Can nedir, Can ne demek

Can; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

"Can" ile ilgili cümleler

  • "Şeyh çıkınca oradaki canlar da sırasıyla yürüyüp kapıya gelince dönüp baş kestikten sonra dışarı çıkarlar." - A. H. Çelebi
  • "Çirkin bana kurban, ben de güzele / Can sever güzeli, maldan ziyade" - Karacaoğlan
  • "Benimle beraber dört canız." - F. R. Atay
  • "Alphonse Daudet ilk gençliğimin can yazarlarından biri idi." - T. Buğra
  • "Her şeyde bu mevsime mahsus bir can, bir dirilik kendini gösteriyordu." - M. Ş. Esendal
  • "Bir kedi yavrusunu kurtarmak için ipe sarılıp kuyuya iner, canımı tehlikeye koyardım." - R. N. Güntekin
  • "Sağa sola kaçıştık da, canımızı dar kurtardık." - N. Hikmet

Diğer sözlük anlamları:

Sevimli, sevgili.

Muhip, tarikat âşıkı.

Can isminin anlamı, Can ne demek:

Kız ismi olarak; Ruh. Güç, dirilik, İnsanın kendi varlığı, özü, Gönül. Çok içten, sevimli, şirin kimse. Erkek ismi olarak; Ruh. Güç, dirilik. İnsanın kendi varlığı, özü. Gönül. Çok içten, sevimli, şirin kimse.

 

Bilimsel terim anlamı:

Evrensel bir halk inanışına göre, tenden tam anlamıyla bağımsız olan ve ona can vererek yaşamını sağlayan; bireyden geçici bir süre için ayrıldığında bayılma, uyuma, düş görme, sayıklama ya da tutarık tutmasına, dönmemek üzere ayrıldığında ise ölümüne yol açan ölümsüz güç.

Yaşamı oluşturan ve kimi kişilerce beden ve anlağın dışında ölmez bir bütünlük olarak tanımlanan güç.

İngilizce'de Can ne demek? Can ingilizcesi nedir?:

soul, can, consistent and asymptotically normal

Can hakkında bilgiler

Üzüt – Türk ve Altay halk inanışında can. Özüt veya Öz (Ös) de denir.

Can anlamı, tanımı:

Can alacak nokta : Bir şeyin en önemli yeri.

Can alıp can vermek : Ölüm sıkıntısı ve acısı içinde bunalmak.

Can atmak : Şiddetle arzu etmek, çok istemek.

Can başına sıçramak : Çok korkmak.

Can baş üstüne : İstenilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatan bir söz.

Can beslemek : Kaygısızca yiyip içip rahatına bakmak. başkasının yiyeceğini, içeceğini sağlamak.

Can boğazdan gelir : "insan yiyeceğine önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaşamak mümkün değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Can borcunu ödemek : Ölmek.

Can bostanda bitmez : "insan, canının değerini bilmeli, onu yıpratmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Can bulmak : Dirilmek, canlanmak.

Baş başa : Birlikte, beraberce.

Can candan şirindir : "bir kişi için kendi canı, başkasının canından daha tatlıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Can canın yoldaşıdır : "insan tek başına yaşayamaz, konuşup görüşmek için arkadaş arar" anlamında kullanılan bir söz.

 

Can cümleden aziz : "insanın kendisi herkesten daha değerlidir" anlamında kullanılan bir söz.

Can çekişmek : Ölmek üzere bulunmak. sona ermek, tükenmek, bitmek.

Can çekişmektense ölmek yeğdir : "bir işte çeşitli sıkıntı ve üzüntülerle karşılaşıp olağanüstü gayret harcamaktansa o işten vazgeçmek daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz.

Can çıkmayınca huy çıkmaz : "insanı alışkanlıklarından, huylarından vazgeçirmek mümkün değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Can dayanmamak : Bir şey karşısında insanın dayanıklılığı elden gitmek.

Can derdinde olmak : Zor bir durumdan kurtulmaya çalışmak.

Can derdine düşmek : Ölüm korkusuna kapılmak.

Can gelmek : Canlanmak, güçlenmek.

Can kalmamak : Bitkin bir duruma gelmek, gücü tükenmek.

Can kaygısına düşmek : Her şeyden vazgeçip sadece kendi hayatını koruma veya kurtarma çabasında olmak.

Can olmak : Sevimli, hoş görünmek.

Can sıkmak : Huzur bozmak. bıkkınlık vermek.

Can vermek : Ruha güç vermek. canlanmasına yol açmak. ölmek. bir şeyi çok istemek.

Can yakmak : Üzmek, acı vermek. bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak. zulmetmek, eziyet etmek.

Cana can katmak : Yaşama gücünü artırmak.

Cana gelecek mala gelsin : "canı korumak için mal feda edilir" anlamında kullanılan bir söz.

Cana kıymak : Öldürmek.

Cana minnet saymak : Bir lütuf olarak kabul etmek.

Candan geçmek : Ölmek.

Canı acımak : Çarpma, vurma vb. sonucu acı duymak. üzülmek, rahatsız olmak.

Canı ağzına gelmek : Büyük bir tehlike karşısında ölecekmiş gibi bir korkuya kapılmak. aşırı duygulanmak, çok heyecanlanmak.

Canı bayılmak : İç geçmek, takatsizlik göstermek.

Canı burnuna gelmek : Bir şey yaparken çok zorluk çekmek.

Canı burnundan çıkmak : Çok kızgın olmak, öfkelenmek.

Canı cana ölçmek : Başkasına yapılacak şeyi kendisine yapılacak gibi düşünmek.

Canı canına sığmamak : Sabırsızlık göstermek, tahammül etmemek.

Canı cehenneme : Sevilmeyen bir kimse için duyulan öfke ve nefreti bildiren bir söz.

Canı çekilmek : Vücudun herhangi bir organının canlılığı azalır gibi olmak. içi ezilmek.

Canı çekmek : Bir şeyi istemek, istek duymak, arzulamak.

Canı çıkasıca : "büyük zarara veya kötülüğe uğrasın, perişan olsun, ölsün" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

Canı çıkmak : Zarar etmek. ölmek. çok yorulmak veya çok zorluk çekmek. çok yıpranmak.

Canı çıksın : "ölsün, gebersin!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

Canı gelip gitmek : Ümit ve ümitsizlik arasında kalıp heyecanlanmak. ayılıp bayılmak.

Canı gelmek : Yeniden canlanmak, canı yerine gelmek.

Canı gibi sevmek : Çok güçlü bir sevgiyle bağlanmak.

Canı gitmek : Özen gösterilen, çok sevilen bir şeye zarar gelecek diye kaygılanmak.

Canı ile oynamak : Tehlikeli işlerle uğraşmak.

Canı ile uğraşmak : Büyük sıkıntıya düşmek. ağır hasta olmak, ölüm döşeğinde can çekişmek.

Canı istemek : Heves duymak.

Canı isterse : "kabul etmezse etmesin" anlamında kullanılan bir söz.

Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır : "güzel yaşamak isteyen kişi, bu yaşayışın yükünü çekmeyi göze almalı ve gerekli kaynakları elinin altında bulundurmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Canı sağ olsun : Üzülmeye gerek olmadığının karşı tarafa bildirilmesi için kullanılan iyi dilek sözü.

Canı sıkılmak : İçi sıkılmak, yapacak bir işi olmamaktan tedirginlik duymak. üzülmek. öfkelenmek.

Canı yanmak : Bir işte zarar görmek. çok acı duymak. acı bir deneme geçirmek.

Canı yerine gelmek : Yorgunluğu geçmek. sağlığını, gücünü kazanmak.

Canı yok mu : Katlanılan sıkıntı başkalarına örnek olsun diye söylenen bir söz.

Canım : (ca:nım) çok güzel, çok değer verilen. canımdan çok sevdiğim.

Canım ciğerim : "çok sevdiğim" anlamında kullanılan bir söz.

Canım dese canın çıksın diyor sanmak : Birinin en gönül okşayıcı sözleri bile kendisine dokunmak, batmak.

Canımı sokakta bulmadım : "tehlikeye veya herhangi bir sıkıntıya katlanmaya niyetim yok" anlamında kullanılan bir söz.

Canımın içi : Çok sevilen bir kimse için kullanılan bir söz.

Canın isterse : "dilediğin gibi olsun, sen bilirsin, bana göre hava hoş" anlamında kullanılan bir söz.

Canına acımamak : Kendisini düşünmeden, kendisine bakmadan yaşamak.

Canına değmek : Çok hoşlanmak. ruhu şad olmak.

Canına ezan okumak : Bir kimsenin hakkından gelmek, öldürmek.

Canına geçmek : Çok etkilemek.

Canına kastetmek : Birini öldürmeye hazırlanmak. intihara kalkışmak.

Canına kıymak : Gücünden fazla iş görerek aşırı derecede kendisini yormak. acımadan öldürmek. kendisini öldürmek.

Canına minnet : Beklenilmeyen iyi bir durumla karşılaşıldığında duyulan memnunluğu anlatmak için söylenen bir söz.

Canına okumak : Berbat ve perişan etmek.

Canına rahmet : "Allah rahmetini esirgemesin" anlamında kullanılan iyi dilek sözü.

Canına susamak : Birini öldürmeyi istemek. ölmek istemek.

Canına tak demek : Dayanamaz duruma gelmek, sabrı kalmamak.

Canına tükürdüğümün : Kızgınlık ve öfke belirten bir söz.

Canına yandığım : Sevgi, hayranlık, öfke vb. duygular anlatan bir söz.

Canına yetmek : Katlanamayacak duruma gelmek, bezmek, bıkmak.

Canından bezmek : Ölümü göze alacak kadar sıkıntı içinde olmak.

Canından geçmek : Ölmek için hazır olmak.

Canını acıtmak : Birine acı vermek.

Canını almak : Öldürmek. sıkıntıya sokmak. canını verdirecek kadar memnun etmek.

Canını bağışlamak : Öldürülmesi gerekirken vazgeçmek.

Canını burnundan getirmek : Çok yormak, fazla çalıştırmak.

Canını cehenneme göndermek : Öldürmek.

Canını çıkarmak : Hırpalamak, çok yormak, yıpratmak.

Canını dar atmak : Bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sığınmak.

Canını dişine almak : Her tehlikeyi göze alarak işe girişmek. bütün gücünü harcayarak yapmak.

Canını sıkmak : Sözlerle veya davranışlarla kişinin neşesini kaçırmak, huzurunu bozmak.

Canını sokakta bulmamak : Sağlığı değerli ve önemli olmak.

Canını vermek : Kendisini feda etmek. hiçbir şey esirgememek. bir şeye çok düşkün olmak, çok sevmek.

Canını yakmak : Bir kimseyi, çok sıkıntı ve zarara sokmak. acı verecek bir biçimde cezalandırmak.

Canının derdine düşmek : Canından başka bir şey düşünemeyecek kadar sıkıntıda olmak.

Canının içine sokacağı gelmek : Çok hoşlanmak, çok sevmek.

Canlar : Yakınlık duygusuyla söylenen bir seslenme sözü.

Can acısı : Vücudun herhangi bir yerinde duyulan şiddetli acı.

Can alıcı : En önemli, çarpıcı. Azrail. Kahredici, kendinden geçirici, aşırı çekici.

Can arkadaşı : Can dostu.

Can bunaltısı : Aşırı üzüntü sebebiyle canın sıkılma, bunalma durumu.

Canciğer : Çok yakın, sıkı fıkı, pek içten (arkadaş).

Can çabası : Varlığını kanıtlamak amacıyla gösterilen aşırı gayret.

Can damarı : En önemli veya hassas nokta, bir şeyin yaşaması için en önemli araç.

Can direği : Kemanın içinde, alt ve üst kapakları arasında dikili duran çubuk.

Can dostu : Pek içten dost, can arkadaşı, candaş.

Can düşmanı : Aşırı düşmanlık güden kimse.

Can eriği : Genellikle yeşilken yenen sert, sulu bir tür erik.

Canevi : Kalbin altındaki bölge. En duyarlı yer, yürek, kalpgâh.

Can feda : Çok imrenilen iyi veya güzel şeyler, davranışlar karşısında söylenen bir söz, can kurban.

Canfes : Üzerinde desen bulunmayan, ince dokunmuş, parlak, tok, ipekli kumaş. Bu kumaştan yapılmış.

Can havliyle : Ölüm korkusundan doğan güçlü bir tepki ile.

Can korkusu : Ölüm korkusu.

Cankulağı : Çok yakın dost, sırdaş.

Can kurban : Can feda.

Cankurtaran : Hasta veya yaralı taşımaya uygun hazırlanmış özel araç, ambulans. Havuz veya plajda yüzme bilmeyenleri uyaran ve tehlike anında onları kurtaran kimse.

Can kuşu : Ruh.

Can noktası : En önemli husus, vurgulanması gereken yer.

Can pahasına : Canını vererek veya tehlikeye koyarak.

Can pazarı : Herkesin kendi canının kaygısına düştüğü ve kendini kurtarmaya çalıştığı bir durum.

Can sağlığı : İnsanın sağ ve sağlıklı olması.

Can sıkıntısı : Yapılacak bir iş olmaması ve hiçbir şeyle oyalanma imkânı bulunmaması sebebiyle duyulan tedirginlik, bunalım.

Can simidi : Cankurtaran simidi.

Cansiparane : Canını verircesine, özveriyle.

Can sohbeti : İçtenlikle konuşan çok yakın dostlar bir arada söyleşip dertleşme.

Can suyu : Yeni dikilen fide veya fidanlara verilen az miktardaki ilk su.

Can tahtası : Göğüs kemiği.

Can yeleği : Cankurtaran yeleği.

Can yoldaşı : Yalnızlıktan kurtulmak için birlikte yaşanılan kimse.

Cana yakın : Sevimli.

Canı burnunda : Çok yorgun ve bezgin.

Canı cebinde : Zayıf ahlaklı (kimse).

Canıgönülden : İçtenlikle, çok isteyerek, canıyürekten.

Canı pek : Acıya, sıkıntıya karşı dayanıklı (kimse).

Canı sıkkın : Keyfi kaçmış bir biçimde. Keyfi kaçmış (kimse).

Canı tatlı : Sıkıntıya ve acıya katlanmak istemeyen (kimse).

Canı tez : Aceleci.

Canıyürekten : Canıgönülden.

Canına düşkün : Kendine iyi bakan, kendini koruyan (kimse).

Canla başla : Seve seve, her şeyi göze alarak, var gücüyle.

Babacan : Olgun, hoşgörülü, iyi kalpli, güvenilir (erkek).

Yaşama : Yasa koyma, yasa yapma, teşri. Genel, soyut, objektif ve sürekli nitelikte kurallar koyma.

Hayat : Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı. Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa. Yazgı. Avlu. Balkon. Geçim şartlarının bütünü. Yaşam. Yaşamayı sağlayan şartların bütünü. Meslek. Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma. Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi. Canlı, sağ olma durumu. Sundurma.

Güç : Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli. Bir toprağın verimlilik yeteneği. Birim zamanda yapılmış olan iş. Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet, devletler topluluğu. Zorlukla. Bir olaya yol açan her türlü hareket, kuvvet, takat. Sınırsız, mutlak nitelik. Bir cihazın, bir mekanizmanın iş yapabilme niteliği. Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet, efor. Ağır ve yorucu emekle yapılan, çetin, müşkül, kolay karşıtı. Bir akarsuyun aşındırma ve taşıma yeteneği. Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik. Yeterliliğini ve güvenilirliğini kanıtlamış kimse.

Dirilik : Diri olma durumu.

Kişi : Erkek. Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse. Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık, şahıs. Kadın veya erkeğe verilen genel ad, şahıs, zat, nefer. Eş, koca.

Birey : Bir türün kapsamı içine giren somut varlık. Doğa bilgisinde türü oluşturan tek varlıklardan her biri. Toplumları oluşturan ve düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri, fert. Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert. İnsan topluluklarını oluşturan, insanların benzer yanlarını kendinde taşımakla birlikte, kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan tek can, fert.

Kendi : Kişinin özel olarak vurgulandığını anlatan bir söz. İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarayan dönüşlülük zamiri, zat. Yaptığı, giriştiği bir işte başkalarının herhangi bir etkisi bulunmadığını belirten bir söz. "Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak "o" ve "onlar" yerine kullanılan bir söz.

Gönül : İstek, arzu. Sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır vb. kalpte oluşan duyguların kaynağı.

Bektaşilik : Bektaşi tarikatı. Bu tarikata mensup olma durumu.

Ve : İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz. Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu.

Tarikat : Aynı dinin içinde birtakım yorum ve uygulama farklılıklarına dayanan, bazı ilkelerde birbirinden ayrılan Tanrı'ya ulaşma ve onu tanıma yollarından her biri.

Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.

İçten : Yürekten, candan, samimi davranarak. Samimi.

Sevimli : Hoşa gitme özelliği olan, hoşa giden, cana yakın, şirin, sempatik.

Şirin : Sevimli, cana yakın, tatlı, hoş.

Can alacak nokta : bir şeyin en önemli yeri. İlgili cümle: "“Bağırasım geldi ama bey kardeşim, bağıramadım bir türlü, kâfirin kızları oyunlarının tam can alacak noktalarına gelmişlerdi.”" N. Hikmet.

Can arıtmak : Kendini yormak, canını sıkıntıya koymak.

Can aşı : Ölü evinde verilen yemek. Kemah

Can bazarı : Ölüm kalım yeri.

Can bezi : Omurilik soğanı.

Can boğazdan gelir : “insan yiyeceğine önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaşamak mümkün değildir” anlamında kullanılan bir söz.

Can cana, baş başa : bir tehlike anında herkesin kendi canının, kendi başının kaygısına düştüğünü anlatan bir söz. İlgili cümle: "“Gecenin karanlığında bütün bir mahalle donanma fişekleri gibi ateş almış. Sokaklarda herkes can cana, baş başa... Tulumbacı naraları, çığlıklar, borular.”" R. N. Güntekin. birbirini seven iki kişi bir arada yalnız olarak.

Can candan şirindir : “bir kişi için kendi canı, başkasının canından daha tatlıdır” anlamında kullanılan bir söz.

Can cara : Derman, güç: Bu sene çok çalıştığımdan canım caram kalmadı.

Can cere : Derman, güç

Can ile ilgili Cümleler

  • Can kaybı yoktu.
  • Can çıkar, huy çıkmaz.
  • Bu can sıkıcı olabilir.
  • Hiçbir can kaybı bildirilmedi.
  • Hiçbir can kaybı olmadı.
  • Can kayıpları olabilir.
  • Bu çocuk gelecekte bir avukat olmaya can atıyor.

Diğer dillerde Can anlamı nedir?

İngilizce'de Can ne demek? : n. tin, aluminum container; (Slang) jail, prison; (Slang used in Canada and the USA) toilet, bathroom; dismissal, firing from a position (or job, etc.)

v. be able; be capable; be entitled

v. preserve in jars, preserve in cans (of food); dismiss, fire from a position (or job, etc.)

Fransızca'da Can : âme [la]

Almanca'da Can : n. Herzblut, Seele

Rusça'da Can : n. душа (F), дух (M), жизнь (F), здоровье (N), сила (F), энергия (F)

adj. душевный, чуткий, искренний, милый