Gele nedir, Gele ne demek

"Gele" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Yine gele attın."

Yerel Türkçe anlamı:

Gelsin.

Çocuk oyununda ebe olanların durdukları yer.

Diğer sözlük anlamları:

Gel, hele gel, haydi gel.

Gele anlamı, kısaca tanımı:

Geleceği varsa göreceği de var : "kötülük yapmaya kalkışacak olursa karşılığını elbette görür" anlamında kullanılan bir söz.

Gelecek : Zaman bakımından ileride olması, gerçekleşmesi beklenen, müstakbel. Daha gelmemiş, yaşanacak zaman, istikbal, ati.

Gelecek bilimci : Gelecek bilimi ile uğraşan kimse, fütürolog.

Gelecek bilimi : Küresel bir perspektif içinde geleceği öngörmeye çalışan bilim, fütüroloji.

Gelecek bilimsel : Gelecek bilimi ile ilgili, fütürolojik.

Gelecek vadetmek : İyi şeyler olacağını önceden sezdirmek.

Gelecek zaman : Fiilin belirttiği zaman kavramının, içinde bulunulan zamandan sonraya ait olduğunu belirten, -e, -ecek, -esi, -se, -meli ekleriyle kurulan zaman: Gele, gelecek, gelesi, gelse, gelmeli gibi.

Gelecek zaman görünümü : Gelecek zaman sıfat-fiiliyle yardımcı fiilin birlikte kullanılmasından ortaya çıkan ve niyet kavramı veren görünüm.

Gelecek zaman kipi : Fiilin belirttiği zaman kavramının, içinde bulunulan zamandan sonraya ait olduğunu sınırlı bir biçimde gösteren, -ecek ekiyle kurulan kip: Geleceğim, geleceksin gibi.

 

Gelecek zaman sıfat fiili : İsim veya sıfat gibi kullanılan, gelecek zaman kavramı veren, -ecek, -esi ekleriyle kurulan fiilimsi: Akacak kan damarda durmaz. Göresim geldi gibi.

Gelecekçi : Gelecekçilik yanlısı olan, fütürist.

Gelecekçilik : İtalyan şairi Marinetti'nin 1909 yılında yayımladığı bildiri ile ortaya çıkan, yeni hayatı övme, geleneksel edebî kuralları yıkma amacını güden ve Dadacılık, gerçeküstücülük vb. akımlara öncülük etmiş olan edebiyat çığırı, fütüristlik, fütürizm.

Geleğen : Ana ırmağa karışan (akarsu).

Gelembe : Koyun yatağı.

Geleme : İki yıl sürülmeyen, boş tarla.

Gelen : Gelme işini yapan (kimse veya nesne). Bir ışık kaynağından çıkıp bir aynanın yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine düşen (ışın).

Gelen ağam giden paşam : "yönetim kimde olursa olsun benim için fark etmez" anlamında kullanılan bir söz.

Gelen geçen : Gelen giden.

Gelen giden : Gelenler, uğrayanlar, ziyaret edenler, gelip geçenler, gelen geçen.

Gelen gideni aratır : "beğenmediğimiz bir kişinin yerine öyle birisi gelir ki eskisini aratır" anlamında kullanılan bir söz.

Gelendost : Isparta iline bağlı ilçelerden biri.

Gelene git denilmez : "kendiliğinden gelen bir konuk geri çevrilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Gelenek : Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane, tradisyon.

Gelenekçi : Geleneklere bağlı kimse, ananeci.

 

Gelenekçilik : Toplumsal kurumları ve inançları daha çok geçmişten süregeldikleri için benimseyen, saygın tutan, destekleyen, yeni kültür ögelerine daha az değer veren tutum veya öğreti, ananecilik.

Gelenekleşme : Gelenekleşmek işi.

Gelenekleşmek : Gelenek durumuna gelmek, gelenek değeri kazanmak.

Gelenekleştirme : Gelenekleştirmek işi.

Gelenekleştirmek : Bir şeyi gelenek durumuna getirmek.

Gelenekli : Geleneği olan, geleneklere dayanan.

Geleneksel : Geleneğe dayanan, gelenekle ilgili olan, ananevi, tradisyonel.

Gelenekselleşme : Gelenekselleşmek durumu.

Gelenekselleşmek : Gelenek durumunu almak.

Geleni : Tarla faresi, büyük fare.

Aç ile eceli gelen söyleşir : "açın gözü hiçbir şeyi görmez, karnını doyurabilmek için kendisine güçlük çıkaran bir kimseyi öldürebilir" anlamında kullanılan bir söz.

Ağzına geleni söylemek : Gelişigüzel, saçma sapan konuşmak. nezaket dışına çıkarak ağır ve kırıcı sözler söylemek.

Aklıma gelen başıma geldi : "olmasından korktuğum şey oldu" anlamında kullanılan bir söz.

Aklına geleni işleme her ağacı taşlama : "sonunu düşünmeksizin aklına eseni yapan, herkese sataşan kimse bu davranışının büyük zararlarını görür" anlamında kullanılan bir söz.

Aklına geleni söylemek : Rastgele konuşmak.

Aklına geleni yapmak : Her istediğini önünü sonunu düşünmeden yapmak.

Babamın adı hıdır elimden gelen budur : "gücüm ancak bu kadarını yapmaya yeter" anlamında kullanılan bir söz.

Cana gelecek mala gelsin : "canı korumak için mal feda edilir" anlamında kullanılan bir söz.

Davetsiz gelen döşeksiz oturur : "çağrılmadan bir yere giden kimse iyi bir ağırlanma beklememelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Değirmenden gelenden poğaça umarlar : "başka bir yerden gelen kimseden, geldiği yerle ilgili, küçük de olsa bir armağan beklenir" anlamında kullanılan bir söz.

Değirmene gelen nöbet bekler : "bir şeyden birçok kimse yararlanacaksa herkes geliş sırasıyla işini görmek üzere beklemelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Dilden gelen elden gelse her fukara padişah olur : "kişi her söylediğini yapamaz, her dilediğini elde edemez" anlamında kullanılan bir söz.

Dile gelen ele gelir : "insanlar yapacakları işler hakkında önce konuşurlar, sonra da o işi gerçekleştirirler" anlamında kullanılan bir söz.

Dilim seni dilim dilim dileyim başıma geleni senden bileyim : "kişinin başına ne gelirse dilini tutmamasından gelir" anlamında kullanılan bir söz.

Eceli gelen köpek cami duvarına siyer : "birinin başına kötü bir şey gelmesi kaçınılmaz olduğunda olmadık davranışlarda bulunabilir" anlamında kullanılan bir söz.

El ile gelen düğün bayram : "herkese birden gelen sıkıntı ve felakete katlanmak, yalnızca bir kişiye gelene katlanmaktan daha kolaydır" anlamında kullanılan bir söz.

Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz : "kişi yalnızca kendi kazancına güvenmeli, başkasının yardımını beklememelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Elinden geleni ardına koymamak : Yapabileceği bütün kötülükleri yapmak.

Elinden geleni yapmak : Gücünün yettiği kadarını yapmak.

Gide gele : Aynı yere sürekli gidip gelerek.

Haydan gelen huya gider : "kolay ve emeksiz kazanılan şeyler elden kolay çıkar" anlamında kullanılan bir söz.

Hayır dile komşuna hayır gele başına : "sen başkaları için iyi şeyler dile ve yap ki başkaları da senin için iyi şeyler dilesin, yapsın" anlamında kullanılan bir söz.

İki elim yanıma gelecek : Doğru söylendiği kanıtlanmak istendiğinde "öleyim ki doğru söylüyorum" anlamında kullanılan bir söz.

İleri gelen : Bir topluluğun önemli, sözü dinlenir, saygın kişisi.

İpe gelesice : "asılarak öl" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez : "büyük çıkarlar beklenen durumlarda küçük fedakârlıklar yapılmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Kırk yıl kıran olmuş eceli gelen ölmüş : "salgın ve öldürücü hastalık da olsa eceli gelmeyen ölmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kolay gele : Bir iş yapmakta olanlara söylenen iyi dilek sözü.

Laf ola beri gele : Konuşulan konu ile ilgili olmayan bir söz söylendiğinde veya bir sorun tartışılırken ilgisiz bir şey ifade edildiğinde söylenen bir söz.

Rast gele : "işiniz rast gitsin" anlamında kullanılan bir söz.

Sıkıntıya gelememek : Güç işlere dayanamamak.

Sonradan gelen devlet devlet değildir : "kişi yaşlandıktan sonra gelen zenginlik işe yaramaz" anlamında kullanılan bir söz.

Teneşire gelesi : "gebersin" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır : "meslek veya alışkanlık gereği olan sonuçtan kaçınılamaz" anlamında kullanılan bir söz. "bir kişi ne kadar farklı yerlerde yaşarsa yaşasın, ne kadar farklı işlerle uğraşırsa uğraşsın, bağlı bulunduğu çevreye veya işe dönmek zorunda kalır" anlamında kullanılan bir söz.

Ustamın adı hıdır elimden gelen budur : Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur.

Yel gibi gelen sel gibi gider : "emek vermeden ele geçen para çarçur olur gider" anlamında kullanılan bir söz.

Zora gelememek : Baskıya, sıkıntıya veya sıkı bir çalışmaya dayanamamak, katlanamamak.

Tavla : Bu oyunun üzerinde oynandığı, iki iç yüzü bölme desenli, dikdörtgen biçimindeki tahta kutu. Bölümlere ayrılmış iki yanlı tahta üzerinde on beşerden otuz pul ve iki zarla iki kişinin karşılıklı oynadığı oyun. At ahırı.

Oyun : Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Kumar. Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes. Hile, düzen, desise, entrika. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma.

Kırık : Kırıntı. Kırılmış olan. Gücenmiş, üzgün. Tavla oyununda oyun dışı bırakılan pul. Fay. Bir şeyin kırılan yeri. Kemiğin bir etki ile kırılması. Kadının veya erkeğin yasalara ve törelere aykırı olarak ilişki kurduğu erkek veya kadın. Tam nota göre düşük olan (not). Saf renkten hafif uzaklaşmış. Melez. Kırılmış bir şeyden ayrılan parça.

Oyuncu : Düzenci, hileci. Oyunu seven. Sinema, perde veya bir gösteride rol alan sanatçı, aktör, aktris. Çok oyun yapan, oyundan oyuna geçen (kimse). Herhangi bir oyunda oynayan kimse.

Uygun : Orantılı, oranlı. Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip. Elverişli, yarar, müsait, muvafık.

Gelebak : Kelebek.

Gelebe : Fabrikada kullanılan iplik paketi.

Gelebek : Kelebek.

Gelebekotu : Ranunculus murıcatus, Ranunculaceae.

Geleber : Soytarı.

Gelebicin : Pulsuz, büyük ağızlı ırmak balığı.

Gelebik : Müslüman olmayan kimselerin ölüsü.

Gelebilme : Gelebilmek işi. İlgili cümle: "“Müspet ve realist ilmî araştırmaların meydana gelebilmesi için istatistik bir zarurettir.”" N. Hikmet.

Gelebilmek : Gelme imkânı veya olasılığı bulunmak. İlgili cümle: "“Sibirya'dan buraya nasıl gelebildiniz?”" N. Hikmet.

Gelebir : Kapışarak yenilen öteberi: İiyi gelebir yedin. 1.bk. gelevir. Fasulye kılçığı. Asma budandıktan sonra, kesilip atılan yeşil filizler.

Gele ile ilgili Cümleler

  • Gelebildiğine çok sevindim.
  • Ali gelecek yıl on üç yaşında olacak.
  • Gelebildiğin kadar kısa zamanda gel.
  • O eski bir Kanada geleneğidir.
  • Gelebildiğinize öyle sevindim ki.
  • Gelebildiğim zaman gelirim.
  • Çin burçlarına göre, 2015 Koyun Yılı ve gelecek yıl Maymun Yılı olacak.
  • Gelebildiğine çok sevindik.
  • Gelebildiğinize sevindim. Lütfen kendi evinizdeymiş gibi davranın.
  • Bu eski bir Kanada geleneğidir.
  • O eski bir Rus geleneği.
  • Dünyanın sonu ne zaman gelecek?
  • Gelebildiğine memnun oldum.
  • Burak Tuğba'ya gelecek için planlarının ne olduğunu sordu.

Diğer dillerde Gele anlamı nedir?

İngilizce'de Gele ne demek? : [Gel (das) ] n. gel, gelatin slide, colored translucent material placed over theater lights; jelly-like substance used in styling hair

n. jelly, soft food product containing gelatin or pectin; something which has a gelatinous consistency

v. freeze, frost, chill; ice over; halt, block, set