Fırıldak nedir, Fırıldak ne demek

  • Rüzgârla dönen, çember biçiminde çocuk oyuncağı
  • Havalandırmak amacıyla oda veya mutfak pencerelerine takılan kanatlı araç.
  • Ocak veya soba borusunun iyi çekmesini sağlamak için tepesine takılan ve rüzgârın gittiği yöne dönebilecek biçimde yapılmış olan şapka.
  • Düşüncesini sürekli değiştiren, sözünden dönen (kimse).
  • Dolap, düzen, hile.

Yerel Türkçe anlamı:

Topaç.

Gösteri Sanat terimi olarak anlamı:

Tek ayak üzerinde fırdolayı dönme.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

[Bakınız: fırfirik]

İngilizce'de Fırıldak ne demek? Fırıldak ingilizcesi nedir?:

pirouette

Fransızca'da Fırıldak ne demek?:

girouette

Fırıldak anlamı, kısaca tanımı:

Fırıldak çevirmek : İsteğini elde etmek için hileli yollara başvurmak.

Fırıldak gibi : Düşüncesini sürekli değiştiren, sözünden dönen (kimse).

Fırıldak çiçeği : Çarkıfelek.

Baca fırıldağı : Bacanın tepesine yerleştirilen ve çıkmakta olan dumanın içeri dönmesini engellemek için rüzgâra göre yön değiştiren dirsekli boru.

Fırıldakçı : Fırıldak yapan veya satan kimse. Düzen çeviren, düzenci, dolap çeviren kimse.

Çember : Çocukların çevirip arkasından koştukları tekerlek biçiminde oyuncak. Basketbolda içinden topun geçmesiyle sayı kazanılan ağlı demir halka. Merkez denilen sabit bir noktadan aynı uzaklık ve düzlemdeki noktalar kümesinin oluşturduğu kapalı eğri. Yazma, yemeni, başörtüsü. Bu biçime getirilmiş katı cisimlerin çevresi. Aşılması, çözümü güç durum. Sandık, denk, fıçı vb.nin dağılmaması için üzerlerine geçirilen dayanıklı bir cisimden kuşak.

 

Biçim : Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Tarz. Biçme işi. Herhangi bir şeyin benzeri.

Çocuk : Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse. Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi. Soy bakımından oğul veya kız, evlat. Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak. Küçük yaştaki erkek veya kız. Genç erkek. Büyüklere yakışmayacak, daha çok küçüklerin yapabileceği gibi davranan kimse.

Oyun : Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç. Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Kumar. Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Hile, düzen, desise, entrika. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket.

 

Havalandırmak : Havaya kaldırmak. Kapalı bir yerin pencere ve kapılarını açarak havalanmasını sağlamak.

Mutfak : Yemek pişirilen yer, aş damı. Yiyecek kültürünün tamamı.

Pencere : Yapıları veya tren, vapur vb. ulaşım araçlarını aydınlatmak, havalandırmak amacıyla yapılan, çerçeve, cam, panjur, perde gibi eklentilerle daha kullanışlı bir duruma getirilen açıklık.

Dolap : Orta oyununda sahnede dükkân veya ev olarak kullanılan dekor. İstanbul bedesteninde dükkân. Genellikle tahtadan yapılmış, bölme veya çekmelerine eşya konulan kapaklı mobilya. Dönme dolap. Düzen. Su dolabı.

Düzen : Müzik aletlerinde ses ayarı, akort. Yerleştirme, tertip. Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri. Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo. Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması, konsept. Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem. Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo. Alet edevat takımı. Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim. Bez dokuma tezgâhı. Dolap, hile.

Hile : Çıkar sağlamak için bir şeye değersiz bir şey katma. Birini aldatmak, yanıltmak için yapılmış olan düzen, dolap, oyun, ayak oyunu, alavere dalavere, desise, entrika.

Fırıldak çevirmek : isteğini elde etmek için hileli yollara başvurmak. İlgili cümle: "“Anasının gözü kardeşi, işi gücü fırıldak çevirmek.”" A. İlhan.

Fırıldakböcekleri : Durgun ya da az akıntılı suların yüzünde fırıl fırıl dönerek yaşayan kınkanatlı böcekler familyası; dönerböcekler.

Fırıldakçılık : Fırıldakçının yaptığı iş. Fırıldakçı olma durumu.

Diğer dillerde Fırıldak anlamı nedir?

İngilizce'de Fırıldak ne demek? : n. weathercock, weather vane, whirligig, windmill

Fransızca'da Fırıldak : fourberie [la]

Almanca'da Fırıldak : n. Windfang, Windrädchen

Rusça'da Fırıldak : n. волчок (M), юла (F), флюгер (M), вертушка (F), вентилятор (M), отдушина (F), обман (M)