Süve nedir, Süve ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Kapı ve pencerenin yerleştiği kasa, çerçeve.

Arabalarda, yastık başına dikilen kazıklar.

Kapı çerçevesi, pervaz (Kırşehir), karşılığı suve.

Süve ile ilgili Cümleler

  • Gemi Süveyş kanalından geçti.
  • Kırmızı süveterimi neredeyse hiç giymem.
  • Ali kırmızı bir süveter giyiyor.
  • Onun süveteri ne renk?
  • Lütfen bana, yeni elbiseme uyan bir süveter seçmede yardım et.
  • Gemi Süveyş Kanalı'ndan geçti.
  • Ben her zaman o süveteri sevdim.
  • Bu süveteri dün satın aldım.

Süve anlamı, kısaca tanımı

Süvecek : İş yaparken giyilen giysi

Süvekel : Taş.

Süveltmek : Sivriltmek, yontmak.

Süverler : Kocaeli ili, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Süveyde : [Bakınız: Süveyda].

Süven : Bozuk ve gevşek arazide veya göçük açmada bağ direklerinin üst ve yanından arazi içine çakılarak sürülen ucu sivri direk veya kama.

Süveter : Genellikle altına gömlek veya bluz giyilen kolsuz kazak.

Süveyda : Kalbin ortasında var olduğuna inanılan siyah benek. Kalpteki gizli günah.

Arabalar : Büyükayı, küçükayı burçları.

Kırşehir : Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Pencere : Yapıları veya tren, vapur vb. ulaşım araçlarını aydınlatmak, havalandırmak amacıyla yapılan, çerçeve, cam, panjur, perde gibi eklentilerle daha kullanışlı bir duruma getirilen açıklık.

 

Çerçeve : Resim, yazı, ayna vb.ni süslemek veya bir yere asılabilecek duruma getirmek için bunlara geçirilen kenarlık. Beden eğitiminde asılma ve tırmanmalar için kullanılan araç. Bir konunun, bir düşünce alanının sınırları veya bu sınırlar içindeki alan. Kapı, pencere ile bunların cam veya tablalarının yerleştirilmiş olduğu kenarlık.

Yastık : Başın altına koymak veya sırtı dayamak için kullanılan, içi yün, pamuk, kuş tüyü, ot vb.yle doldurulmuş küçük minder. Fide yetiştirmek için ince toprak ve gübreden hazırlanmış yüksekçe yer. Yapılarda, makinelerde bazı bölümlerin üzerine dayandığı parça. Bu biçimde yapılmış ve türlü işlerde kullanılan şey.

Başına : Yalnızca, Tek basma.

Pencer : Sebze. Pancar.

Pervaz : Kapı, pencere vb. yerlerin kenarlarına geçirilen ensiz parça. Giysilerin yaka, kol, etek vb. yerlerine veya kumaştan yapılmış diğer eşyaların kenarlarına geçirilmiş, dar, uzun parça. Uçuş. Cilt kapağının iç tarafına konulan deri parçası.

Kazık : Toprağa çakılmak için hazırlanmış, ucu sivri demir veya ağaç. İnsanı üzerine oturtarak öldürdükleri, yere dik çakılmış sivri uçlu odun veya şiş. Yapıların temelinde kullanılan, toprağa çakılan veya toprak içine giren tahta, maden veya betonarmeden silindir, prizma vb. biçimindeki uzun parça. Direk, sopa. Kazığa oturtarak uygulanan öldürme cezası. Genellikle yağlı güreşte, güreşçinin, elini hasmının kispeti içine sokarak yaptığı oyun. Çok zor (soru, sınav vb.). Aldatma.

Başın : Başta, önce, en başta3 ilkin.

Dikil : Horoz. Alık.

Araba : Tekerlekli, motorlu veya motorsuz her türlü kara taşıtı. Bu taşıtın aldığı miktarda olan.

Diğer dillerde Sütür anlamı nedir?

İngilizce'de Sütür ne demek ? : suture