Bouts türkçesi Bouts nedir

Bouts ile ilgili cümleler

English: Cancer patients often have to deal with debilitating bouts of nausea.
Turkish: Kanser hastaları sıklıkla bulantı nöbetlerini azaltmakla uğraşmak zorundadır.

English: Can you account for your whereabouts on the night of the murder?
Turkish: Cinayet gecesi nerede olduğunu açıklayabilir misin?

English: I might arrive in Kashgar or somewhere thereabouts tomorrow.
Turkish: Yarın Kaşgar'a ya da oralarda bir yere varabilirim.

English: I'd like to know Tom's whereabouts.
Turkish: Tom'un semtini bilmek istiyorum.

English: I don't know his whereabouts.
Turkish: Onun bulunduğu yeri bilmiyorum.

Bouts ingilizcede ne demek, Bouts nerede nasıl kullanılır?

Gadabouts : Gezenti. Sürtük. Serseri. Hovarda. Başıboş tip.

Hereabouts : Yakında. Yakınlarda. Bu civarda. Bu yörede. Buralarda.

Layabouts : Serseri. Haylaz. İşten kaçan. Boş gezenin boş kalfası. İşsiz güçsüz kişi. Tembel. Avare. Kaytarıcı. Aylak.

Marabouts : Murabut. Murabutkuşu. Derviş. Murabıt. Marabut.

Roundabouts : Döner kavşak. Atlıkarınca. Dolambaçlı yol. Yuvarlak kavşak. Dolaylı anlatım.

Drinking bout : İçki alemi. Çilingir sofrası.

Turnabouts : Dönek. Ters yön. Ters dönme. Dönme. Aksi görüşe sahip olma. Sapma. Atlıkarınca. Aksi yöne dönüş. Geri dönüş.

 

Roustabouts : Gemi işçisi. Niteliksiz işçi. Vasıfsız işçi. Rıhtım işçisi. İskele hamalı. Yanaşma.

Thereabouts : Ona yakın. O ara. O civarda. Civarında. Oralarda. Oraları. O yakınlarda. Ona yakın bir miktarda. Ona yakın bir tarihte. Yaklaşık olarak.

Whereabouts : (bulunduğu) yer. Yer. Nerelerde. Nereden. Nereye. Nerede. Semt. Nerelerden. Nerelere. Bulunduğu veya olduğu yer (bir kimsenin veya bir şeyin).

İngilizce Bouts Türkçe anlamı, Bouts eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Bouts ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Part : Tarakla ayırmak. Görev. Bir oyuncunun bir filmde ya da televizyon oyununda yaratması gereken kişilik. Pay. Kısım. Rol. Bölüm. Kısmi. Kısmen. Bölmek.

Manifestation : Dışavurum. Açıkça gösterme. Tezahür. Manifestasyon. Ortaya koyma. Cilve. Tecelli. Görünme. Belli etme.

Invasions : Tecavüz. Saldırı. İhlal. Düşman istilası. Akın. İstila.

Craving : Doymak bilmez iştah. Tutku. Şiddetli arzu. Hasret. İhtiras. Özlem. İsteme. Tul-u emel. Arzu.

Entertainment : Eğlence. Görülmeğe değer herhangi bir şey. bir filmin, bir televizyon yayınının ortaya çıkardığı durum. Eğlendirmeyi amaçlayan, seyirciyi oyalamak, ona hoşça vakit geçirmesini sağlamaktan başka bir ereği olmayan gösteri. Alem. Misafir etme. Eğlenme. Ziyafet. Davet. Eğlendirici gösteri.

Turn : Dönmek. Geçmek. Yönelme. Dönüş. Yöneltmek. Çevirmek. Dansçının dönmesi. Olmak. Bulandırmak. Deneme sırası.

Interval : Sıklık. Perde arası. Ara. Fasıla. Uzaklık. Mesafe. Zaman aralığı.

 

Bout : İki yarışmacının yenişmek gereğiyle yaptıkları vuruşma. Boks maçı.

Half time : Bir ayaktopu oyununun 45'er dakikalık iki dönemi arasında oyunculara verilen 15 dakikalık dinlenme süresi. Ara. Yarıdevre. Haftaym. Yarı devre. Yarım gün. Devre arasındaki dinlenme süresi. Yarım günlük.

Play : Sunmak. Tutmak ( ye). Oynama üzere yazılmış tiyatro yapıtı. Oynamak. Oyuncunun çeşitli ses, el, kol, mimik anlatmalariyle bir kişiyi canlandırması ya da göstermesi. bir tiyatro yapıtındaki belli bir karakteri canlandırmak ya da bir tipi göstermek. Rol almak. Canlandırmak (tiyatro terimi). Çalmak. Uzak bir amacı ya da ileriye dönük bir memnunluk duygusu ile ilişkisi olmayan, amacı özünde bulunan zevk verici herhangi bir etkinlik. Bahis yapmak.

Bouts synonyms : period of play, period of time, top of the inning, time period, playing period, bottom of the inning, competing, competition, invasion, meets, continuance, fourth dimension, display, due date, competitions, section, guard, rencounters, dur, contention, paroxysm, rencounter, demonstrations, gange, gigs, police, node, innings, crisis, gamed, space, division, circuit.

Bouts zıt anlamlı kelimeler, Bouts kelime anlamı

Top : Alt etmek. Birinci olmak. Üstünden geçmek. -den iyisini yapmak. Üst. Geçmek. Üst kısmını koparmak (bitkinin). Baş. Tepe.

Bottom : Alttaki. Dibe ulaşmak. Dipteki. Temeline inmek. Değmek. Kurmak. Bir temel üzerine yerleştirmek. Ulaşmak. Alt. Dip.