Haşlamak nedir, Haşlamak ne demek

"Haşlamak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Recep'i kenara çekip fena hâlde haşladılar." - S. F. Abasıyanık
  • "Nine yolda yerim diye iki yumurta haşladıydı." - H. E. Adıvar
  • "Omuzlarına kadar vücudun derisini haşlayan bayıltıcı yanma acısı ve dehşeti çok sürmedi." - P. Safa
  • "Böcek çocuğun bacağını haşlamış."
  • "Kaynar su ayağımı haşladı."

Haşlamak tanımı, anlamı:

Haşlama : Haşlanarak pişirilen şey. Haşlamak işi.

Kaynar : Kaynamakta olan. Kaynarca. Kaynak, pınar. Çok sıcak. Yeni doğum yapmış anneye ve konuklara sunulan tatlı içecek.

Daldırmak : Dalmak. Dalma işini yaptırmak, dalmasına sebep olmak.

Üstün : Arap harfli metinlerde bir ünsüzün a, e seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret, fetha. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik.

Dökmek : Üstünde bulunan bir şeyi düşürmek. Saçmak, serpmek. Bol bol vermek, ödemek, sarf etmek. Bir yere çokça bir şey yığmak, taşımak. Salmak, bırakmak. Çok sayıda öğrenciyi sınavda veya bir üst sınıfa geçirmede başarısız saymak. Bir işte veya bir konuyu ele alış biçiminde değişiklik yapmak. Açığa vurmak, söylemek, ortaya koymak. Yakmak, tutuşturmak. Bir şeyi yok etmek için atmak. Sulu hamuru kızgın yağ veya tepsinin içine akıtarak pişirmek. Maden, mum eriyiği veya çimento, alçı vb.ni kalıba akıtarak biçim vermek, döküm yapmak. Kullanmak, harcamak, sarf etmek. Belli bir yere boşaltmak. Teninde kızamık, kızıl, suçiçeği hastalıklarında olduğu gibi kırmızı lekeler çıkmak. Çok söylemek. Akıtmak, düşürmek. Sıvı veya tane durumunda olan şeyleri bulundukları kaptan başka bir yere boşaltmak.

 

Kaynata : Kocaya veya kadına göre birbirlerinin babası, kayınbaba, kayınpeder, babalık.

Pişirmek : Çalışarak öğrenmek. Bir besin maddesini gerektiği kadar ısıda tutarak yenebilecek veya içilebilecek bir duruma getirmek. Olgunlaştırmak. Bunaltacak kadar ısıtmak, yakmak. Isı etkisiyle belirli bir kullanıma elverişli duruma getirmek.

Sıvı : Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim, mayi, likit.

Bir : Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Aynı, benzer. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sayıların ilki. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Tek. Sadece. Eş, aynı, bir boyda. Bir kez. Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Beraber.

Yakmak : Çok sıcak olmak. Türkü, ağıt vb. düzenlemek, bestelemek. Yanıyormuş gibi bir etki yapmak. Işık vermesini sağlamak. Karartmak. Çok üşütmek. Güçlü sevgi uyandırmak. Yıkıma, zarara yol açmak, büyük bir zarara uğratmak, mahvetmek. Kına, yakı vb.ni koymak, sürmek. Tedavi etmek amacıyla doku, damar vb. dağlamak. Keskin, sert ve ısırıcı bir duyum vermek. Isı etkisiyle zarar vermek. Silahla vurmak. Kurutmak, zarar vermek. Ateşle yok etmek. Zamanında kullanılmadığından hükmünü yitirmek. Yanmasını sağlamak veya yanmasına yol açmak, tutuşturmak.

 

Don : At kılının rengi. Vücudun belden aşağısına giyilen uzun veya kısa iç giysisi, külot. Hava sıcaklığının sıfırdan aşağı düşmesiyle suların buz tutması. Giysi.

Kırağı : Su buğusunun soğuk havalarda, yerde, bitkiler, ağaçlar ve öteki nesneler üzerinde donmasıyla oluşan ince tabaka.

Zarar : Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat.

Vermek : Satmak. Doğurmak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Yaymak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Dayamak. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Sahip olmasını sağlamak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Ondan bilmek, atfetmek. Kazandırmak, katmak. Ayırmak, harcamak. Herhangi bir duruma yol açmak. Bırakmak veya bağışlamak. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Tespit etmek. Ödemek. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Hepsini herhangi bir duruma sokmak.

Dalamak : Köpek, kurt vb. hayvanlar dişlemek, ısırmak. Zehirli böcek, ısırgan otu, sert kumaş dokunarak teni acıtmak veya kaşındırmak.

Sızı : Ruhsal acı, ızdırap. Hafif ve ince ağrı.

Acı : Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü. Tadı bu nitelikte olan. Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap. Keskin, şiddetli. Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem. Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı. Çarpıcı, göz alıcı (renk).

Paylamak : Birine kusurundan ötürü sert sözler söylemek, azarlamak.

Azarlamak : Kırıcı ve sert söz söylemek, paylamak, tekdir etmek.

Diğer dillerde Haşlamak anlamı nedir?

İngilizce'de Haşlamak ne demek? : v. boil, scald, scold, give smb. a talking to, baste, bawl out, berate, carpet, seethe, upbraid

Fransızca'da Haşlamak : ébouillanter, tancer, échauder, infuser, saucer qn

Almanca'da Haşlamak : v. abbrühen, verbrühen

Rusça'da Haşlamak : v. заваривать, обваривать, ошпаривать, шпарить, варить, доваривать, разваривать, уваривать, жалить, щипать, нагоняй: давать нагоняй, крыть, заварить, обварить, ошпарить, щипнуть, ущипнуть