Lawsuit türkçesi Lawsuit nedir
Lawsuit ile ilgili cümleler
English: Ali filed a lawsuit.
Turkish: Ali dava açtı.
English: What is needed to win a lawsuit?
Turkish: Bir davayı kazanmak için ne gereklidir?
English: With the money Jack won from his lawsuit, he should be able to live on easy street.
Turkish: Jack davasından kazandığı parayla refah içinde yaşayabilmeli.
English: The lawsuit remains undecided.
Turkish: Dava devam ediyor.
Lawsuit ingilizcede ne demek, Lawsuit nerede nasıl kullanılır?
Bring a lawsuit : Dava açmak. Mahkeme açmak.
Carry on a lawsuit : Davacı olmak.
Threatened with a lawsuit : Dava açmakla tehdit etmiş. Eğer talepleri yerine getirilmezse dava açmakla korkutmuş.
Lawsuits : Dava.
Laws and regulations : Yasa ve yönetmelik.
Laws of matrimony : Evlilik kanunları. Erkek ve kadın arasındaki ilişki ile ilgili düzenlemeler.
Laws of succession : Mirasla ilgili kuralları ve düzenlemeleri belirleyen kanunlar. Miras kanunları. Miras kuralları.
Laws of physics : Doğanın nasıl çalıştığı ile ilgili kurallar. Her şeyin nasıl çalıştığına dair kurallar. Fizik kanunları.
Laws of personal status : Aile durumu kanunları. Erkek ve kadın arasındaki ilişki ile ilgili düzenlemeler.
Laws of the torah : Tevrat kanunları. Koşulların dikkate alınmadığı kanunlar. İncil'de yazılmış olduğu şekilde yahudi dinsel kanunları.
İngilizce Lawsuit Türkçe anlamı, Lawsuit eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Lawsuit ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
Proceedings : Kovuşturma. Dava işlemleri. Tutanaklar. Merasim. Kamu kuruluşlarının ya da özel kuruluşların toplantılarındaki tartışmaları olduğu gibi saptayan yayın. Zabıt. Müzakere. Bildiri kitabı. Takibat.
Abstention : Çekinme. Oy vermeme. Çekimser kalma. Sakınma. İmtina. Uzak durma. Vazgeçmek. Çekimser oy. Çekimserlik.
Law : Nizam. Usul. Yasal çözüm. Siyasal örgütü bulunan toplumlarda herhangi bir zamanda siyasal erkin uyulmasını yaptırıma bağladığı, çoğunlukla yazılı buyruklar ve yasaklamalar, biçimindeki davranış kurallarının tümü. Uzay, kimya, sosyoloji alanlarında kullanılır. Bilimsel araştırmanın gözlem, varsayım ve deneyimden sonra kurulan basamağı olarak, doğa olaylarının zorunlu oluşum ve gelişimini belirleyici nedensel ilişkiyi açıklayan kural ve genelleştirmeler. Tüze. Her bağlamda geçerli olan ve çıkarımları geçerlendiği için belli bir güvenirlik düzeyine ulaşmış nedensel ilişkiler, bk. genellik. Sakçı.
Trials : Çile. Prova. Dert. Konşimentoya konan bir şerh. Sınama. Test. Sınav. Girişim. Örnek.
Bill of indictment : İthamname. İtham. Suçlama. İddianame. Suç isnadı.
Paternity suit : Babalık davası. Nesep davası.
Criminal suit : Ceza davası.
Allegation : İleri sürme. Özür. İthamname. İtham. Sav. İddia. Suçlama. Bahane. Mazeret.
Case : Adın cümle içinde bulunduğu dil bilgisi şekli; yalın veya eklerle genişletilmiş olarak aldığı geçici durum. türkçede adlar yalın, yükleme, ilgi, bulunma, yönelme, çıkma ve vasıta durumlarına girerler: || yalın durum kapı (kapı kırıldı). || yükleme durumu kapıyı (kapı+y+ı çaldı). || ilgi durumu kapının (kapı+nın kolu). || yönelme durumu kapıya (kapı+y+a gitti). || bulunma durumu kapıda (kapı+da kaldı). || çıkma durumu kapıdan (kapı+dan döndü). || vasıta durumu kapıyla (kapı+y+la kolu, çocuk+la annesi) vb. || ad durumu ekleri, yukarıda belirtilen temel görevleri dışında daha başka bazı işlevler ile de kullanılır: sen+den küçük, su+dan cevap vb. türkçenin tarihi dönemlerinde eşitlik (equativus: +ça); yön gösterme (direktivus: +garu) ve vasıta (instrumentalis: +(ı)n/+(u)n durumları, belirtilen özel eklerle karşılanırdı. bugün bu durum ekleri türkiye türkçesinde yerlerini edatlara bırakmıştır. eatde uçın>üçin edatı da sıklıkla ekleşerek + çun/+çün sebep gösterme ekine dönüşmüştür. buna bk. Görüş. Kovan. Kap. Eğitim, gramer, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Hukuksal olay. Olay. Ciltlemek. Çanta. Delil.
Cause : Sebebiyet vermek. Sebep vermek. Meydan vermek. Amaç. Hedef. İlke. Neden olmak. -e neden olmak. Neden.
Lawsuit synonyms : countersuit, class action suit, legal proceeding, bastardy proceeding, civil action, accused, assertion, legal process, class action, acts contra bonos mores, examen, administrative districts, audience, actions, law suit, litigations, judgment, civil case, instance, moot, assize, causa, lawing, court case, judging, assertions, cases, hearings, litigation, a wide saloon, judicial, difference, argumentation.
Lawsuit ingilizce tanımı, definition of Lawsuit
Lawsuit kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Any legal proceeding before a court for the enforcement of a claim. An action at law. A suit in equity or admiralty.

Bu kısımda Lawsuit kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Lawsuit ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Lawsuit anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Lawsuit ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.