Good buy türkçesi Good buy nedir

  • Kazançlı alışveriş.
  • Karlı alışveriş.
  • Kelepir.

Good buy ile ilgili cümleler

English: It was a good buy.
Turkish: Bu iyi bir alıştı.

English: That's a good buy.
Turkish: Bu iyi bir satın alma.

English: This was a really good buy.
Turkish: Bu gerçekten iyi bir alıştı.

Good buy ingilizcede ne demek, Good buy nerede nasıl kullanılır?

Good : Çıkar. Sağlam. Yarar. Güzel. Doğruluk. Uslu. Yararlı. Emin. Menfaat. Çok.

Buy : Kabul etmek. Yutmak. Satın almak. İnanmak.

A good buy : İyi iş. Karlı bir alışveriş. Kelepir. Karlı alışveriş.

Good afternoon : İyi akşamlar. Tünaydın.

Good agriculture practices : Tarımsal üretim sistemini iktisadi açıdan karlı ve verimli, sosyal açıdan yaşanabilir, insan ile hayvan sağlığına ve çevreye duyarlı kılarak gönenci artıran, dünyada bütünleşik ürün yönetimini önplana çıkaran sürdürülebilir kalkınmanın tarımsal ayağını oluşturan uygulamalar bütünü. iyi tarım uygulamaları avrupa iyi tarım uygulamaları adı altında başlayıp, küresel iyi tarım uygulamaları ile geliştirilen uluslararası ölçünleştirme girişimlerini kapsamaktadır. İyi tarım uygulamaları.

Good and : Fazlasıyla. Çok. Tamamen. Bütünüyle.

İngilizce Good buy Türkçe anlamı, Good buy eş anlamlısı

 

Sözcükler, direkt olarak Good buy ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Bargains : Uyuşmak. Pazarlık. Uzlaşma. Teklif. Teklif (pol.). Anlaşma. Pazarlık etmek. Değiş tokuş etmek. Anlaşmak.

Steal : Gizlice koymak. Zula etmek. Hırsızlık yapmak. Çaktırmadan yapmak. Tırtıklamak. Uğrulamak. Gizlice hareket etmek. Sessizce hareket etmek. Çalmak. Gizlice veya dikkati çekmeden yapmak.

A good buy : İyi iş. Karlı bir alışveriş.

Very cheap : Bedava. Sudan ucuz. Para ile değil.

Best buy : En uygun alışveriş. En uygun fiyat. Teklif edilen parayla alınması mümkün olan en kaliteli mal. En uygun satın alma. Karlı pazarlık. En uygun satın alım.

Dirt cheap : Çok ucuz. Yok pahasına. Ucuz. Ölü fiyatına. Batan geminin malları bunlar. Bedava. Sudan ucuz.

Secondhand : Kulaktan dolma. Dolaylı. Elden düşme. Müstamel. Eski. İkinci elden. Başkasından öğrenilmiş. İkinci el. Kullanılmış.

For a song : Çok ucuza.

Bargain : Pazarlık etmek. Uzlaşma. Pazarlık. Teklif. Değiş tokuş etmek. Teklif (pol.). Anlaşmak. Anlaşma. Karşılık (pol.).