Bağlam nedir, Bağlam ne demek

  • Deste.
  • Bir dil birimini çevreleyen, ondan önce veya sonra gelen, birçok durumda söz konusu birimi etkileyen, onun anlamını, değerini belirleyen birim veya birimler bütünü, kontekst.
  • Herhangi bir olguda olaylar, durumlar, ilişkiler örgüsü veya bağlantısı, kontekst.
  • Bent

"Bağlam" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Uygarlık bağlamında Batı ve Doğu diye bir ayrım yapılmamakta bir bütün olarak düşünülmektedir." - A. Cemal

Yerel Türkçe anlamı:

Mısır hevengi (Oltu-Şenkaya)

Deste, demet, tutam.

Fiziksel Kimya alanındaki anlamı:

Taneciklerin, aralarındaki fiziksel ya da kimyasal kuvvetlerle bir arada durması olayı.

Felsefi anlamı:

(Lat. cohaerentia: cohaerare - ...ile bağlı olmak) : Bir düşüncenin, bir yapıtın, bir öğretinin bölümleri arasındaki çelişmeye yer vermeyen bağlantı.

Gramer anlamı:

Bir cümlede, bir konuşmada veya bir metin içinde yer alan herhangi bir kelimenin anlamının daha iyi belirlenebilmesi ve başka anlamlarından ayırt edilebilmesi için, kendisini çevreleyen ve karşılıklı ilişkide bulunduğu öteki öge veya ögelerle oluşturduğu bütün. Söz gelişi baş kelimesi Dün başım çok ağrıyordu ibaresinde «insan başı» anlamına geldiği hâlde, Kumaşın iki başındaki eğrilik ibaresinde «kumaşın uçları», havuz başı, ocak başı, mangal başı sözlerinde «bir şeyin yakını, çevresi», başı çekmek deyiminde «bir işe önayak olmak, öncülük etmek»; Her işin başı sağlıktır cümlesinde «esas, temel»; söz başı, ay başı, yıl başı kelime gruplarında «başlangıç», Bu çocukla baş edemiyorum cümlesinde ise «hâkim olamama, disiplin altına alamama» anlamlarını vermektedir. Baş kelimesinin sıralanan örneklerdeki bu birbirinden farklı anlamları, ancak, o cümleler içinde kendisini çevreleyen ve karşılıklı ilişkilerde bulunduğu diğer ögelerle oluşturduğu bütün, yani bağlam sayesinde belirlenebilmektedir.

 

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Asma çubuklarından yapılan, demet. (Yassıören *Senirkent -Isparta) [bağ bıçağı] : (-Bursa) [bıçkı -4] : (-Bursa) (Gürünkaya *Aksaray - Niğde.)

Bilişim alanındaki terim anlamı:

Bir sözcüğün, tümce içinde birlikte geçtiği ve anlamının belirmesi için incelenmesi gerekebilen tümce kesimleri. 2-Bir bilgisayar dizgesindeki görevlerin işletilebilmeleri için İşletim dizgesinin sağladığı ortam.

Bilimsel terim anlamı:

Bazı yazılarda iki veya daha çok harfi bir arada göstermek üzere kullanılan şekil.

Bir deyimin anlamını belirlemeye katkısı olan, bu deyimi kapsayan daha geniş deyim. || Anl. dilsel bağlam, dizimsel bağlam.

Bir deyimin anlamını belirlemeye katkısı olan dildışı etmenler: deyimi kullanan kişi, deyimin kullanım yeri ile anı konusundaki bilgiler. || Anl. dildışı bağlam, kullanımsal bağlam.

[Bakınız: demet]

Bir olay ya da anlatımın anlamını belirten ve içerimlerini saptamaya yarayan olgusal, kavramsal ya da dizgesel çerçeve.

Birçok kesimlerden oluşan bir koşuğun her kesimi.

 

İngilizce'de Bağlam ne demek? Bağlam ingilizcesi nedir?:

context, binding, coherence, consistaney

Fransızca'da Bağlam ne demek?:

ligature

Osmanlıca Bağlam ne demek? Bağlam Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

huzme, bent, kıta

Bağlam anlamı, tanımı:

Bağlama : Ulama. Bağlamak işi. Yapılarda duvarları birbirine bağlayan kiriş, putrel vb. Üç çift telli olan ve mızrapla çalınan bir saz.

Bağlama hattı : İki ayrı sistemi birbirine bağlayan ve bu sistemler arasındaki enerji alışverişini sağlayan hat.

Bağlama zarf fiili : Bağlaç olan ve görevinde kullanılarak kendinden sonraki çekimli fiile veya fiilimsiye zaman ve kişi bakımlarından uyan -ıp ekini almış fiil: Gelip gitti (Geldi ve gitti) Gülüp geçti (Güldü ve geçti) gibi.

Bağlamacı : Bağlama yapan veya satan kimse. Bağlama çalan kimse.

Bağlamacılık : Bağlamacının yaptığı iş.

Bağlamak : Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Geçişi engellemek. Gönlünü kazanmak. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak. Uyulması zorunlu olmak. Anlaşma yapmak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Düğümlemek. Denk yapmak, paket yapmak. Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak.

Bağlamalık : Bağlamaya yarayan.

Bağlamsal : Bağlam ile ilgili.

Bağlamsal anlam : Bir sözün kullanılan veya amaçlanan bağlama göre anlam kazanması.

Ağrısız başına kaşbastı bağlamak : "kendine gereksiz yere iş çıkarmak" anlamında kullanılan bir söz.

Ağzını bağlamak : Bir kimseyi herhangi bir sebeple söz söyleyemez duruma getirmek, susmak zorunda bırakmak.

Ağzını dilini bağlamak : Birini konuşamaz duruma getirmek.

Altmışaltıya bağlamak : Geçici bir çözümle durumu kurtarmış görünmek.

Atını sağlam kazığa bağlamak : Eşeğini sağlam kazığa bağlamak.

Ayağını bağlamak : Engel olmak.

Aylık bağlamak : Emekli olan veya başka sebeplerle çalışmayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek, maaş bağlamak.

Bar bağlamak : Kir bağlamak, paslanmak.

Bel bağlamak : Birisinin kendisine yardımcı olacağına inanmak, güvenmek.

Bez bağlamak : Dileğin yerine gelmesi ümidiyle yatıra veya ağaca bir parça çaput veya eski kumaş parçası bağlamak. bebeklere altlarını kirletmesinler diye bez koymak.

Buz bağlamak : Sıvıların yüzeyi donmak.

Çaput bağlamak : Bez bağlamak.

Çenesini bağlamak : Bir kimsenin ölümünü istemek. ölen bir kimsenin çenesi altından geçirilen tülbendi başının üstünde düğümlemek.

Dilini bağlamak : Bir kimseyi herhangi bir sebeple söz söyleyemez duruma getirmek, susmak zorunda bırakmak.

El bağlamak : Saygı için ellerini göbeğinin üstüne kavuşturup durmak. namaza durmak.

Elini kolunu bağlamak : Bir şey yapamayacak duruma getirmek.

Esasa bağlamak : Belirli bir kurala dayandırmak.

Eşeğini sağlam kazığa bağlamak : İşini güven altına almak.

Et bağlamak : Yara kapanmak. şişmanlamak.

Evin bağlamak : Ürün tanelenmek, tane bağlamak, olgunlaşmak.

Fare deliğe sığmamış bir de kuyruğuna kabak bağlamış : "kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış" anlamında kullanılan bir söz. "yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş" anlamında kullanılan bir söz.

Garaz bağlamak : Birine karşı kin beslemek.

Göbek bağlamak : Şişmanlayarak karnı büyümek, göbeklenmek.

Gönül bağlamak : Severek bağlanmak, içten sevmek, âşık olmak.

Gözünü bağlamak : Doğruyu bulamaz, düşünemez duruma getirmek.

Güvenceye bağlamak : Güvence altına almak.

Haraca bağlamak : Bir kimseyi veya bir yeri belli zamanlarda kendisine belli miktarda para vermeye zorlamak.

Hayata bağlamak : Yaşamayı sevdirmek.

İç bağlamak : İç tutmak.

İçi yağ bağlamak : Yüreği yağ bağlamak.

İşi tatlıya bağlamak : Sorunlu bir işi, iyi bir biçimde çözmek.

Kabuk bağlamak : Üstünde kabuk oluşturmak, kabuklanmak. üstünden zaman geçtiği için etkisi azalmak.

Karalar bağlamak : Yas tutmak.

Karara bağlamak : Bir davayı, bir sorunu çözümlemek, sonuçlandırmak.

Kaymak bağlamak : Sütün veya bir sıvının üzerinde kaymak oluşmak, kaymaklanmak.

Kemer bağlama : Aile büyüğünün, gelinin beline altın veya gümüş kemer bağlaması töreni, kuşak bağlama.

Kemre bağlamak : Deride kir tabakası oluşmak.

Kısmetini bağlamak : Bir inanışa göre büyü ile birinin evlenmesine engel olmak.

Koçan bağlamak : Mısırda koçan oluşmak.

Koşun bağlamak : Koşun durumuna girmek, saf tutmak.

Küf bağlamak : Unutulmak. bitmek, kalmamak. küflenmek.

Kurt ağzı bağlamak : İnanışa göre açıkta kalan hayvanların kurt tarafından boğulmasını önleme amacıyla çeşitli uygulamalar yapmak.

Kuşak bağlama : Karate, judo gibi Uzak Doğu oyunlarında aşama kaydetme. Düğün sırasında baba veya başka bir aile büyüğü tarafından gelinin beline kırmızı kurdele dolama. Tarikatlarda, medreselerde belli bir düzeye gelen öğrencilere kuşak takma töreni, kemer bağlama.

Kuyruğuna teneke bağlamak : Biriyle aşırı derecede alay etmek. birini, herkesin alay edeceği biçimde kovmak.

Lafı bağlamak : Bir konu üzerinde son sözü söylemek.

Maaş bağlamak : Aylık bağlamak.

Nasır bağlamak : Nasırlanmak. duygusuzlaşmak, duyarlığını yitirmek.

Örümcek bağlamak : Üzerinde örümcek ağı olmak. bir şey uzun süre kullanılmadan kendi hâline bırakılmış olmak.

Oyun bağlamak : Güreşte rakibe bir oyun uygulayıp onu sonuçlandırmadan beklemek.

Pamuk ipliğiyle bağlamak : Etkisi az sürecek bir çare ile geçiştirmek.

Saf bağlamak : Sıralanmak, sıraya girmek.

Sağlam kazığa bağlamak : İşin sonuçlanmasına engel olacak şeyleri ortadan kaldırmak, işin aksamadan yürümesini sağlayacak önlemleri almak.

Sağlama bağlamak : Sağlam kazığa bağlamak.

Sayfa bağlamak : Dizgide dökülen kurşun satırları bir sayfa düzeni içinde toplayarak sıkıca iple bağlamak.

Sıçan deliğe sığmamış bir de kuyruğuna kabak bağlamış : "kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış" anlamında kullanılan bir söz. "bir işi başaramayacak durumdayken bir iş daha yükleniyor" anlamında kullanılan bir söz.

Sözü bağlamak : Lafı bağlamak.

Sözünü bağlamak : Konuşmasını bitirmek için son sözlerini söylemek.

Taksite bağlamak : Bir şeyi belli aralıklarla, belli miktarlarda ödeme şartları ile almak veya satmak.

Tane bağlamak : Meyve veya herhangi bir bitkinin tohumları tane durumuna gelmek.

Tatlıya bağlamak : Kavgalı bir işi gönül hoşluğuyla bitirmek.

Ümit bağlamak : Umut bağlamak.

Vergiye bağlamak : Bir kimse veya şeyden vergi almak. bir yerden, bir kimseden yasal olmayan yollardan para almak, haraç almak.

Vesikaya bağlamak : Mevcudu yeteri kadar bulunmayan ancak çok talep edilen bir şeyi belge karşılığı vermek.

Yağ bağlamak : Semirmek. üzerine yağ birikmek.

Yas bağlamak : Yas tutmak.

Yatağa bağlamak : Yataktan kalkamayacak kadar hasta etmek.

Yosun bağlamak : Üzerini yosun kaplamak.

Yüreği yağ bağlamak : İstenilen bir şeyin olmasından ferahlık duymak.

Deste : Elli iki karttan oluşan iskambil kâğıdı. Cinsleri aynı veya birbirine yakın olan şeylerin bir arada bağlanmışı, demet, bağlam. Kılıç, bıçak vb.nin elle tutulacak yeri. Aynı cinsten onluk bir küme. Yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları derecelerden biri.

Olgu : Birtakım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol açtığı sonuç, vakıa. Varlığı deneyle kanıtlanmış şey. Edebî eserlerde olayı geliştiren davranış, iş.

Olay : Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka. Önemli tarihsel olgu, fenomen.

Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır.

İlişki : Bağlantı, temas. İki şey arasında karşılıklı ilgi, bağ, münasebet, temas.

Örgü : Bazı sinir veya damarların birbirine geçip dolaşmasından ortaya çıkan oluşum. İletişim, ulaşım vb.nin ülke yüzeyinde yayılmış biçimi, ağ. Konunun ana çizgisi, oyunun işlenişi veya çatısı. Örme işi veya biçimi. Örülerek yapılan, örme. Dokumacılıkta atkı ve çözgü ipliklerinin, dokumayı oluşturacak biçimde belli bir desene göre kesişmesi. Yapı. Örülmüş saç bölüğü, belik. Her türlü eylem ve olaydan oluşan akış. Tığ, şiş veya özel makineyle ilmiklerin yan yana getirilmesiyle örülerek yapılmış şey.

Bağlantı : İki şey arasında ilişki sağlayan bağ. Yapılacak işle ilgili sözlü veya yazılı anlaşma, angajman. İki veya daha çok şeyin birbiriyle bağlı bulunması, ilişki, irtibat, bağlanak.

Bent : Gazete yazısı. Bağ, rabıt. Bir şiirdeki dörtlüklerin her biri, bağlam. Kitaplarda kendi içinde bütünlük oluşturan bölüm. Kanun maddesi. Su biriktirmek için akan suyun önüne yapılmış olan set, büğet.

Bağlam erkesi : İki öğeciği ya da bir eksicik ile bir çekin taneciğini bir arada tutan erke niceliği. Ayrışma erkesinin karşıt imlisi.

Bağlam içinde anahtar-sözcük dizini : Belgelemede, anahtar-sözcüklerin abece, sırasında ve bağlamlarıyla birlikte, geçtikleri yeri de gösterir biçimde düzenlenmiş listesi, bk. söz bağlamı.

Bağlam ilkesi : Her şeyin bir ~> bağlam içinde olması, her şeyin birbiriyle bağlantı içinde bulunması ilkesi. // Bağlam ilkesi mantıksal ilke olarak, düşünme ediminin mantıksal bir düzen içinde gidişini; varlıkbilimsel ilke olarak bütün var olanların birbiriyle bir bağlantı içinde bulunduğunu gösterir.

Bağlama açınığı : Bir bileşimin iki öğesi arasına girerek söylemeyi kolaylaştıran açınık: Gel-i-yor kelimesindeki i gibi.

Bağlama ağızlığı : Lavabo, bulaşık teknesi v.b. araçların kirli su döşemesine bağlanmalarında kullanılan pirinç boru parçası.

Bağlama barınağı : Geminin genel durak yeri, kütüğünün bulunduğu yer.

Bağlama büyüsü : Kişinin asıl davranışlarını kısıtlamayı, eylemlerini yok etmeyi, biyolojik ve fizyolojik gereksinmelerini engellemeyi amaçlayan büyü türü.

Bağlama cümlesi : İki yargıyı aynı yöndeki oluş ve kılış beraberliği veya sırasıyla ya bağlaçlar ya noktalama işaretleri ya da zarf-fiiller ile birleştiren cümle: Fikret eve uğradı ve babasıyla konuştu. Fikret eve uğradı, babasıyla konuştu. Fikret eve uğrayıp babasoyla konuştu. Fikret eve uğrayarak babasıyla konuştu vb.

Bağlama düzeni : Bağlama denilen sazın akortlarından biri. Özellikle sesle görüntünün aynı anda ayrı aygıtlarla saptanmasında eşlemenin sağlanması için, birden çok motorun aynı hızla eşlemeli olarak dönüşünü sağlayan elektrik düzeni. Hayvanların boyunlarını kilitlemek amacıyla yapılan, kilitlendiğinde hayvanların hareketlerini sınırlandırarak gözlem veya veteriner hekim müdahalesine imkân tanıyan, metalden veya ağaçtan yapı.

Bağlama enerjisi : Bir atom veya molekülün pozitif ve negatif yüklü kısımlarını bir arada tutan kuvvet.

Bağlam ile ilgili Cümleler

  • Saçımı bir atkuyruğu bağlamak için bir kurdele kullandım.
  • Bundan sonra, Mike Hiroshi'ye emniyet kemerini bağlamasını söyler.
  • Sürücü bize emniyet kemerlerimizi bağlamamızıı tavsiye etti.
  • O, nasıl yapacağını bilmediği için, o, ona kravatını bağlaması için yardım etti.
  • Real Madrid, Neymar'ı renklerine bağlamak istiyor ve Santos'tan kiralık olarak bir yıllığına izin veriyor.
  • Kuzey Amerika'da emniyet kemerinizi bağlamamanız yasaya aykırıdır.
  • Aşk ve sevgi görev bağlamında bir iş olarak görülüyorsa olmasın daha iyi.
  • Kendi ayakkabılarını bağlamayı öğrendiğinde kaç yaşındaydın?
  • Alışılmış olandan farklı bir bağlamda bir şey görmek şaşırtıcı olabilir.
  • Toplantıları düzenleyenlere göre çiftçiler umutlarını bankalara bağlamış.

Diğer dillerde Bağlam anlamı nedir?

İngilizce'de Bağlam ne demek? : n. context

Fransızca'da Bağlam : contexte [le], faisceau [le], strophe [la], trousse [la]

Almanca'da Bağlam : n. Kohärenz, Konnex, Kontext

Rusça'da Bağlam : n. связка (F), вязанка (F)