Histories türkçesi Histories nedir

Histories ingilizcede ne demek, Histories nerede nasıl kullanılır?

Historied : Tarihi. Tarihe geçmiş.

Historiette : Kısa öykü.

Historian : Tarihsel konular üzerinde araştırmalar yapan, tarih kitapları yazan kişi. Tarih bilimci. Tarih bilgini. Tarihçi.

Historian folklorist : Tarihsel halkbilimci. İncelemelerini tarihsel yönteme göre yapan halkbilimci, bk. tarihsel yöntem.

Historians : Tarih bilgini. Tarihçiler. Tarihçi.

Historical balad : Tam anlamıyla tarihsel nitelik gösteren, özellikle ulusal olayları anlatan balad türü. Tarihsel balad.

Historic moment : Tarihi an. Dönüm noktası.

Historic cost : Tarihi maliyet.

Historic nucleus : Eski kent. İçinde yaşadığımız yüzyıldan daha önceleri kurulmuş bulunan kent. 2 -bir kentin, ilk kurulduğu çağdaki çekirdeği çevresinde, ona daha sonraki çağların ve uygarlıkların kattığı ekinsel değerlerle bir bütün oluşturan, genellikle ekin ve turizm amaçlarıyla korunan kent kesimi.

Historical allegory : Yaşanan zamanda geçen politik bir olayı, geçmişteki benzer bir durumla anıştırmak (karşılaştırıp anlatmak). Tarih orunlaması. Tarih orunlaşması. Tarih örneklemesi. Yaşanan sırada geçen siyasal bir olayı anlatmak için, geçmişteki benzer bir olayla karşılaştırıp yorumlama.

 

İngilizce Histories Türkçe anlamı, Histories eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Histories ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Bookman : Bilgin. Alim. Kitapçı.

Chronicled : Kroniğini çıkarmak. Kronik. Kaydetmek (sırasıyla). Kaydetmek. Kronolojik yazılmış tarih. Günlük tarih. Vakayiname. Kayıt. Tarih yazmak.

Scholar : Çok bilgili kimse. Bilim adamı. Okumuş kimse. Eğitimini almış kimse. Mektepli. Bilgin. Öğrenci. Bursiyer. Edip.

Case history : Durum tarihçesi. Hasta geçmişi. Geçmiş ile ilgili bilgiler (medikal tıp terimi). Danışman kılavuzdan yardım görmesi beklenilen bir kişiyle ilgili olarak düzenli biçimde toplanan bilgi. bir kimsenin ya da ailenin yaşamını etkilemiş bulunan önemli olayları ve sorunları kapsayan özet. Vaka tarihçesi. Vaka geçmişi. Hastanın geçmişi. Tipik örnek.

Foretime : Şimdiden önceki zaman. Eski zaman.

Baloney : Şişman salam. Zırva. Saçma. Bir cins salam. İpe sapa gelmez şey. Saçma sapan. Yalan. Saçmalık. Palavra.

Student : Mektepli. Gözlemci. Araştırıcı. Talebe. Okuvcu. Tilmiz. Öğrenci. Uzman. Stajyer.

Foregone : Önceden kararlaştırılmış. Kaçınılmaz. Önceden bilinen. Daha önce olmuş. Önceden belirlenmiş. Beklenen.

Affaires : Aşk ilişkisi. Mesele. İlişki.

Belated : Karanlığa kalmış. Gecikmiş. Geç kalmış.

Histories synonyms : fish story, story, bygones, date, registrations, bypast, foretimes, airy fairy, archives, boloneys, departed, scholarly person, history, fabling, boloney, archive, excelled, storying, bygone, annalist, affaire, fables, historical, antecedental, books, past, anecdote, chronicle, claptraps, chronicler, anecdotes, chronicling, antecedents.

 

Histories zıt anlamlı kelimeler, Histories kelime anlamı

Future : İlerideki. Vadeli. Filin anlattığı işin şimdiki zamandan sonraki bir zamana ait olduğunu gösteren kip. türkçede bir oluş ve kılışın gelecekte kesin olarak gerçekleşeceğini gösteren ek, -acak ekidir: dik-ecek, anlat-acak, sar-acak gibi. bu ek şahıs ekleri ile genişletilerek çekimli fiil olur. insanlara yalnız onlardan aldığımı vereceğim (t. buğra, yalnızlar, s. 102). yarın ben de onu bana gönderen makamın huzuruna çıkarak neşredilme imkanları aramakta olan dört kitabımdan söz açacağım… bakalım, beni nereye gönderecek (a. n. asya, ayın aynası, s. 71). meçhul yerlere doğru gideceğim, oradan kendimi en meçhule atacağım (peyami safa, bir tereddüdün romanı, s. 184). biraz sonra o, belki hepiniz bana nasihat vermeğe kalkacaksınız (a. h. tanpınar, huzur, s. 255). fakat, evvela cibalı’ya kadar yürüyeceğiz orada bir arkadaşa haber vereceğim (p. safa, mahşer, s. 292). vb. karşıtı geçmiş zaman’dır. bk. bildirme kipleri. Fiilin gösterdiği oluş, kılış ve durumun geleceğe bağlı olduğunu belirten zaman. bk. gelecek zaman kipi. Gelecek zaman kipi. Yarın. Gelecek zaman. İleriki. İleri. Ati.

Present : Şimdiki. Bir filmi gösterici yardımıyla görüntülük üzerine yansıtarak izlenmesini sağlamak; gösterimi gerçekleştirmek. Armağan. Adamla getirtme. Sahnede göstermek. Hediye. Sunmak. Mevcut. Takdim etmek. Tanıştırmak.

Inglorious : Ayıp. Gösterişsiz. Belirsiz. Onursuz. Utanç verici. Utandırıcı. Tanınmamış. Şerefsiz. Yüz kızartıcı. Mütevazı.