Zamah nedir, Zamah ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Eğlenti, şenlik.

Oyun, şenlik meydanı.

Düğün yemeği, şölen.

Düğünde topluca oturulan yer.

Oyun, al.

Eğlenti, şenlik.

Zamah kısaca anlamı, tanımı

Zama : Üzengi kayışı. Çarkta bükülürken iki kazık arasında birbirine eklenerek katlanan kıl ipi katlarından her birinin boy ölçüsü. Enişte. Güvey

Eğlenti : Neşeli ve hoşça vakit geçirilen toplantı.

Topluca : Vücutça biraz dolgun. (toplu'ca) Toplu olarak, beraber.

Meydan : Alan, saha. Fırsat, imkân ya da vakit. Bulunulan yer ve çevresi, ortalık. Mevlevi tekkelerinde ayin yapılmış olan yer. Yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri.

Şenlik : Şen olma durumu, şetaret. Sevinç, neşe. Belli günlerde yapılan, coşku veren eğlendirici gösterilerin tümü, bayram. Festival.

Düğün : Evlenme veya sünnet dolayısıyla yapılmış olan tören, eğlence, cemiyet. Bir olayı kutlamak için yapılmış olan büyük eğlence veya tören.

Eğlen : Kahramanmaraş ilinde, Narlı bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Şölen : Ziyafet. Sanat gösterisi. Din töreni niteliğinde yemek toplantısı. Belli bir amaçla düzenlenen eğlence.

Toplu : Topu olan. Topunu, tamamını, bütününü içine alan. Düzenlenmiş, dağınık olmayan. Hepsi bir arada bulunan, toplanmış. Bir arada, bütün, kombine. Vücutça dolgun.

 

Şöle : Şöyle. Şöyle, karşılığı şöl, şöle. Şöyle, karşılığı şölen.

Oyun : Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Kumar. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes. Hile, düzen, desise, entrika. Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç.

Yeme : Yemek işi. Yiyecek.

Düğü : Elendikten sonra geriye kalan en ince bulgur. Pirinç.

Yer : Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Yerküre. Gezinilen, ayakla basılan taban. Önem. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Görev, makam. Durum, konum, vaziyet. Ülke. Durum, konum. İz. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal.

Al : Kanın rengi, kızıl, kırmızı. Dorunun açığı, kızıla çalan at donu. Aldatma, düzen, tuzak, hile. Yüze sürülen pembe düzgün, allık. Bu renkte olan (at). Alüminyum elementinin simgesi. Bu renkte olan.

Diğer dillerde Zalsitabin anlamı nedir?

İngilizce'de Zalsitabin ne demek ? : zalcitabin