Flash türkçesi Flash nedir

  • Işıltı.
  • Görünüp hızla kaybolmak.
  • Atmak (bakış).
  • Çarpıcı çekim.
  • Parlama.
  • Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır.
  • Çakmak.
  • Akla gelmek.
  • Flaş.
  • Yakmak.
  • Radyo ya da televizyonda olağan yayın kesilerek verilen çok önemli kısa haber.
  • Yıldırım haber.
  • Aydınlatmak.
  • Magnezyumla ya da elektronik düzenle çalışan, son derece kısa sürede çok güçlü ışık verip sönen ışıtaç. (fotoğrafçılıkta çok sık kullanılan bu ışıtaç, aşırı hız sinemasında konuyu düzenli aralıklarla aydınlatmada kullanılır).
  • Gerek kısalığı gerek özü yönünden seyirci üzerinde sarsıcı, vurucu bir etki yapmak üzere hazırlanmış, çok kez ayrıntı ya da baş çekiminden oluşan çekim çeşidi.
  • Işık tutmak.
  • Şimşek çakmak.
  • Ani ışık.
  • Yıldızı parlamak.
  • Parlamak.
  • Çok hızlı hareket etmek.
  • Böbürlenmek.
  • Çakar (ışıtaç).

Flash ile ilgili cümleler

English: Is it all right to use a flash here?
Turkish: Burada bir flaş kullanmak doğru mu?

English: Did you flash your lights?
Turkish: Işıklarını yaktın mı?

English: I saw a flash of lightning far in the distance.
Turkish: Uzakta bir yıldırım parlaması gördüm.

English: One day your life will flash before your eyes. Make sure it's worth watching.
Turkish: Bir gün hayatın gözlerinin önünde hızla akıp gidecektir. Emin ol, izlemeye değer.

 

English: Did you see that flash of lightning?
Turkish: O şimşek çakmasını gördün mü?

Flash ingilizcede ne demek, Flash nerede nasıl kullanılır?

Flash a glance : Bakış atmak. Göz atmak.

Flash active caption bar : Etkin yazı çubuğunu yanıp söndür.

Flash active window : Etkin pencere yanıp sönsün.

Flash back : Canlandırmak. Geriye dönüş. Oyunda, önemli bir serimi yapabilmek için olay dizisinin ilerleyişi içine geçmişteki bir sahneyi katarak, eylemin gelişimini çeşitli biçimlerde etkilemeye yarayan bir önceye dönüş. Canlı bir anı oluşumu. Bir an geçmişe dönmek. Bir roman veya filmde daha önceden olmuş bir olayın anlatılması.

Flash border : Kenarlık yanıp sönsün.

Flash effect : Parlama etmeni. Bir sahne hilesinin anlaşılmaması için seyircinin dikkatini çekmekte kullanılan, bazen bir hayaletin birden görünmesini ya da seyirciye gösterilmek istenmeyen bir değişikliğin yapılabilmesini sağlamak için başvurulan, gözalıcı bir parlama ile elde edilen etmen.

Flash drier : Hızlı kurutucu. Şok kurutucu.

Flash box : İçinde parlamayı sağlayacak barut bulunan kutu. bakır bir telle elektrik akımı verilerek barutun ateşlenmesiyle parlak bir ışık elde edilir. Şimşek lambası. Parlamalı ışıtaç. Şimşek etkisi yaratmak için kullanılan lamba. Magnezyuma elektrik akımı verilerek çakan ışık ya da duman elde etmekte kullanılan, seramik, çömlek biçiminde ışıtaç. Parlama etmeni kutusu.

Flash display : Ekran yanıp sönsün. Görüntü yanıp sönsün.

Flash bulb : Flaş ampulü. Flaş ampülü. Çakar (ışıtaç). Çok kısa bir süre yanan ancak parlak bir ışık veren ampül (fotograf çekiminde kullanılan). Flaş lambası. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Magnezyumla ya da elektronik düzenle çalışan, son derece kısa sürede çok güçlü ışık verip sönen ışıtaç. (fotoğrafçılıkta çok sık kullanılan bu ışıtaç, aşırı hız sinemasında konuyu düzenli aralıklarla aydınlatmada kullanılır).

 

İngilizce Flash Türkçe anlamı, Flash eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Flash ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Happening : Olay. Vuku. Arız. Vaki. Vaka. Doğaçlama. Olma. Hadise. Olmak.

Crystalize : Anlaşılmaz olması nedeniyle açıklığa kavuşturmak (ayrıca crystalise). Şekil alma veya biçimlendirilmesine neden olmak. Açıklık getirmek. Kristal hale gelmesine neden olmak. Açıklığa kavuşturmak. Aydınlığa kavuşturmak. Kristalleştirmek. Kristallendirmek.

Crystallize : Kristalize etmek. Belirginleştirmek. Belirginleşmek. Aydınlığa kavuşturmak. Billurlaşmak. Tebellür etmek. Açıklığa kavuşturmak. Kristalleştirmek.

News flash : Flaş haber. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Sıcak gelişme. Yayın arasında verilen haber.

Boast about : Gururlanmak. Övünmek. Kibirlenmek.

Flashguns : Işıldak. Işıkçakar. Parlak flaş ışığı üreten cihaz (kameranın bir parçası). Flaş lambası.

Glisten : Kesik kesik parlamak. Pırıldamak. Pırıltı. Kıvılcım. Parıltı. Parıldamak. Işıldamak.

Enlighten : Öğretmek. Aydınlığa kavuşturmak. Bilgilendirmek. Açıklamak. Açıklığa kavuşturmak. Bilgi vermek. Tenvir etmek.

Drives : Gütmek. Kullanmak. Zorlamak. Sürmek. Sokmak. Acele etmek. Çalıştırmak. Araba kullanmak. Saplamak.

Flash synonyms : occurrent, heat flash, flashed, carry, flashings, flick, brightened, dramatize oneself, anneals, deflagrated, coruscating, flash bulb, coruscation, flicker, blow up, flashgun, cigarette lighter, gleaming, deflagrates, boasted, rise in the world, combust, coruscated, snop, bring to light, explosions, glimmer, shining, blink, boast, lightens, civilizes, glitter.

Flash zıt anlamlı kelimeler, Flash kelime anlamı

Disappear : Ortalıktan kaybolmak. Ortadan kaybolmak. Ortadan kalkmak. Görünmez olmak. Kaybolmak. Aniden kaybolmak. Gözden kaybolmak. Unutulup gitmek. Uçmak.

Dullness : Can sıkıntısı. Sönüklük. Can sıkıntıs. Donukluk. Asamiyet. Ağırlık. Matlık. Durgunluk. Kesat.

Flash ingilizce tanımı, definition of Flash

Flash kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : As, the lighting flashes vividly. A flood of light instantaneously appearing and disappearing. The powder flashed. Showy, but counterfeit. A pool. Slang or cant of thieves and prostitutes. To send out in flashes. To burst or break forth with a sudden and transient flood of flame and light. A momentary blaze. As, a flash of lightning. Cheap, pretentious, and vulgar. Flash finery. To cause to burst forth with sudden flame or light. A sudden burst of light. As, flash jewelry.