Borç nedir, Borç ne demek

"Borç" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Vaktim yok, bana para bul, şu borcu ödeyeyim, söz verdim." - P. Safa
  • "Mektubunda diyorsun ki gel gayri / Vatan borcu biter bitmez ordayım" - B. S. Erdoğan

Hukuki terim anlamı:

vecîbe. ~ ilişkisi: borç münâsebeti, ~ kapatma: itfâ (bk. söndürüm). ~yüklenme: borcun nakli. ~sözvermesi: borç va'di. ~ tanıması: borç ikrârı.

İktisat alanındaki kelime anlamı:

Bir iktisadi karar biriminin bir diğerine karşı ödemesi gereken para veya yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülük.

Bilimsel terim anlamı:

İki ya da daha çok kişi arasındaki karşılıklı yükümlülük.

İngilizce'de Borç ne demek? Borç ingilizcesi nedir?:

debt, loan, obligation

Borç hakkında bilgiler

Borç, geniş anlamda, bir borç ilişkisini, dar anlamda ise borçlu tarafın ödemekle yükümlü olduğu parasal değeri ya da yerine getirme taahhüdünde olduğu edimi ifade eder. Hukuki alanda kullanılışı, geniş anlamıdır.

Borç ilişkisi, borçlu ve alacaklı olmak üzere iki taraf arasında bir edimin yerine getirilmesine dayanan hukuki bağdır.

Her borç ilişkisinde üç unsur vardır.

Almanca'da edim "leistung" olarak ifade edilir. Üç türü olan vermek "übergeben" bir şey yapmak "tun" birseyi yapmamak "unterlassen" olarak kullanılmaktadir.

 

Borç ile ilgili Cümleler

  • Bana bir şey borçlu değilsin.
  • Sana bir açıklama borçluyum.
  • Borç batağında insanlar var.
  • İspanya'nın 100 milyar euro borç alması gerekecek.
  • Borçlandığı parayı geri ödemek istiyor.
  • Borç para vermemek prensibimdir.
  • Bir arkadaştan biraz borç para aldım.
  • Hayatımı Tom'a borçluyum.
  • O bana borç para vereceğini söyledi.
  • Borç üstüne borç yapıyorsunuz.
  • Borçları 1,000 doların üstündedir.
  • Bunu Tom'un ona gerçeği söylemesine borçlusun.
  • Borç ve ihtiyaç komşudurlar.
  • Borç krizi bitmedi.

Borç tanımı, anlamı:

Getirme : Getirmek işi.

Yükümlü : Bir şeyi yapma zorunluluğu olan, memur, mükellef.

Borç almak : Daha sonra ödemek üzere birinden para veya bir şey almak.

Borç altına girmek : Gereğinden fazla borç yapmak.

Borç bini aşmak : Borç, altından kalkılamayacak duruma gelmek.

Borç etmek : Borçlanmak.

Borç gırtlağına çıkmak : Borca batmak.

Borç iyi güne kalmaz : "borcu ilk fırsatta ödemek gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Borç yemek : Sürekli borç alarak yaşamak.

Borç yiğidin kamçısıdır : "borç, kişiyi daha çok çalışmaya zorlar" anlamında kullanılan bir söz.

Borç yiyen kesesinden yer : "borçla alışveriş yapan, aldıklarının parasını hemen ödemese de günün birinde mutlaka ödeyecektir" anlamında kullanılan bir söz.

Borca almak : Veresiye almak.

Borca batmak : Çok borçlu olmak.

Borca girmek : Borçlanmak, borç para almak.

Borcunu bilmek : Bir şey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak değerlendirmek. borcunu zamanında öder olmak.

 

Borcunu kapatmak : Borcunu ödeyip bitirmek.

Borçtan kurtulmak : Borcunu ödemek.

Borç harç : Sürekli borç alma. Borçlanarak.

Dış borç : Devletin veya çeşitli kuruluşların dış ülkelerden kredi yoluyla sağladığı borç.

İç borç : Devletin veya çeşitli kuruluşların yurt içinde piyasaya sürdüğü tahvil, bono vb. ile aldığı borç.

Konsolide borç : Kısa vadeli olarak planlanıp daha sonra orta veya uzun vadeli duruma çevrilen borç.

Müteselsil borç : Birden çok borçlunun, her birinin ayrı ayrı tamamından sorumlu bulundukları borç.

Dalgalı borçlar : Devletin bir bütçe dönemi içinde gelirlerin giderleri karşılamadığı zamanlarda sağlamış olduğu kısa vadeli krediler.

Boyun borcu : Yapılması gereken ödev, vecibe.

Gönül borcu : Yapılan iyiliğe karşı kendini borçlu sayma, minnet, minnettarlık, şükran.

Namus borcu : Mutlaka yerine getirilmesi, ödenmesi gereken görev, borç.

Vatan borcu : Askerlik.

Borç çorbası : Pancar, lahana, et üzerine krema konularak yapılmış olan bir sebze çorbası türü.

Borç harç etmek : Sürekli borç almak.

Borç uzayınca kalır dert uzayınca alır : "borç zamanında ödenmezse borçluluk duygusu gevşer, hastalık uzun süreli olursa ölüme yol açar" anlamında kullanılan bir söz.

Borç vermekle düşman vurmakla : "borç vermekle, düşman vurmakla yok edilir" anlamında kullanılan bir söz.

Borçka : Artvin iline bağlı ilçelerden biri.

Borçlandırılmak : Borçlanmasına yol açılmak.

Borçlandırma : Borçlandırmak işi.

Borçlandırmak : Borçlanmasına yol açmak, borçlu duruma getirmek.

Borçlanılma : Borçlanılmak işi.

Borçlanılmak : Borca girilmek, borç edilmek.

Borçlanma : Borçlanmak işi, istikraz.

Borçlanmak : Karşılığını sonra vermek şartıyla birinden para veya bir şey almak, istikraz etmek. Manevi bir yükümlülük altına girmek.

Borçlu : Bir şeyi birinin yardımıyla elde etmiş olan. Manevi bir yükümlülük altında bulunan. Borcu kalmış olarak. Borcu olan, borç almış olan, verecekli, medyun, alacaklı karşıtı.

Borçlu bulunmak : Borçlu duruma düşmek.

Borçlu çıkmak : Görülen hesapta vereceği kalmak.

Borçlu ölmez benzi sararır : "borç kişiyi öldürmez ancak hasta edecek kadar üzer" anlamında kullanılan bir söz.

Borçluluk : Borçlu olma durumu.

Borçluluk dengesi : Bir ülkenin belli bir tarihe kadar birikmiş dış borç ve alacaklarını gösteren durum veya belge.

Borçlunun dili kısa gerek : "borcu olan kimse, alacaklısına karşı ileri geri konuşmamalı, aşağıdan almalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Borçlunun duacısı alacaklıdır : "borçlunun ölmemesi ve para kazanması için en çok dua eden alacaklısıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Borçsuz : Borcu olmayan.

Borçsuz çoban yoksul beyden yeğdir : "yoksulluk ve sıkıntı içinde olup da bey adı taşımaktansa borçsuz ve sıkıntısız bir çoban olmak daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz.

Borçsuz harçsız : Hiç borçlanmadan, borca girmeden.

Ağa borç eder uşak harç : "ağa para sıkıntısı içinde olup borç etse de uşak, bunu anlamaz ve bol harcamayı sürdürür" anlamında kullanılan bir söz.

Arpacıya borç eden ahırını tez satar : "bir iş borçla sağlıklı bir biçimde yürütülemez" anlamında kullanılan bir söz.

Bayramda borç ödeyene ramazan ağır gelir : "vadesi yaklaşan bir borcu ödemek zorunda olan kimseye günler çok çabuk geçer" anlamında kullanılan bir söz.

Bin tasa bir borç ödemez : "borçlu ne denli üzülürse üzülsün borç sıkıntısından kurtulamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Dilenciye borçlu olma ya düğünde ister ya bayramda : "çıkarından başka bir şey düşünmeyen kimse ile ilişki kurma, seni nerede rahatsız edeceği belli olmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Dış borçlanma : Devletin veya çeşitli kuruluşların yurt dışındaki kuruluşlardan borç alma işi.

Gönül borçlusu : Minnettar.

Hayatını borçlu olmak : Biri tarafından ölümden kurtarılmış olmak. birinin yaşamı bir başkasının desteği ile sağlanmış olmak.

İç borçlanma : Devletin veya çeşitli kuruluşların yurt içinde piyasaya tahvil, bono vb. sürerek borç alma işi.

Komşu ekmeği komşuya borçtur : "komşunuz size bir ikramda bulunur, bir şey armağan ederse siz de ona ikramda bulunmalı, armağan vermelisiniz" anlamında kullanılan bir söz.

Selam verdik borçlu çıktık : "küçük bir ilgi gösterdik, üzerimize büyük bir iş yüklendik" anlamında kullanılan bir söz.

Verilmek : Verme işine konu olmak.

Ödenme : Ödenmek işi.

Gerek : Gerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen, lazım. İcap.

Para : Kuruşun kırkta biri. Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit. Kazanç.

Vecibe : Ödev, boyun borcu.

Geniş : Bol (elbise). Eni çok olan, enli, vâsi. Alanı büyük olan, makro, dar karşıtı. Çok. Kolay kolay tasalanmayan, hoşgörülü, rahat. Kapsamı büyük, dar sınırlar içinde kalmayan, yaygın, makro.

İlişki : İki şey arasında karşılıklı ilgi, bağ, münasebet, temas. Bağlantı, temas.

Borç aktarımı : İki kişi arasındaki borcun, alacaklısının uyumu ile üçüncü bir kişiye aktarımı. Eski borç yerine yeni bir borç kabullenilmek yoluyla eskisinin kaldırılması. Borçta ödeme süresinin uzatılması.

Borç artığı veren sayışım : Borç toplamları, alacak toplamından daha çok olan sayışım.

Borç belgesi : Bankadaki sayışımından para çeken kişi için düzenlenerek kendisine imza ettirilen belge.

Borç belgiti ayırcası : Borç belgiti satışlarından elde edilen paralardan oluşan birikim.

Borç belgiti iyesi : Borç belgitini taşıyan, satın alan, saklayan kişi.

Borç deflasyonu : Bireylerin ve firmaların çok fazla borçlanmaları nedeniyle harcamalarının düştüğü durum; fiyatlar genel düzeyindeki beklenmeyen düşmeye bağlı olarak, gerçek (reel) servetin borçlulardan alacaklılara doğru yeniden dağıtılması.

Borç deflasyonu kanalı : Borç deflasyonunda borç alanların tüketiminin azalmasının, borç verenlerinin tüketiminin artmasından daha fazla olması nedeniyle toplam tüketim harcamalarının azalacağını ve buna bağlı olarak da reel gayrisafî yurtiçi hasılanın azalacağını gösteren düzenek.

Borç değiştirme : Borcun azaltılması, ertelenmesi ve yeniden finansmanını kapsayan, borcun miktarı, vade yapısı ve borçlanma koşullarını değiştiren tüm işlemler. krş. borcun yeniden finansmanı

Borç erteleme kulüpleri : Çok taraflı borç erteleme görüşmelerinin yapıldığı ve adlarını görüşmenin yapıldığı yerden alan ortamlar. krş. Paris Kulübü, Londra Kulübü

Borç ertelemesi : Vadesi gelen borcun ödenememesi durumunda, borcun yeni bir ödeme planına bağlanması.

Diğer dillerde Borç anlamı nedir?

İngilizce'de Borç ne demek? : n. debt, loan, obligation, liability, accommodation, arrear, care, debit, encumbrance, red, arrears

Fransızca'da Borç : dette [la], débit [le], emprunt [le]

Almanca'da Borç : n. Anleihe, Belastung, Kredit, Obligation, Pump, Schuld, Soll, Verpflichtung

Rusça'da Borç : n. долг (M), должное (N), недоимка (F), задолженность (F), недоплата (F)