Süzülmek nedir, Süzülmek ne demek
- Süzme işine konu olmak.
- Akmak.
- Kuş kanatları gerili olarak görünür bir hareket yapmadan havada ilerlemek

- İnsan sessiz, gizlice ve kayıyormuş gibi gitmek.
- Çok zayıflamak.
- Sessizce ve görünür bir hareket yapmadan ilerlemek.
- Göz baygınlaşmak, mahmurlaşmak.
- Yüzüne nazlı bir anlam vermek.
- Uyumlu bir biçimde ve salınarak yürümek.
"Süzülmek" ile ilgili cümleler
- "Bu sözleri söylerken mebusun gözleri süzülerek ufalıyordu." - P. Safa
- "Baktım süzülüp geçti açıktan iki sandal." - Y. K. Beyatlı
- "Gözlerimden yaşlar süzüldü."
- "Bir daha vurdum ve cevap alamayınca her zaman yaptığım gibi usulca kapıyı açıp içeri süzüldüm." - H. Taner
- "Yedi sekiz gün içinde kızcağız, süzülmüş, solmuş, gözleri çukura kaçmıştı." - M. Ş. Esendal
- "Bal süzüldü."
- "Bir tanesinin elinde -muhakkak çalmış olacak- bir şık şemsiye, o günün sosyete hanımlarını taklit ederek kırıtıyor, süzülüyorlardı." - H. E. Adıvar
- "Kuş, gene havada süzülüp daireler çiziyor." - M. Ş. Esendal
Yerel Türkçe anlamı:
2.Yırtıcı kuş pike yapmak.
Yeni gelin ayakta durmak.
1.bk. süğmek (II)-
Yıldız kaymak
Süzülmek anlamı, tanımı:
Süzülme : Süzülmek işi. Bir kuşun kanat vurmadan yaptığı uçuş. Bir uçağın motorunu boşa alarak veya durdurarak yaptığı uçuş.
Gelin gibi süzülmek : Geline yakışır biçimde edalı, nazlı yürümek.
Gözleri süzülmek : Göz kapakları hafifçe kapanmaya başlamak.
Süzüm süzüm süzülmek : Kendini beğenmiş bir tavırla ağırbaşlı oturup çevreye bakmak.
Süzme : Katışıksız, saf. Süzmek işi. Kötü, aşağılık, malın gözü (kimse). Süzülmüş olan, süzülerek elde edilen.
Akmak : Kumaş yıpranıp iplikleri erimeye başlamak. Sıvı maddeler aşağıya yönelmek. Sürüp gitmek. Sıvı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler bir yerden başka bir yere doğru gitmek. Boya birbirine karışmak. Sıvı bir madde bir yerden çıkmak. Bir kap veya bir yer, içindeki veya üstündeki sıvıyı sızdırmak. Çabucak savuşmak, ortadan kaybolmak. Art arda ve toplu olarak gitmek. Zaman çabuk geçmek. Karışmak, katılmak.
Kanat : Kuşlarda ve böceklerde uçmayı sağlayan organ. Fırıldak biçiminde olan şeylerde kol. Yan, taraf. Futbol, hentbol vb. takım oyunlarında hücum hattının sağ ve sol bölümü. Bir uçağın havada durmasını sağlayan taşıyıcı aerodinamik güçlerin etkilediği yatay yüzey. Meclis, parti vb. topluluklarda düşünce yönünden özellik gösteren taraflardan her biri. Savaş düzenindeki ordunun iki yanından her biri, cenah. Kapı, pencere, dolap gibi dikine açılıp kapanan şeylerin kapağı. Balıklarda yüzgeç. Angıç.
Gerili : Gerilmiş olan.
Görünür : Belli, apaçık göze çarpan. Görünen, gözle görülebilen.
Hareket : Kas ve eklemlerin, belli doğal şartlar içerisinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi. Bir parçanın yavaşlık, çabukluk derecesi. Bir cismin durumunun ve yerinin değişmesi, devinim, aksiyon. Demir yollarında katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde yola çıkıp hangi duraklarda karşılaşacaklarını düzenleme işleri. Deprem. Devinim. Yola çıkma. Vücudu oynatma, kıpırdatma veya kımıldanma. Davranış, tutum. Belirli bir amaca varmak için birbiri ardınca yapılmış olan ilerlemeler, akım.
Yapma : Yapmacık, sahici karşıtı. Yapmak işi. Yapay.
Konu : Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu, süje. Üzerinde konuşulan şey, bahis.
Olmak : Geçmek, tamamlanmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Yol açmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Sürdürmek, yürütmek. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Uymak, tam gelmek. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Bulunmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Gerçekleşmek veya yapılmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Sarhoş olmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak.
Göz : Terazi kefesi. Görme organı, basar. Sevgi, ilgi, gönül bağlantısı. Bazı yaraların uç bölümü. Nazar. Oda. Çekmece. Bölüm, hane. Bazı deyimlerde, görme ve bakma. Bakış, görüş. Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri. Delik, boşluk. Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak.
Baygınlaşmak : Göz, süzülmek. Baygın duruma gelmek.
Mahmurlaşmak : Mahmur bir duruma gelmek.
Nazlı : Özen isteyen, nazik. Üstüne titrenilerek, değer verilerek. Kolayca gönlü olmayan, kendini ağır satan, ısrar bekleyen, işveli, edalı. Sağlığını, dayanıklılığını çabuk yitiren.
Bir : Ancak, yalnız. Bu sayı kadar olan. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Tek. Aynı, benzer. Eş, aynı, bir boyda. Beraber. Sadece. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bir kez. Sayıların ilki. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı.
Anlam : Bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce veya nesne, mana, meal, fehva, deme, mazmun, medlul, valör. Bir önermenin, bir tasarının, bir düşüncenin veya eserin anlatmak istediği şey.
Vermek : Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Ondan bilmek, atfetmek. Sahip olmasını sağlamak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Tespit etmek. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Dayamak. Ayırmak, harcamak. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Bırakmak veya bağışlamak. Ödemek. Herhangi bir duruma yol açmak. Satmak. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Kazandırmak, katmak. Doğurmak. Yaymak.
Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.
Zayıflamak : Zayıf duruma gelmek.
Diğer dillerde Süzülmek anlamı nedir?
İngilizce'de Süzülmek ne demek? : v. be filtered, distil, distill, drain, filter, float, flow, glide, percolate, plane, ride, seep, soar, volplane
Fransızca'da Süzülmek : filtrer, s'infiltrer, se glisser, (havada) planer Þþ Þþ
Almanca'da Süzülmek : v. schweben
Rusça'da Süzülmek : v. цедиться, пар`ить, скользить, плыть, планировать, осунуться, просачиваться, выскальзывать, скользнуть, просочиться, выскользнуть

Bu kısımda Süzülmek nedir? Süzülmek ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Süzülmek tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Süzülmek hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.