göbeğini sağa sola hareket ettirerek oynamak.

Göbeği çıkmak : Şişmanlamak.

Göbeği biriyle bağlı : Her zaman birlikte bulunan, birbirinden ayrılmayan kimseler için kullanılan bir söz.

Göbeği çatlamak : Birçok güçlüğü yenmek için çok uğraşmak.

Göbeği düşmek : Göbek deliğinin kapanmamasından fıtık oluşmak.

Göbeği sokakta kesilmiş : Evde durmayıp hep sokaklarda gezen, sürtük.

Göbeğini eritmek : Zayıflamak.

Göbeğini kesmek : Birini çok eskiden beri tanımak, bilmek. çocuğun göbeğiyle etene arasındaki damar örgüsünü kesmek.

Göbek adı : Yeni doğan çocuğun göbeği kesilirken konulan ad.

Göbek bağı : Yeni doğan çocuğun göbeği kesildikten sonra kan gelmemesi için geri kalan damar örgüsüne bağladıkları bağ. Bir bitkide yumurtacığı yumurtalığın etenesine bağlayan kordon. Yakın ilişki. Gebelik döneminde anne ile bebeği arasında beslenmeyi sağlayan bağ, kordon.

Göbek dansı : Genellikle göbek ve kalça sallamak veya kıvırmakla yapılmış olan dans.

Göbek havası : Sanat değeri olmayan, hafif, eğlenmek amacıyla çalınan veya söylenen oyun havaları. Çok eğlenceli durum.

Göbek odunu : Ağaç gövdesinin diğer bölümlerine göre farklı özellik gösteren iç odun bölümü.

Göbek otu : Yaprakları etli, otsu bir bitki (Umbilicus pendulinus).

Göbek taşı : Hamamlarda, terlemek için üzerine uzanılan ve alttan ısıtılan geniş mermer seki.

İç göbek : Çiçeklerin dişi organında yumurtacık ile kabuğu arasındaki bağ.

Yedi göbek : Bir soyun bilinen en büyüğü. Bütün soy sop, yedi cet.

Akciğer göbeği : Akciğerin, iç yan yüzünün hemen arkasında bronş, sinir ve damarların girip çıktığı yer.

Camgöbeği : Bu renkte olan. Yeşile çalan mavi renk.

Hanımgöbeği : Bir tür hamur tatlısı.

Kadıngöbeği : Kızartılarak yapılan, ortası çukurca, bir tür yumurtalı hamur tatlısı.

Koyungöbeği : Koyun mantarı.

Kuzugöbeği : Çam ormanlarında, yol ve akarsu kenarlarında, meşe, akçaağaç, kayın gibi yaprak döken ağaçların altında, kireçli, kumlu topraklarda tek tek veya gruplar hâlinde yetişen, şapkası kalın ve etli, yenen, değerli bir tür mantar (Agaricus campestris).

Göbeklenmek : Marul, lahana yaprakları büyüyüp sıklaşmak. Karnı yağlanıp şişmanlamak.

Göbekli : Yaprakları büyüyüp sıklaşmış (marul, lahana). Karnı yağlanıp şişmanlamış.

Ayva göbekli : Göbeği çukur olan (kimse).

İnsan : Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Âdemoğlu, âdem evladı.

Meme : Bazı araçların meme başına benzeyen bölümü. Yavrularını emzirmek için, memelilerin göğsünde türlü biçim ve sayıda bulunan, meme başı denilen çıkıntıları olan organ, bicik, emcek, emcik. Gemi çıpasında kolların birleştiği şişkin yer. Ateşli silahların veya bazı patlayıcıların ateşlendiği çıkıntı. Vücudun herhangi bir yerinde oluşmuş küçük çıkıntı.

Hayvan : Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse). Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Kızılan bir kimseye söylenen bir söz.

Bağlam : Bent. Deste. Bir dil birimini çevreleyen, ondan önce veya sonra gelen, birçok durumda söz konusu birimi etkileyen, onun anlamını, değerini belirleyen birim veya birimler bütünü, kontekst. Herhangi bir olguda olaylar, durumlar, ilişkiler örgüsü veya bağlantısı, kontekst.

Şişman : Deri altında fazla yağ toplanması sebebiyle vücudun her yanı şişkin görünen (kimse), şişko, mülahham.

Şehir : Nüfusunun çoğu ticaret, sanayi, hizmet veya yönetimle ilgili işlerle uğraşan, genellikle tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanı, kent, site.

Ülke : Devlet. Bir devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü, diyar, memleket. Bir özelliği ön plana çıkarılarak düşünülen bölge.

Memeliler : Doğurarak üreyen, memeleri olan, sıcakkanlı, iki akciğerli, kalbinde dört boşluğu olan, vücutları genellikle tüylerle örtülü omurgalı hayvanlar sınıfı.

Yağ : Vücudun, atılması gereken amonyak, üre vb. maddelerini içine alarak deriden sızan ve ter kokusunu veren madde. Abartılı övgü. Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde. Güzel kokulu bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde. Vazelin, mazot gibi yağları andıran ve sanayide kullanılan bir mineral madde.

Kısmı : Bir şeyin yalnız bir bölümünü içine alan, tikel.

Değirmen : İçinde öğütme işi yapılmış olan yer. Kahve, buğday, nohut vb. taneleri öğüten araç veya alet.

Kuşak : Sağlamlığını artırmak için bir şeyin çevresine geçirilen ağaçtan veya metalden bağ. Yaklaşık yirmi beş, otuz yıllık yaş kümelerini oluşturan bireyler öbeği, göbek, nesil, batın, jenerasyon. Bir ürünün, bir aygıtın teknolojideki ve bilimdeki gelişmeye göre üretilen yeni biçimleri. Bele sarılan uzun ve enli kumaş. Bir küre yüzeyi, paralel iki düzlemle kesildiğinde iki kesitin arasında kalan bölüm. Televizyonda programlar için ayrılmış özel zaman dilimi. Yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu. Yeryüzünde veya herhangi bir gök cisminde belli şartları sağlayan bölge. Henüz birleştirilmemiş ses ve görüntü taşıyan filmler. Yeryüzünün kutuplar, kutup daireleri ve dönencelerle belirlenen beş bölümünden her biri, küre kuşağı.

Nesil : Hayvanlarda döl. Kuşak.

Batın : Kuşak. Karın.

Göbek altı :

Göbek anası : Çocuk doğurtan, ebe.

Göbek atardamarı : Anne karnında yavruya kan taşımakla görevli olan, doğumdan sonra son kısmı tıkanan ve lig. teres vesicae hâlinde sidik torbasının yan bandını oluşturan ve atgillerde a. pudenda interna'dan, diğerlerinde a. iliaca interna'dan çıkan atardamar, arterya umbilikalis.

Göbek bağlamak : şişmanlayarak karnı büyümek, göbeklenmek. İlgili cümle: "“Şimdi gördüğü kişi, ellisinin üstünde, göbek bağlamış, metal gözlük çerçeveli biriydi.”" O. Aysu.

Göbek burmak : Mide sancılanmak.

Göbek burusu : Mide sancısı, karın ağrısı.

Göbek büyüğü : Mezar höyüğü.

Göbek çalkamak : göbeğini sağa sola hareket ettirerek oynamak.

Göbek çivisi : Araba çivisi.

Göbek elması : Bir çeşit elma.

Diğer dillerde Göbek anlamı nedir?

İngilizce'de Göbek ne demek? : adj. umbilical, omphalic

n. belly, belly button, navel, umbilicus, core, heart, center, centre [Brit.], midpoint, bay window, branch, center piece, centre piece [Brit.], omphalos, pod, spare tire, spare tyre

Fransızca'da Göbek : nombril [le], hile [le], ombilic [le]

Almanca'da Göbek : n. Ausbauchung, Bauch, Geschlecht, Nabel, Ranzen

Rusça'da Göbek : n. пуп (M), пупок (M), брюшко (N), пузо (N), середина (F), сердцевина (F), колено (N)