The law türkçesi The law nedir

The law ile ilgili cümleler

English: He knows how to break the law without being caught.
Turkish: O, yakalanmadan nasıl suç işleyeceğini biliyor.

English: He passed the law examination and set up a law office.
Turkish: Hukuk sınavını geçti ve bir hukuk bürosu kurdu.

English: He lives according to the law of the Lord.
Turkish: Tanrının yasasına göre yaşıyor.

English: He had worked for the law firm for six years.
Turkish: Hukuk bürosunda altı yıl çalışmıştı.

English: He got a job at the Law Library.
Turkish: Onun hukuk kütüphanesinde bir işi var.

The law ingilizcede ne demek, The law nerede nasıl kullanılır?

The : Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belgili tanımlık. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır.

Law : Dava. Sakçı. Kanun. Bilimsel araştırmanın gözlem, varsayım ve deneyimden sonra kurulan basamağı olarak, doğa olaylarının zorunlu oluşum ve gelişimini belirleyici nedensel ilişkiyi açıklayan kural ve genelleştirmeler. Her bağlamda geçerli olan ve çıkarımları geçerlendiği için belli bir güvenirlik düzeyine ulaşmış nedensel ilişkiler, bk. genellik. Kaide. İlke. Hukuk. Olguların zorunlu, doğal gelişimlerini belirleyen temel içsel bağıntı; olgular ya da nesnelerin özellikleri arasındaki nedensel, zorunlu ve durağan (güvenilir) bağlantı. devlet gücünce yerleştirilmiş ve yaptırıma bağlanmış, insan etkinliklerini düzenleyen buyurucu davranış kuralları ve ölçüleri. Doğa olaylarının oluş nedenlerini ortaya koyan ve gelecekteki olayları önceden kestirme olanağı veren bağıntı; newton kanunu, kepler kanunları.

 

The law department : Bir organizasyonun hukuk işleri ile meşgul olan bölümü. Hukuk departmanı.

The law of connected vessels : Birleşik kaplar yasası. Eğer birleşik kapları sıvı ile doldurursak her kaptaki sıvı ağırlığının eşit olacağını belirten fizik yasası.

The law of the land : Toprak kanunu. Bir ülkenin kanunu. Krallık yasası. Bölgenin kuralları.

Abiding by the law : Yasalara uygun şekilde. Kanunlara itaat etme.

Abide by the law : Yasalara uygun şekilde. Kanunlara itaat etme.

İngilizce The law Türkçe anlamı, The law eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak The law ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Certainty : Belirlilik. Katiyet. Belirli olma. Olasılık kuramında bir olayın gerçekleşme olasılığının tam, yani 1'e eşit olması ya da gerçekleşmesinin kesinliği, bk. gerçekleşmeme olasılığı. Gerekirlik. Kesinlik. Kesin olan şey. Açıklık. Kuşkusuzluk.

Faithing : İnanış. İtikat. İman. Güven. Hıyanet. Söz. Bağlılık. İnanç. İtimat.

Certitude : Sübut. Katiyet. Sağlam bilgi. Kuşkusuzluk. Kesinlik. Nedensel ilişkilerden yola çıkılarak yapılan çıkarım ya da öndeyilerin olgulara uygun düşme kestirimlerin gerçekleşme olasılığının tam güven düzeyinde olması. Birşeyrden emin olma. İleri sürülen nedenler geçerli olduğu için yanlışlığa düşme korkusu olmaksızın, doğruluğu ya da kesinliği kabul edilen bilgi. Bir şeyden emin olma.

 

Guaranty : Garanti altına alma. Kefalet. Teminat. Garanti. Güvence. Kefil. Rehin. Tekeffül etmek. Garantör.

Credit : Sadakat. Hesaptaki para miktarı. Birine peşin para istemeden belirli bir ölçüye kadar mal verme. ödünç para vermeyi üstüne alma. geniş anlamda bankaların verdikleri borç paralar. Alacak. Güven. Alacaklarıdırma. Güvenmek. İnanma. Çift yöntemli sayışımla verilen değerlerin alacaklı yönü, vezneden çıkan para, her tür sayışımdan çıkarılan değerler. Vade.

Credences : İtimat. İnanç. Sofra takımı dolabı. Güven. Doğru kabul etme. İnanma.

Faith : İnanç. Güçlü inanç. Bağlılık. Hıyanet. İman. Güven. Sadakat. İnan. Vaat. Söz.

Certitudes : Kesinlik. Kuşkusuzluk. Sübut. Katiyet. Bir şeyden emin olma.

Emergency : Aniden çıkan olay. Ani tehlike. İcap. İvedi. Acil vaka. Kriz. Olağanüstü durum. Acil ihtiyaç.

Guarantying : Güvence. Teminat. Garantör. Garanti altına alma. Kefalet. Tekeffül etmek. Rehin. Garanti.

The law synonyms : anchorage, certainties, faiths, credence, fixedness, guaranties.