Balkon nedir, Balkon ne demek
Balkon; kökeni fransızca dilinden gelmektedir.
- Bir yapının genellikle dışarıya doğru çıkmış, çevresi duvar ya da parmaklıkla çevrili bölümü.
- Vücudun göğüs veya göbek bölümü

- Tiyatro, sinema vb. büyük salonlarda asma kat.
"Balkon" ile ilgili cümle
- "Eve girer girmez balkona çıktım." - E. Şafak
Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:
(Mimarlık) Giriş katı üstündeki katlarda, yapı bedeni içinde ya da dışarı bir çıkıntı olarak yapılan, önü açık bölüm. Cumbanın önü açık olanı. a. bk. cumba, şahniş, hayat, sergâh.
Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:
Sinemalarda salonun dip yanında yer alan, yüksekçe ve ileriye doğru çıkıntılı bölüm.
İngilizce'de Balkon ne demek? Balkon ingilizcesi nedir?:
balcony
Balkon hakkında bilgiler
Balkon (İtalyanca: balcone), yapılarda dış duvar seviyesinin önünde, genellikle üstü de açık olan bölüm. Balkonlara bir kapı aracılığıyla geçiş sağlanır. Büyük konaklarda avluya bakan kapıların açıldığı bir yanı avluya bakan koridorlar da birer balkondur.
Balkon fikri ilk kez Hıristiyanlıkta, imparator ve imparatoriçenin katedrallerdeki dinî ayinleri halktan uzak, onlarla bağlantısı olmayan bir yerden izleme ihtiyacından çıkmıştır.
Balkon büyüklükleri ve şekilleri kültürden kültüre, binadan binaya değişir. Balkonlar oturmak, yemek yemek, çamaşır asmak gibi işler için kullanılır. Şehirlerdeki bazı balkonlar, camlı doğramalarla kapatılarak evlere dahil edilmiştir.
Balkon ile ilgili Cümleler
- Ali balkona oturdu ve gazeteyi okudu.
- Patron, yazıhanenin üzerindeki balkonda işçileri gözleyerek gezindi.
- Hayatın tehlikedeyken zilin çaldığında korkudan balkondan bakman bana şunu öğretti demek ki kahramanlarımız birer korkak.
- Ali dışarıda balkonda tek başına.
- Ali birinin balkonda durduğunu gördü.
- Aile, balkonda kahvaltı ediyor.
- Sen hiç giysilerini balkona astın mı?
- Aile, balkonda kahvaltı yiyor.
- Kahvemi içerken balkondaki kuşları izledim.
- Balkonun muhteşem bir manzarası var.
Balkon anlamı, kısaca tanımı:
Genel : Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne). Bir genelleme sonucunda elde edilen. Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi.
Duvar : Engel. Bir toprak parçasını sınırlayan taş, tuğla, kerpiçten yapılmış olan engel. Sonuç alınamayan yer. Voleybolda ağ üzerinde karşı takım oyuncusunun vuruşuna karşı koyma. Bir yapının yanlarını dışa karşı koruyan, iç bölümlerini birbirinden ayıran, taş, tuğla vb. gereçlerden yapılmış olan veya örülen dikey düzlem.
Bölüm : Çağ, devir. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman.
Büyük : Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Önemli. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Niceliği çok olan. Büyük abdest. Üstün niteliği olan.
Gömme balkon : Dış yüzeyden dışarı taşmayan, evin kullanım alanı içinde kalarak yapılmış balkon.
Balkonumsu : Balkonsu.
Çevre : Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi. Yağlık. Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü. Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit. Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit. Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst. Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam. Bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi.
Parmaklık : Kesik veya yara bulunan parmağı korumak için üzerine geçirilen, çoğunlukla plastik kılıf. Dik ve biraz aralıklı olarak yan yana dizilmiş tahta, demir vb. çubuklarla yapılmış bölme veya korkuluk.
Çevrili : Çevrilmiş, kuşatılmış. Dönük.
Tiyatro : Dram, komedi, vodvil vb. edebiyat türlerinin oynandığı yer. Bu türleri, izleyiciler önünde sahnede oynayan grup. Sahnelenmek için yazılmış oyunların tümü.
Sinema : Güzel sanatların dalı olarak yansıtılmaya uygun olan filmleri gerçekleştirme ve yaratma sanatı, beyaz perde, yedinci sanat. Herhangi bir hareketi düzenli aralıklarla parçalara bölerek bunların resimlerini belirleme ve sonra bunları gösterici yardımıyla karanlık bir yerde, bir ekran veya perde üzerinde yansıtarak hareketi yeniden oluşturma işi. Film göstermeye yarayan özel bir makineyle görüntülerin beyaz perdeye yansıtıldığı salon veya yapı.
Salon : Bir evde konukları ağırlamakta kullanılan en geniş oda. Dükkân, mağaza. Toplantıların, kutlamaların, gösterilerin yapıldığı geniş yer.
Asma : Asmagillerden, dalları çardak üzerine yayılan üzüm vb. bitkiler. Asılmış, asılı. Asmak işi. Belirli bir tür üzüm veren bitki (Vitis).
Seviye : Düzey.
Göğüs : Bu vücut bölümünün ön tarafı, sırt karşıtı. Bu bölümün içindeki organlar. Vücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akciğer vb. organları içine alan bölümü, sine. Meme.
Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.
Göbek : Dölütte, yumurtanın dölüt dışında kalan bölümlerle ilişkisini sağlayan organların çıktığı yer. Kuşak, nesil, batın. Değirmen taşının ortası. Yağ bağlamış şişman karın. Bazı sebze ve meyvelerin orta kısmı. Bahçe, halı, tavan, tepsi vb. süslü şeylerin ortalarındaki biçim. Hızı azaltarak trafiği yönetmek amacıyla bir kavşağın girişine yerleştirilen çember veya üçgen biçimindeki ada. Ön ve arka tekerlerin ortasına oturtulmuş mil üzerinde dönen ve teker tellerinin takılmasına yarayan parça. Kilitleme sistemlerinde, anahtar dişlerinin tam olarak birbirine oturduğu pirinç yuva. İnsan ve memeli hayvanlarda göbek bağının düşmesinden sonra karnın ortasında bulunan çukurluk. Kağnı tekerleğinin ortası, araba tekerleğinin dingil geçen yeri. Şehir, ülke vb.nin orta kısmı.
Balkon ışıkları : Asma katı olan büyük tiyatro salonlarında, sahne önünü aydınlatan aygıtların tümü.
Balkonsu : Balkonu andıran, balkona benzeyen, balkon gibi, balkonumsu.
Diğer dillerde Balkon anlamı nedir?
İngilizce'de Balkon ne demek? : [Balkon (der) ] n. balcony, porch, veranda, elevated platform projecting from the side of a building and surrounded by a railing
n. balcony; pulpit, gallery, raised balcony-like area (in a theater, etc.); platform
n. balcony, terrace, porch; gazebo
Fransızca'da Balkon : balcon [le]
Almanca'da Balkon : n. Altan, Balkon, Erker, Rang
adj. Balkon-
Rusça'da Balkon : n. балкон (M), галерка (F)

Bu kısımda Balkon nedir? Balkon ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Balkon tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Balkon hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.