Olgu nedir, Olgu ne demek

"Olgu" ile ilgili cümleler

  • "Bilim yoluyla olguları kavrayıp sıralayabiliriz." - O. Hançerlioğlu

Yerel Türkçe anlamı:

Gerçek : Lafın olgusunu konuşmalı.

Felsefi anlamı:

(Lat. factum = yapılmış olan) : Düşünülmüş olanın karşıtı, olmuş olan, gerçek olan, gerçekleşmiş olan.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Öykülü bir filmin, bir televizyon oyununun konusunu oluşturan olaylar dizisi. Bu konuyu başlatan, geliştiren, sonuca ulaştıran olayların sıralanmasından oluşan durum.

Bilimsel terim anlamı:

Gerçek durum.

Beden, anlık ya da toplum yönlerinden daha iyi uyum sağlamak amacıyla inceleme konusu olan kişi ya da olaylarla ilgili bilgiler.

Gözlenebilir ya da görgül işlemlerle kavranabilir olan ve kendine özgü bir örüntüsü bulunan olay.

Yazın yapıtlarında olayı geliştiren, iş, devim, davranış.

İngilizce'de Olgu ne demek? Olgu ingilizcesi nedir?:

fact, case, action

Fransızca'da Olgu ne demek?:

phénomène

Osmanlıca Olgu ne demek? Olgu Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

vaka

Olgu hakkında bilgiler

Olgu; bilimsel verilere dayalı, kanıtlanabilir özellikteki bilgi. Olgular, nesnel ve irade dışı oluşumlardır ve sık sık olay ile karıştırılır.

 

Olgu ile ilgili Cümleler

  • Sanırım Mustafa olgunlaşmamış.
  • Olgun muzlar sarıdır.
  • Olgun insanlar fikirler hakkında konuşur, aydınlar gerçekler hakkında, ve sıradan insanlar da ne yedikleri hakkında konuşurlar.
  • Olgun olmamı kimler engelliyor?
  • Sen benden çok daha olgunsun.
  • Onlar hiç olgun değiller. Dişlerinizi kıracaksınız!
  • Biz olgunlaştık.
  • İnsanları olgunlaştıran, yaşı değil yaşadıklarıdır.
  • Olgun bir elma ağaçtan düştü.
  • Olgun bir yaşa kadar yaşadı.
  • Sen açıkça olgunlaştın.
  • Bu muzlar olgun değil.
  • Olgun olduğunu düşünüyor musun?
  • Olgun daha iyidir.

Olgu kısaca anlamı, tanımı:

Olay : Önemli tarihsel olgu, fenomen. Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka.

Kanıt : Sonurguya ulaşan bir uslamlamanın dayandığı gerçek, delil. Anlaşmazlık konusu olan şeyde, yargıcın kanılarını oluşturan şey, delil. Bir şeyin doğruluğu, gerçekliği konusunda kanaat verici belge, delil, iz, argüman.

Sosyal olgu : Sosyal nitelikli olay.

Ardışık olgular : Bir hastalıktan sonra görülebilen fakat hastalığın kesin sonucu olmayan olgular.

Olgucu : Olguculukla ilgili olan, olguculuk yanlısı, pozitivist.

Olguculuk : Bu çığırın gerçekçilik akımını doğuran edebî eserlerde uygulanmış biçimi. Araştırmalarını olgulara, deneylere, gerçeklere dayayan, fizikötesi açıklamaları kuramsal olarak olanaksız ve yararsız gören Auguste Comte'un açtığı felsefe çığırı, pozitivizm.

Olgun : Tamamlanmış, iyice işlenmiş (yazı, düşünce vb.). Yenecek duruma gelmiş (meyve). Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gereği kadar gelişmiş, ağırbaşlı (kimse), kâmil.

 

Olgun odun : Ağaç gövdesinin öz odun ile dış odun arasında oluşan, ağaç işleri gereci olarak en üstün niteliği taşıyan bölümü.

Olgunca : (olgunca) Olgun gibi, olguna benzer bir biçimde. Olgun gibi, olguna benzer.

Olgunlaşma : Olgunlaşmak işi.

Olgunlaşmak : İnsanın bilgi, görgü ve hoşgörüsü gereği kadar gelişmiş olmak. Meyve olgun duruma gelmek. Yazı, düşünce olgun duruma gelmek.

Olgunlaştırma : Olgunlaştırmak işi.

Olgunlaştırmak : Olgun duruma getirmek.

Olgunluk : Meyvelerin olgun, yenilebilir olma durumu. İnsanların bilgi, görgü ve hoşgörü bakımından gereği kadar gelişmiş olma durumu, yetkinlik, kemal.

Olgunluk çağı : İnsan hayatında beden ve ruhsal yeteneklerinin en yetkin olduğu dönem, olgunluk yaşı.

Olgunluk imtihanı : Lise son sınıf öğrencilerinin lise bitirme sınavlarından sonra üniversiteye girebilmeleri için bazı derslerden girdikleri yeterlik sınavı.

Olgunluk yaşı : Olgunluk çağı.

Olgusal : Olguya ilişkin.

Olgusallık : Olgusal olma durumu.

Sebep : Bir şeyin olmasına veya belli bir hâlde bulunmasına yol açan şey.

Sonuç : Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice. Sürmekte olan veya biten bir yarışmanın veya spor karşılaşmasının sayı bakımından durumu, skor. Yazının veya sözün bitim bölümü. Öz, özet. Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey.

Deney : Deneyim, tecrübe. Bilimsel bir gerçeği göstermek, bir yasayı doğrulamak, bir varsayımı kanıtlamak amacıyla yapılmış olan işlem, tecrübe.

Eser : Emek sonucu ortaya konan ürün, yapıt. Soyut kavramlarda belirti. Yayın, kitap, yapıt. İz, işaret, im.

Geliş : Gelme işi.

Davranış : Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünü. Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı. Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket.

Bilimsel : Bilimle ilgili, bilime dayanan, ilmî.

Şey : Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, belirsiz anlamda bir söz. Nesne, madde.

Olgu birliği : Eski Yunanlılara göre, bir sahne eserinin başlıca bir olguyu yürütmesi ve başka olguların ikinci derecede kalarak buna bağlı olmaları gerektiğini saptıyan tiyatro kuralı.

Olgu romanı : Ruh ve duygu çözümlemesine girişmeyip yalnız olaylar anlatan roman türü. Ruh ye duygu çözümlemesine girişmeyip yalnız olayları anlatan roman.

Olgu tarihçesi : Bireyin yaşamında önemli bir olayın baş göstermesine yol açan nedenlerin oluş sırasına göre düzenlenmesi.

Olgu taslağı : Canlıresimde, filmi oluşturan olguların evrelerini gösteren kabataslak resimlerden oluşan dizi.

Olgu toplantısı : Okul ya da kılavuzluk özeklerinde incelenen sorunlu kişilerle ilgili bilgi ve bulguların, kurumun uzmanlarınca tartışıldığı, değerlendirildiği ve alınacak düzeltici işlemlerin kararlaştırıldığı toplantı.

Olgu yöntemi : Uyumsuzluk ve davranış bozukluklarına yol açabilecek yaşam öyküsü, aile durumu ve öteki bütün etkileri aydınlatmak amacı ile kişinin geçmişinin incelenmesi yolu ile yapılan tanılama ve iyileştirme yöntemi.

Olgu yükü : Belirli bir an ya da zaman süresi içinde sorumlu bir kişi ya da kurumun üzerinde çalışmakta olduğu kişilerin sayısı.

Olguçlu : Şişman, büyümeye, gelişmeye elverişli olan.

Olguluk : Olayların zaman sırasına göre yazılmış bulunduğu bir tür tarih yapıtı.

Olgun balık : Ergin balık.

Diğer dillerde Olgu anlamı nedir?

İngilizce'de Olgu ne demek? : n. fact, event, phenomenon

Fransızca'da Olgu : fait [le], cas [le], épisode [le], phénomène [le]

Almanca'da Olgu : n. Erscheinung, Fakt, Faktum, Sachverhalt, Zeichen

Rusça'da Olgu : n. факт (M), событие (N), происшествие (N)