Omuzlamak nedir, Omuzlamak ne demek

"Omuzlamak" ile ilgili cümle

  • "Adam olanı bir defa omuzlamak yeter."
  • "Odasına gelirken paravanaya çarpmış, panoyu omuzlamıştı." - T. Buğra

Omuzlamak anlamı, tanımı:

Omuzlama : Omzuna alma, omzuna vurma. Destek olma.

Omuz : Boynun iki yanında, kolların gövdeye bağlandığı bölüm.

İtmek : Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisinden uzaklaşmaya zorlamak, çekmek karşıtı. Kapı, pencere vb.ni güç uygulayarak açmak veya kapamak. Sürüklemek, sevk etmek. Bir şeyi güç uygulayarak ileri götürmek. Bulunduğu yerden aşağı düşürmek.

Destek : Bir birlik için sağlanan yardım veya koruma. Maddi ve manevi yardımcı, dayanak. Bir vektörü taşıyan sonsuz doğru. Yardım. Üzerine bir şey oturtmaya, tutturmaya, koymaya yarar araç, bindi, hamil. Kredi işlemlerinde her an sarf edilebilecek kredi. Bir şeyin yıkılmaması için konulan eğik veya düz dayak, payanda.

Vermek : Bırakmak veya bağışlamak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Tespit etmek. Ondan bilmek, atfetmek. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Ayırmak, harcamak. Ödemek. Herhangi bir duruma yol açmak. Dayamak. Doğurmak. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Satmak. Kazandırmak, katmak. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Sahip olmasını sağlamak. Yaymak. Kızı, kadını biriyle evlendirmek.

 

Görev : Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı iş, misyon. İşlev. Resmî iş, vazife. Bir nesne veya bir kimsenin yaptığı iş. Bir cümlede bir dil biriminin öbür birimlerle ilişkisi aracılığıyla yerine getirdiği iş. Bir organ veya hücrenin yaptığı iş. Bir değerin başka değerlerle olan ilişkisi.

Yüklenmek : Bir yükü taşımayı üstüne almak. Üstüne düşmek, zorlamak. Kendi ağırlığını başka bir şey üzerine vermek, bedeniyle abanmak. Yükleme işi yapılmak veya yükleme işine konu olmak. Bir şeyi yapmayı kabul etmek, üstüne almak.

Sorumluluk : Kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, sorum, mesuliyet.

Götürmek : Tümüyle sahip olmak. Öldürmek. Herhangi bir yiyeceği tek başına ve hızlı bir biçimde yemek. Birinin yanında yürüyüp ona bir yere kadar arkadaşlık etmek. Haksız kazanç sağlamak, mal veya para sahibi olmak. Taşımak, ulaştırmak veya koymak. Yerinden ayırıp uzağa atmak veya yok etmek. Kaybolmasına, yok olmasına yol açmak. Bir sonuca vardırmak. Bir kimseyi bir yere kadar yanında yürütmek. Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek.

 

Almak : Yol gitmek, mesafe katetmek. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. İçine sığmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Tat veya koku duymak. Birlikte götürmek. Erkek, kadınla evlenmek. Temizlemek. Bürümek, sarmak, kaplamak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Örtmek, koymak. Çalmak. Görevden, işten çekmek. İçeri girmesini sağlamak. Satın almak. Kazanç sağlamak. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Başlamak. Kabul etmek. Yutmak, kullanmak. Soldurmak. Göreve, işe başlatmak. Yolmak, koparmak. Gidermek, yok etmek. Ele geçirmek, fethetmek. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Kazanmak, elde etmek. Yer değiştirmek. İçeri sızmak, içine çekmek. Kısaltmak, eksiltmek. Sürükleyip götürmek. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. İçecek veya sigara içmek.

Kaçırmak : Gitmek, kaçmak zorunda bırakmak. Bir daha ele geçmemek üzere yitirmek. İstemeyerek altını kirletmek. Ölçüyü, sınırı aşmak, fazlasına gitmek. Zor kullanarak yanında götürmek. Birini veya bir şeyi göstermemek. Sıvı, gaz vb. sızdırmak. Bir işi belirlenen zamanda yapamamak. Yasal olmayan yoldan bir ülkeye mal sokmak veya çıkarmak. Delirmek. Yarışan bir koşucu diğeri tarafından hızla geçilip ara açılmak. Bir araç veya aletle iş görürken aracı iyi kullanamama yüzünden kendine veya bir başkasına zarar vermek. Çalmak, kimsenin haberi olmadan götürmek, aşırmak. Kaçmasını sağlamak veya kaçmasına imkân yaratmak. Yararlanamamak. Futbol veya basketbolda savunduğu oyuncuyu boş bırakmak, pas almasına fırsat vermek.

Aşırmak : Çalmak, çalıp götürmek, araklamak. Tehlike içinde bulunan bir şeyi acele kaçırmak. Başkasının eserinden parçalar alıp kendisininmiş gibi göstermek. Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden diğer yanına geçirmek.

Diğer dillerde Omuzlamak anlamı nedir?

İngilizce'de Omuzlamak ne demek? : v. shoulder

Fransızca'da Omuzlamak : épauler

Almanca'da Omuzlamak : schultern