Künge nedir, Künge ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Toz, çöp, süprüntü: Bu oda çok küngeli.

Pislik, gübre.

Semerlerin yanlarında yük taşımak için kullanılan ipler.

Süprüntü.

Künge anlamı, kısaca tanımı

Küngeci : Çöpçü: Küngeci, küngeyi aldı mı?

Küngelemek : Kirletmek: Yeri ne için küngeledi.

Küngelik : Çöplük.

Küngerlemek : Para sıkıntısına düşmek, işi bozulmak, işi ters gitmek.

Küngetmek : İşe yaramaz duruma getirmek, bozmak: Makineyi küngetmiş.

Toz künge : Toz toprak, çerçöp, çöplük.

Süprüntü : Temizlik yapıldığında toplanan toz ve çöp, çer çöp. Bayağı, aşağılık şey ya da kimse.

Taşımak : Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek. Boru, kanal vb. ile sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere aktarmak. Duymak, hissetmek. Giymek. Katlanmak, üstlenmek, yüklenmek, çekmek. Bir nesnenin ağırlığını yüklenmek. Sahip olmak, özellik olarak bulundurmak. Üstünde bulundurmak.

Pislik : Kir. Dışkı, necaset. Pis olma durumu. Başkalarına zarar veren kimse. Kötü durum. Kötü, zararlı davranış ya da iş.

Taşıma : Taşımak işi.

Taşım : Yemeğin taşacak kadar kaynaması.

Semer : At, eşek, katır vb. hayvanların sırtına yerleştirilen, üzerine yük bağlanan veya binilen, iskeleti ağaçtan araç. Hamalların yük taşırken kullandığı deriden sırt yastığı, arkalık. Yukaç.

 

Gübre : Verimini artırmak için toprağa dökülen her türlü hayvan dışkısı, kimyasal veya bitkisel madde, kemre.

İçin : Amacıyla, maksadıyla. Düşüncesince, kendince, göre. Özgü, ayrılmış. Ant deyimleri yapan bir söz. Karşılığında, karşılık olarak. Oranla, göz önünde tutulursa. Uğruna, yoluna. -den dolayı, -den ötürü. Neden ve sonuç belirten bir söz. Hakkında. Süre belirten bir söz.

Seme : Sersem, ahmak, alık.

Çöp : Saman inceliğinde herhangi bir sap, dal veya tahta parçası. Yararsız, pis veya zararlı olduğu için atılan ufak tefek şeylerin hepsi, gübür. Kalın keten lifinden yapılan ip. Evsel atık. Araba tekerleğindeki ipsitleri birbirine bağlayan parmak kalınlığındaki çivilerden herbiri. (Mudurnu Bolu).

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Yük : Araba, hayvan vb.nin taşıdığı şeylerin hepsi. Birinin üzerine almak zorunda kaldığı ağır görev. Bir cismin yüzeyinde biriken elektrik miktarı. Yüklük. Yüz bin kuruşluk mal veya tutar. Araba, hayvan vb.nin taşıyabildiği miktar. Eşya. Bir şeyin ağırlığı. Doğacak bebek. Tedirginlik veren şey, engel.

Toz : Çok küçük ve hafif parçacıklara bölünmüş toprak. Çok küçük parçacıklara bölünmüş olan herhangi bir madde. Bu durumda olan.

Oda : Evin veya herhangi bir yapının oturma, çalışma, yatma gibi işlere yarayan, banyo, salon, giriş vb. dışında kalan, bir veya birden fazla çıkışı olan bölmesi, göz. Serbest meslek adamlarını içinde toplayan resmî birlik. Yeniçeri kışlası.

Diğer dillerde Kündekari anlamı nedir?

İngilizce'de Kündekari ne demek ? : joining