Kura nedir, Kura ne demek

Kura; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • İki veya daha çok aday arasında bir sıralama, bir ayırma yapılacağı zaman her birinde bir tek ad yazılı kâğıtları bir araya getirip karıştırdıktan sonra birini çekerek veya özel bir bilgisayar yazılımıyla adları belirleme, ad çekme
  • Kime veya neye isabet edeceği önceden belli olmayan bir çekimle sonucu belirleme.

"Kura" ile ilgili cümleler

  • "Okulu bitirirken kurada Karaköse'yi çekince dağda taşta doya doya ata bineceği için seviniyordu." - N. Cumalı

Yerel Türkçe anlamı:

At ve eşek yavrusu.

Kulağı kısa olan koyun ve keçi.

Anahtar.

Kısa kulaklı koyun

Kurnaz.

Kura hakkında bilgiler

Kura (Azerice: Kûr, Gürcüce: მტკვარი - Mt'k'vari), Türkiye'de Ardahan Göle dolaylarından başlar ve Gürcistan'dan geçerek Azerbaycan'ın Sabirabad şehrinde Aras Nehri ile birleşir ve Neftçala Rayonu'nda Hazar Denizi'ne dökülür.

Kura'nın kıyılarında Borjomi, Gori, Mtsheta, Tiflis, Rustavi, Mingeçevir, Yevlah, Sabirabad, Şirvan, Salyan gibi şehirler yer almaktadır.

Kura ile ilgili Cümleler

  • Oyunu yeni kurallarına göre oynadık.
  • Kurabiye getirdim.
  • Kurabiyeler için teşekkürler. Onlar lezzetliydi.
  • Ne zamandan beri kuralları önemsiyorsun?
  • Ne zamandan beri ahlak kurallarını önemsiyorsun?
  • Kız kardeşinin kurallarını izlemesini iste.
  • Kurabiye yapmak zaman alır.
  • Kurabiye kavanozu boştu.
  • Kurabiye yapıyoruz.
  • Ali gecenin ortasında uyandı ve bütün bir torba kurabiyeyi yedi.
  • Ali kuralları anladı.
  • Burada bir kapan kuramam. Avlanmak yasaktır.
  • Kurabiyeler lezzetliydi.
  • Kurabiye sevmiyorum.
 

Kura kısaca anlamı, tanımı:

Kura çekmek : Ad çekmek.

Kurası olmak : O yıl askerlik çağına girenlerden olmak.

Kura efradı : Kura neferleri.

Kura neferi : Kura çekerek yeni asker olan kimse.

Kaçın kurası : Uyanık. Kolay kolay aldanmayacak kadar görmüş geçirmiş kimse.

Kurabiye : Un, yağ, badem, fıstık vb. ile yapılan, şekerli küçük çörek.

Kurabiye gibi : Çok gevrek, ağızda dağılıveren (yiyecek).

Kurabiyeci : Kurabiye yapan veya satan kimse.

Kurada : Gelişmemiş, cılız. İşe yaramaz, yıpranmış, eskimiş, bozulmuş (eşya).

Kurak : Nem tutmayan, çabuk kuruyuveren, çorak (toprak). Yağışsız (hava, mevsim, yıl).

Kurakçıl : Kurak yerde yetişen, kurak yerden hoşlanan (bitki).

Kuraklık : Kurak olma durumu, kurak hava, yağışsızlık.

Kural : Davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilke. Bir sanata, bir bilime, bir düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke, nizam.

Kural dışı : Kurala uymayan, kurala aykırı, ayrık, müstesna, şaz.

Kurala aykırı : Kural dışı.

Kurala aykırılık : Dil kurallarına aykırı olarak kelime kullanma, kıyasa muhalefet.

Kuralcı : Kurallara bağlı olan, kaideci.

Kuralcılık : Kuralcı olma durumu, kaidecilik, nazariyecilik.

Kuralı : Kurasını çekmiş, askere gitmeyi bekleyen (asker).

Kurallaşma : Kurallaşmak işi.

Kurallaşmak : Kural durumuna gelmek.

Kurallı : Kuralı olan, kurala uygun olan, kaideli, kıyasi.

 

Kurallı cümle : Yüklemi sonda yer alan cümle, kurallı tümce.

Kurallı tümce : Kurallı cümle.

Kuralsız : Kuralı olmayan, kurala uygun olmayan, kaidesiz.

Kuralsızlık : Kuralsız olma durumu.

Kuram : Belirli bir konudaki düşüncelerin, görüşlerin bütünü. Sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünü, nazariye, teori. Uygulamalardan bağımsız olarak ele alınan soyut bilgi.

Kurama : Türkistan'da yaşayan bir topluluk ve bu topluluktan olan kimse.

Kuramcı : Kuram ortaya koyan kimse, kurama bağlı olan, nazariyeci, teorisyen.

Kuramcılık : Kuramcı olma durumu, nazariyatçılık, nazariyecilik, teorisyenlik.

Kuramsal : Kuramla ilgili, kuram durumunda bulunan, kuram niteliğinde olan, nazari, teorik, uygulamalı karşıtı.

Kurander : Hava akımı, cereyan.

Acı badem kurabiyesi : Toz şeker, pirinç unu, öğütülmüş acı badem, yumurta beyazı ile yapılmış olan ve üzerine acı badem konularak fırında pişirilen bir tür kurabiye.

Ana kızına taht kurar kız bahtı kocadan arar : "kocası iyi olmayan bir kadın, kendi ne kadar zengin olursa olsun, mutlu olamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Bilgi kuramı : Bilginin temelini, bilim alanında uygulanan yöntemleri, sınır ve güvenilirlik bakımından inceleyip araştıran felsefe dalı, epistemoloji.

Bilim kuramı : Bilimlerin koydukları düşünsel sorunları inceleyen ve tek tek bilimlerin yöntemlerini, ilkelerini, varsayımlarını araştıran felsefe dalı.

Çiftçiye yağmur yolcuya kurak cümlenin muradını verecek hak : "kullar Tanrı'dan kendilerine gerekli olan şeyleri dilerler, bu dilekleri kabul edecek olan Tanrı'dır" anlamında kullanılan bir söz.

Değer kuramı : Değerlerin önem sıralarını ve bu arada en yüksek değeri araştırarak bir değer ölçüsü bildiren felsefe kuramı.

Görgü kuralları : Bir toplumda veya toplulukta, davranışları denetlemeye yönelik olan kuralların bütünü, davranış bilgisi, adabımuaşeret.

Oyunun kurallarını bilmek : Yapılan işlerin nasıl, kimler tarafından ve hangi ilişkilerle sonuçlandırıldığına ilişkin bilgisi olmak.

Üç birlik kuralı : Klasik tiyatroda yer, zaman ve konu birliğini esas alan kural.

Yarı kurak : Yeterince su alamayan coğrafi bölge.

Yazım kuralları : Bir dildeki sözcüklerin yazılış biçimlerini belirleyen kurallar.

Aday : Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse. Bir iş için yetiştirilmekte, eğitilmekte olan kimse, namzet.

Sıralama : Sıralamak işi.

Ayırma : Ayırmak işi.

Zaman : Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Dönem, devir. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Çağ, mevsim. Belirlenmiş olan an. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı.

Yazılı : Yazılmış olan, muharrer, sözlü karşıtı. Geçerli olan, nominal. Yazılı sınav. Üzerinde yazı bulunan, yazısı olan.

Getiri : Faiz. Yarar. Kazanç.

Karış : Parmaklar birbirinden uzak duracak biçimde gergin duran elde, başparmak ile serçe parmağın uçları arasındaki açıklık.

Türki : Türkle ilgili. Türkçe.

Kuraba : Şakacı, kurnaz.

Kurabi : Diken ve çalı kesmeye yarayan, ucu kıvrık, küçük balta.

Kurabilme : Kurabilmek işi.

Kurabilmek : Kurma imkânı veya olasılığı bulunmak. İlgili cümle: "“Kim bilir belki onunla, kuşkularımızı ve aptallıklarımızı yenecek bir birlikteliği yeniden kurabiliriz.”" E. Bener.

Kurabiyecilik : Kurabiyecinin yaptığı iş.

Kuracı : Askere alınacak gençlerin belli olması için onlara kura çektiren subay.

Kurağ : (Mimarlık) Sanat değeri olan yapı. a. bk. yapı.

Kurak bölge : Yılda 250 mm'den daha az yağış alan ve buharlaşmanın fazla, bitki örtüsünün az olduğu bölgeler. Arid bölge.

Kurak derice :

Kurakçı : Tuzakçı, düzenci. Kurnaz (kimse).

Diğer dillerde Kura anlamı nedir?

İngilizce'de Kura ne demek? : [Kura River] n. course, class, rate of exchance, rate, courtship, flirt, suit, wooing, attention, court, flirtation, par, pass, rush, addresses

n. draw

v. line up, set, set up, constitute, build, build up, construct, establish, erect, organize, found, wind up, base, cock, cog, conspire, fix up, form, frame, ground, install, institute, lay, pitch, plant, promote, put, put together, ruminate, start

Fransızca'da Kura : sort [le]

Almanca'da Kura : Los