Dolap nedir, Dolap ne demek

Dolap; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Dolap" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bedestende iki dolap tutuyor."
  • "Kendisinden önce mahpushanede dönen dolapları kulak verip ciddiyetle dinlememişti." - K. Korcan
  • "Benim adım dertli dolap / Suyum akar yalap yalap" - Yunus Emre

Yerel Türkçe anlamı:

Kuyu çıkrığı.

Derileri harçla birlikte döndüren aygıt.

Pencere.

Kuyuları temizlemek için kullanılan tertibat.

Kendirden ip bükmeye yarayan aygıt.

Araba ve kağnılarda sapların düşmemesi için tahtadan yapılmış özel tertibat.

Dokumacılıkta iplik sarılan aygıt.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Filmlerin dış etkilerden korunması ve saklanmasında kullanılan, havalandırma ve yangın söndürme donanımı bulunan madenden korumalık.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Kuyu çıkrığı. (Köke *Gelendost -Isparta)

Kırım makinesinde, ekinin bıçağın önüne gelmesini sağlayan araç. (Yenikent *Aksaray -Niğde)

İngilizce'de Dolap ne demek? Dolap ingilizcesi nedir?:

cabinet, storage cabinet, safe, vault

Dolap kısaca anlamı, tanımı:

 

Dolap çevirmek : Hile ve dalavere ile iş yapmak.

Dolaba girmek : Aldatılmak, oyuna gelmek.

Dolabı bozulmak : Hilesi ortaya çıkmak. kurduğu iş düzeni bozulmak.

Dolap beygiri : Kuyudan su çekip bahçe ve bostanları sulamaya yarayan çarklı düzeni döndüren at, eşek veya katır.

Dönme dolap : Büyük konaklarda bir yerden bir yere yemek geçirmek için duvardaki bir açmaya yerleştirilmiş, dönebilen dolap. Eğlence alanlarında, bir eksen çevresinde yukarıdan aşağı dönen ve oturma yerleri olan eğlence aracı.

Gömme dolap : Duvarın içine yerleştirilmiş dolap, yerli dolap.

Tel dolap : Yanları ve kapağı ince delikli telden yapılmış dolap.

Yerli dolap : Gömme dolap.

Banyo dolabı : Banyo için gereken malzemelerin içinde bulundurulduğu dolap.

Baş üstü dolabı : Uçaklarda, otobüslerde el bagajını koymaya yarayan kapaklı dolap.

Bostan dolabı : Sebze bahçesini sulamak için bir at bağlanarak diklemesine dönen kovalarla kuyudan su çıkarmaya yarayan dolap.

Buzdolabı : Yiyecek, içecek vb.ni soğuk olarak saklamaya yarayan, motorla çalışan dolap, soğutucu, frijider.

Çalışma dolabı : Üst yüzeyinde çalışma tablası bulunan, ön yüzeyinde kapak ve çekmeceleri olan mobilya.

Çamaşır dolabı : Çamaşır saklamada kullanılan çekmeceli dolap.

Ecza dolabı : Eczanelerin bulunmadığı yerleşim birimlerinde ilgili yasalar doğrultusunda hekimlerin kontrolünde ilaçların sağlanabilmesi için oluşturulan ve içerisinde sık kullanılan ilaçların bulunduğu dolap. Evde veya iş yerlerinde, içerisinde ilk yardım için gerekli ilaç ve sağlık malzemelerinin bulundurulduğu dolap.

Elbise dolabı : İçindeki askılara giysi asılan, genellikle tahtadan yapılmış olan ve özel bölmeleri olan mobilya.

 

Emanet dolabı : Emanetçinin aldığı para veya eşyayı sakladığı mobilya.

Evrak dolabı : Dosyaları, diğer yazı ve belgeleri saklamakta kullanılan dolap.

Giysi dolabı : Giysilerin düzenli bir biçimde saklanmasını ve kullanmak istendiğinde kolay ulaşılmasını sağlayacak biçimde yapılmış dolap, gardırop.

Kahve dolabı : Kahve kavrulan döner kap.

Karteks dolabı : Bilgi kartlarının bulunduğu kutu ve çekmecelerin içinde saklandığı, ayrıca ön kısmı düz veya stor kapak ile kilitlenebilen mobilya.

Kitap dolabı : Ön yüzü açık, yatay ve dikey bölümleri olan bazı türlerinde çekmece de bulunan, kitap koymaya yarayan mobilya.

Köşe dolabı : Köşe yere yerleştirilen dik açı biçiminde yapılmış dolap.

Makine dolabı : Makineler için özel yapılmış olan dolap.

Mutfak dolabı : Mutfak aletlerinin yerleştirilmesi için yaptırılan özel dolap.

Müzik dolabı : Radyo, televizyon, teyp, pikap, video vb. ses cihaz ve aksesuarları koymaya yarayan mobilya.

Su dolabı : Bağ bahçe sulamak amacıyla bir eksen etrafında dikey biçimde dönerek bir akarsudan su aktarmaya yarayan düzenek, dolap.

Yemek dolabı : Yemeğin saklandığı dolap.

Dolap beygiri gibi dönüp durmak : Dar bir çevrede hep aynı işi yapmak.

Dolapçı : Dolap yapan veya satan kimse. Hileci, düzenci. İstanbul bedesteninde dolap işleten kimse.

Dolapçılık : Dolapçının yaptığı iş. Dolapçı olma durumu.

Genel : Bir genelleme sonucunda elde edilen. Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi. Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne).

Tahta : Kara tahta. Bu ağaçtan yapılmış. Sebze bahçelerinde ayrılan küçük yer. Çimlenen tohumlar için bahçede hazırlanan uzun tarh. Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası. Bu malzemeden oluşmuş yüzey, döşeme, ağaç.

Bölme : Cins kavramlarını tür, alt tür kavramlarına ayırma işi. Gemilerin içinde, su baskını, yangın vb. durumlarda, ara kapılar kapandığında arızanın veya hasarın yayılmasını önlemek için kullanılan birbirlerinden ayrılmış yerler. Dört işlemden biri, taksim. Bölmek işi, ayırma, parçalama, taksim. Salon, oda, sofa vb. büyük bir yerden ayrılmış daha küçük yer. Büyük bir yeri, alanı küçük oda veya kısımlara ayıran ince duvar veya tahta perde. Kalın ağaç gövdesinden odun veya tekne yapmak için ayrılan tomruk.

Çekme : Parmak veya mızrapla çalınan çalgı. İş yaparken giyilen bir şalvar türü. Çekmece. Ağacın yapısındaki nem oranının azalması sonucu boyutlarının küçülmesi. Çekilerek giyilen veya kullanılan. Yüksekteki ince dalları çekip kesmeye yarar, ay biçiminde, uzun saplı, ağzı tırtıklı bıçak. Düzgün biçimli. Çekmek işi. Vücut bölümlerinin bükücü kas gücü ile bir direnci kendisine yaklaştırması.

Eşya : Türlü amaçlarla kullanılan, insan yapısı, taşınabilir cansız nesneler.

Kapaklı : Kapağı olan.

Mobilya : Oturulan, yemek yenilen, çalışılan, yatılan yerlerin döşenmesine yarayan taşınabilir eşyaya verilen genel ad, möble.

Su : Sutaş. Meyve, sebze vb.nin sıkılmasıyla elde edilen sıvı. Bazı kokulu yaprak veya çiçeklerin imbikten çekilmesiyle elde edilen kokulu sıvı. Yemeğin sıvı bölümü. Demir araçları ateşte kızdırdıktan sonra, suya daldırılarak sağlanılan sertlik. Bu sıvıdan oluşan kitle, deniz, akarsu. Kez. Hidrojenle oksijenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde, ab.

Dönme : Ameliyatla cinsiyet değiştiren kimse. Biçimi değişmeyen bir şeklin ekseni çevresindeki hareketi. Dönmek işi. Başka bir dindeyken Müslüman olan, mühtedi.

Dolap : Genellikle tahtadan yapılmış, bölme veya çekmelerine eşya konulan kapaklı mobilya. Dönme dolap. Su dolabı. Düzen. İstanbul bedesteninde dükkân. Orta oyununda sahnede dükkân veya ev olarak kullanılan dekor.

İstanbul : Türkiye'nin Marmara Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Düzen : Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması, konsept. Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri. Yerleştirme, tertip. Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem. Dolap, hile. Müzik aletlerinde ses ayarı, akort. Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo. Bez dokuma tezgâhı. Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo. Alet edevat takımı. Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim.

Dolap beygiri gibi dönüp durmak : dar bir çevrede hep aynı işi yapmak. İlgili cümle: "“Bir dolap beygiri gibi dönüp dolaşarak ağaçları, çiçekleri sulardım.”" R. N. Güntekin.

Dolap çektirmesi : Elemanları gerektiğinde ayrılabilen mobilyaların çatılmasında kullanılan gereç.

Dolap çeviren : Kendi çıkarı için binbir türlü hile yapan, dolap çeviren kişi. [Bakınız: entrikacı]

Dolap çevirmek : hile ve dalavere ile iş yapmak. İlgili cümle: "“İleride işler yapmaya, dolaplar çevirmeye başlarsa kendi de bundan istifade edecekti.”" E. E. Talu.

Dolap dolap : Dolu dolu, bol bol

Dolap marazı : Selisü’l-bevl denilen illet

Dolap sopası : Dolaplarda elbise askılarının asıldığı ağaç sopa ya da madensel boru.

Dolapa dolapa : Tembelce.

Dolaplı : Kareli: Dolaplı bir pazen aldım. Adana ilinde, Karataş ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Dolaplıdere : Diyarbakır kenti, Silvan ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Dolap ile ilgili Cümleler

  • Bu dolapta ne var?
  • Dolap kapısı açılmayacak.
  • Ali dolaptan bir fincan çıkardı.
  • Ali dolaptan bir şişe bira çıkardı.
  • Dolapta hâlâ biraz yer var.
  • Her dolapta bir iskelet var.
  • Yazın et çok çabuk bozulur; dolapta muhafaza etmelisin.
  • Dolapta bazı eski belgelere rastladı.
  • Dolap kapağını sola doğru açın , şişeler oradadır.
  • Jale en iyi yemek takımlarını o dolapta tutar.
  • Dolapta başka ne var?
  • Dolap boş.
  • Dolaplar okulun malıdır ve sebepsiz aranabilir.
  • İlk dönme dolap 1893 yılında Chicago'da inşa edildi.

Diğer dillerde Dolap anlamı nedir?

İngilizce'de Dolap ne demek? : n. collusion, cupboard, cabinet, closet, wardrobe, water wheel, cabal, cheating, cuddy, dodge, dope, doubling, flimflam, frame up, game, hutch, imposture, intrigue, jiggery pokery, machination, machinations, maneuver, manoeuvre [Brit.], ramp

Fransızca'da Dolap : placard [le], armoire [la], attrape [le], bahut [le], cabale [la], combine [la], fourberie [la], frasque [la], intrigue [la], machination [la], manège [le], supercherie [la], trame [la]

Almanca'da Dolap : n. Bütte, Chiffonniere, Hinterlist, Intrige, Schrank, Schrein

Rusça'da Dolap : n. шкаф (M), тумбочка (F), турникет (M), футляр (M), прилавок (M), карусель (F), ловушка (F), махинация (F), каверза (F)