Defçi nedir, Defçi ne demek

Defçi; Gösteri, Tiyatro alanlarında kullanılan bir sözcüktür.

Tiyatro'daki anlamı:

Perde arkasında ustanın emrinde tef çalan; şarkıcı bulunmazsa tef çalarken aynı zamanda şarkı söyleyen kimse.

Teknik terim anlamı:

Türk gölge oyunu'nda perde arkasında, ustanın denetiminde def çalan ve türkü söyleyen kimse.

Defçi tanımı, anlamı

Perde arkasında : Perde arkasından

Perde arkası : Bir şeyin görünürde olmayan gizli yanı.

Gölge oyunu : Geriden ışıkla aydınlatılmış bir perde arkasında hareket ettirilen resimlerin gölgelerinden yararlanılarak oynatılan oyun.

Söyleyen : Çok konuşan, konuşkan. Muhatap, kendisine söz söylenen.

Denetim : Denetleme.

Şarkıcı : Şarkı söyleyen, şarkı söyleme yeteneği olan veya mesleği şarkı söylemek olan kimse, okuyucu, hanende, muganni, muganniye.

Bulunma : Bulunmak işi.

Perde : Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü. Katarakt. Kaz, ördek, martı gibi hayvanların parmaklarını birbirine bitiştiren zar. Bu ses derecelerini sağlamak için çalgılarda bulunup parmaklarla basılan yer. İki yeri birbirinden ayıran bölme. Doğruyu görmeye engel olan şey. Seste pes perde. Bir müzik parçasını oluşturan seslerden her birinin kalınlık veya incelik derecesi. Üzerine bir cismin görüntüsü yansıtılan saydam olmayan yüzey. Bir sahne eserinin büyük bölümlerinin her biri.

 

Şarkı : Tonlama değişiklikleriyle çeşitli duygular uyandıran uyumlu, ezgili insan sesleri dizisi. Divan edebiyatında, bestelenmek için dörtlükler biçiminde ve uyaklı olarak yazılmış olan şiir biçimi. Klasik Türk müziğinde aşk üzerine söylenen, nakaratı ve ara nağmesi olan parça. Ezgi, müzik parçası, melodi, liet.

Türkü : Hece ölçüsüyle yazılmış ve halk ezgileriyle bestelenmiş manzume.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Çalar : Ayırtı.

Zaman : Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Çağ, mevsim. Dönem, devir. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Belirlenmiş olan an. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı.

Ustan : Kertenkele.

Denet : Denetleme işi, teftiş. Laboratuvar işlemi tamamlanmış bir filmin herhangi bir eksiği olup olmadığını anlamak için dağıtımcıya verilmeden önce incelenmesi.

Gölge : Saydam olmayan bir cisim tarafından ışığın engellenmesiyle ışıklı yerde oluşan karanlık. Ne olduğu anlaşılamayan karaltı, silüet. Güneş ışınlarından korunacak yer. Resimde bir şekli cisimlendirmek için, onun ışık almaması gereken yerlerine vurulan az çok koyu renk. Birinin yanından hiç ayrılmayan kimse. Yetkisi olmadığı hâlde etkili olan. Röfle. Koruma, kayırma himaye.

 

Zama : Üzengi kayışı. Çarkta bükülürken iki kazık arasında birbirine eklenerek katlanan kıl ipi katlarından her birinin boy ölçüsü. Enişte. Güvey.

Emri : [Bakınız: ebru]. Emirle ilgili.

Dene : Tane: Bahçeye beş dene kuzu girdi. Tahıl. Kabuğu dövülerek soyulmuş buğday, aşlık. Tane. Tane, adet. Buğday ve benzerleri mahsulün tanesi. Defa. Dokuma tezgâhında çalışan kadınlara armağan olarak gönderilen kuruyemiş ve şekerleme. (Yenikent Aksaray Niğde). Tane, habbe.

Şark : Doğu.

Diğer dillerde Deepness anlamı nedir?

Osmanlıca Deepness : derinlik