Situating türkçesi Situating nedir

Situating ingilizcede ne demek, Situating nerede nasıl kullanılır?

Resituating : Yeniden konumlamak.

Situation : Hal. Ekmek kapısı. Oyunda seyirciyi etkileyen görünüş. vaziyet. İş. Konum. Vazife. Görev. Halet. Kişiler arasındaki ilişkide önemli bir durumu getiren ve seyirciyi etkileyen görünüm. tema, uygun bir durum üzerine oturtularak işlenir. Mevki.

Situation comedy : Günlük deneyimlere dayanan komedi programı. Sitkom. Durum komedisi.

Situation play : Gülünç olanı karakterden değil, durumlardan geliştiren komedya biçimi. nesnel bir bakışla, yani toplumsal olguların yansıtılması ile ele alındığından içerik açısından yoğun olabilen bu komdeya biçimi, öznel açıdan, salt güldürmek amacıyla işlendiğinden daha çok kurgu ustalığı ile belirir. Durum komedyası.

Situation state : Durum. Bir süreç ya da bir oluşumun taşıdığı süreğen görüntü ya da belli bir zamanda aldığı kesit görünüş.

Situations : Hal. Yer. Mevki. Şartlar. Konum. Görev. Durum.

Situational : Durumsal. Duruma bağlı. Belirli bir durumla alakalı. Bir duruma bağlı veya bir durumun sebep olduğu.

Situations vacant : Açık pozisyonlar. Erişilebilir işler.

A desperate situation : Vahim bir durum.

 

Situationalism : Her durumun birbirinden farklı olduğuna ve mutlak bir değer yargısı olamayacağına inanan görüş. Durumsalcılık.

İngilizce Situating Türkçe anlamı, Situating eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Situating ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Size : Çirişlemek. Bilgisayar, bilişim, madencilik alanlarında kullanılır. Uzam. Boyut. Herhangi bir veri öğesinin ya da veri yapısının uzunluğu, örn. tutanak boyu; uzunluk. Apre. İrilik. Büyüklük. Boyutlandırmak. Beden (elbise için).

Inclusion : Etrafı kapsül, zar benzeri bir yapıyla çevrilme; başka bir şey içine hapsolunma, içine alma veya girme. kalıntı. sitoplazmada depolanmış besin maddeleri, salgı maddeleri ve renk maddelerinden oluşan cansız yapılar. Dahil olma. Bir deneylemede etkileri araştırılan deneysel değişkenin duruma sokulması, bir kavram ya da öğenin örtük ya da açık biçimde bir yapı ya da kuruluş içine yerleştirilmesi, bk. dışlama. Biyoloji, madencilik, veterinerlik alanlarında kullanılır. Kaynaştırma. İlave. İçleme. Dahil edilme. Alma. Katma.

Accommodates : Tanzim etmek. Yaşayacak yer temin etmek. Kalacak yer vermek. Alıştırmak. Sağlamak. Uyum sağlamak. Kalacak yer sağlamak. Bağdaştırmak. Uzlaştırmak.

Localizes : Saptamak. Belirli bir yere sınırlamak. Sınırlamak. Mekansallaştırmak. Birşeyin (belirli bir yerden) çıkmasını önlemek. Yerini saptamak. Yerelleştirmek. Lokalize etmek.

Equilibrium : Balans. Kararlılık. İki ya da daha çok gücün eşitleşmesinin, başka deyişle aralarındaki etkileşmenin ürünü olan göreli bir durgunluk durumu. Muvazene. Isildevimbilimde, kapalı dizgenin en son vardığı, ne denli beklense de değişmeyecek duru. Dengeli olma. Tarafsızlık. Karşıt etkilerin birbirine eşdeğer olduğu durum. Halk kültürünü oluşturan öğeler arasında varolduğu savunulan denge. (bu öğelerden biri üzerine yapılan bir baskı, kendini diğer öğeler üzerine ileteceğinden ilgili halk kültürü düzeni bozulacaktır. eğer, öğe üzerindeki baskı kaldırılacak olursa, çok kez halk kültürü düzeni eski durumuna dönüşmektedir.) bk. denge kuramı. Denge durumu.

 

Deposited : Çökelmek. Tortu bırakmak. Para yatırmak. Tortulaşmış. Emanet etmek. Bankaya yatırmak. Yatırmak. Yumurtlamak. Tevdi edilmiş.

Plots : Parsellemek. Konular. Planını çıkarmak. Kroki üzerinde göstermek. Plan üzerinde işaretlemek. Grafiğini çizmek. Kumpas kurmak.

Disequilibrium : Dengesizlik. Denge durumu yokluğu. Dezekilibrium. Cari fiyat düzeyinde piyasada bir arz kıtlığı veya arz fazlası bulunması durumu. Denksizlik. Muvazenesizlik. Dış ödemeler dengesinde dengesizlik durumu. Eşitsizlik. Disekilibriyum.

Accommodated : Sağlamak. Kalacak yer sağlamak. Bağdaştırmak. Alışmak. Uydurmak. Uyum sağlamak. Uzlaştırmak. Alıştırmak.

Situating synonyms : prison house, fish bowl, size of it, goldfish bowl, new ballgame, ballgame, situates, domicil, crowding, intrusts, localises, pinpoints, stymie, state, acceptance, billets, prison, condition, billet, draw out, position, scene, domicils, thing, pinpointing, domiciliate, plotted, domicile, poverty trap, soup, placed, place, state of affairs.

Situating zıt anlamlı kelimeler, Situating kelime anlamı

Rejection : Çıkarma. Red. Değille(n)me. Abama. Ret. Geri çevirme. Atık. Reddedilme. Rejeksiyon. Tümevarımcı bilimlerde başvurulan bir gerçekleme sürecinde olguların varsayım ya da öndeyilerdeki beklentilere aykırı belirmesi, bk. evetle(n)me.

Exclusion : Tart. Çıkarılma. Ret. Dahil etmeme. Kovma. Hariç bırakma. Dışlama. Hariç tutma. Kabul etmeme. Çıkarma.

Inclusion : Alma. Hücre içinde bulunan mikrozom, virüs, pigment granülleri, yağ damlacıkları gibi cisimler. Dahil edilme. Etrafı kapsül, zar benzeri bir yapıyla çevrilme; başka bir şey içine hapsolunma, içine alma veya girme. kalıntı. sitoplazmada depolanmış besin maddeleri, salgı maddeleri ve renk maddelerinden oluşan cansız yapılar. Dahil olma. İnklüzyon. Arakatkı. Kaynaştırma. Biyoloji, madencilik, veterinerlik alanlarında kullanılır. Bir deneylemede etkileri araştırılan deneysel değişkenin duruma sokulması, bir kavram ya da öğenin örtük ya da açık biçimde bir yapı ya da kuruluş içine yerleştirilmesi, bk. dışlama.

Situating antonyms : acceptance, disequilibrium, equilibrium, standing.