Geçiş nedir, Geçiş ne demek

"Geçiş" ile ilgili cümle

  • "Geçiş dönemi."
  • "Bekleme sabırsızlığını çoktan kaybetmiş olduğum için vaktin geçişini pek fark etmiyordum." - R. N. Güntekin

Yerel Türkçe anlamı:

Yarış, yarışma.

Bilişim alanındaki terim anlamı:

Bir veri kümesi üzerinde bir kez uygulanan iş dönemi.

Fiziksel Kimya alanındaki anlamı:

Çeşitli etkenler yüzünden, dizgenin bir nicem durusundan başka bir nicem durusuna atlaması.

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Bir öğecik eksiciğinin ya da bir çekirdeğin uyarılmış bir halden daha düşük erkeli kararlı bir hale dönmesi ya da bunun tersi olay; geçişler belli tutarda erke salımı ya da erke soğurumu ile olur.

Gösteri Sanat terimi olarak anlamı:

Seyircilerin yerlerine gitmeleri için seyir yerinde bulunan geçiş yeri.

Trapez cambazının bir trapezden ötekine geçip taşıyıcıya tutunması, taşıyıcıdan yine kendi trapezine geçmesi. Geçiş'in üç evresi vardır: kaçış, akrobatik takla ve düşmeden trapezi yakalama.

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

(Resim) Resimde iki ayrı rengi birbirine bağlayan ara ton.

 

Hukuki terim anlamı:

intikal.~ töresi: intikalî hukuk (bk. çağlararası töre).

Kimya'daki anlamı:

Bir durum, faz veya biçimden diğerine değişim.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Filmin çeşitli sinema aygıtlarının düzeneğinde ileriye ya da geriye doğru düzenli devinimi; özellikle filmin alıcı ya da gösterici penceresi önünde devinimi.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Katater, prop gibi bir aletin bir kanalın içinden geçmesi.

Bağırsakların boşalması.

Bir yerden diğer bir yere hareket etme.

Bilimsel terim anlamı:

Bir durum, evre ya da biçimden ötekine niteliksel değişim.

Hakkın bir kişiden başkasına geçmesi.

B gibi bir deyimdeki A nın belli bir geçiş'i, B nin A biçiminde olan belli bir bölümü demektir.|| Örn.ABCAABCdeyiminde AB deyiminin 2 ncigeçişi ABCAABC deyiminin 5 nci ile 6 ncı üyelerinden oluşan AB biçimindeki bölümü demektir.

gökbilim: Bir gökcisminin gözlemcinin gözü ile başka bir gökcisminin ya da belirli bir bakış doğrultusunun arasına girdiği an.

sinema: Bir gösterinin sürekliliğini sağlamak üzere iki gösterici kullanıldığında, birinci göstericideki makara sona ererken ara vermeksizin, öbür göstericide hazır bulunan makarayı göstermeye başlama.

fizik, kimya: Türlü etkenler yüzünden, dizgenin bir nicem durumundan başka bir nicem durumuna atlaması.

metalbilim: Bir durumdan başka bir duruma ya da bir biçimden başka bir biçime geçme olayı.

bilişim: Karışık bir işlemin bir basamağını oluşturan temel işlemin uygulanması için, verilerin elektronik hesap aygıtından geçirilmesi.

İngilizce'de Geçiş ne demek? Geçiş ingilizcesi nedir?:

 

pass, run, transition, passage, occurrence, drive, film drive (advance, transport, movement, travel), advance, feed, movement (of the film), travel, pulldown, passing, change-over

Fransızca'da Geçiş ne demek?:

passage

Geçiş anlamı, tanımı:

Geçiş hakkı : Geçiş üstünlüğü.

Geçiş önceliği : Geçiş üstünlüğü.

Geçiş üstünlüğü : Cankurtaran, itfaiye ve güvenlik araçlarına tanınan yolu öncelikle kullanma hakkı, geçiş önceliği.

Dikey geçiş : İki yıllık yüksekokullardan mezun olanların, belirli koşulları yerine getirerek fakültelerde okuma hakkı elde etmesi.

Üst geçiş : Bir yıldızın ufuk üzerinde en yüksek noktadan geçiş durumu, yücelim.

Yatay geçiş : Yükseköğretimde bir okuldan eş değer başka bir okula yönetmeliklere uygun bir biçimde yapılmış olan geçiş.

Deniz geçişi : Denizden geçen gaz boru hattının deniz altında kalan kısmı.

Geçişim : Yarı geçirgen bir zarla birbirinden ayrılmış iki sıvının karşılıklı geçerek birbirine karışması, hulul, ozmoz. Geçişme işi, tedahül. Belirli bir işi yapma yeterliliğinin ilişkili veya bağlantılı başka bir işi yapma sonucunda artması, intikal.

Geçişli : Nesne ile kullanılan (fiil), müteaddi: Sevmek (okuma-yı sevmek), görmek (ev-i görmek), kırmak (cam-ı kırmak), dökmek (süt-ü dökmek) gibi.

Geçişlilik : Geçişli olma durumu.

Geçişme : Yarı geçirgen bir çeperin iki yanına yerleştirilmiş, derişikliği farklı iki sıvıdan oluşan yer değiştirme olayı, hulul, ozmoz. Moleküllerin kinetik enerjileri sebebiyle çok yoğun bir bölgeden az yoğun bir bölgeye hareketleri, difüzyon. Geçişmek işi.

Geçişmek : Birbirinin içine geçip karışmak, tedahül etmek.

Geçişsiz : Nesne ile kullanılmayan (fiil), lazım: Gülmek, ağlamak, düşmek, gitmek, küsmek, barışmak gibi.

Geçiştirici : Tedavi edici etkisi olmayan, ağrı ve sızıları geçici olarak azaltan, dindiren (ilaç vb.), palyatif.

Geçiştirilme : Geçiştirilmek işi.

Geçiştirilmek : Geçiştirme işi yapılmak.

Geçiştirme : Geçiştirmek işi.

Geçiştirmek : Gereken önemi vermemek, üstünde durmadan başından savmak. Az bir zararla atlatmak, kurtulmak.

Geçme : Çakılmış, yapıştırılmış veya lehimlenmiş olmayıp gereğinde sökülebilecek biçimde parçaları birbirine takılıp kenetlenmiş olan. Geçmek işi, mürur. Birbirinin içine geçirilerek tutturulan iki şeyden birinde bulunan çıkıntılı parça.

Durum : Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.

Değişme : Değişim. Değişmek işi.

İntikal : Öteleme. Miras olarak babadan çocuğuna kalma. Geçişim. Anlama, kavrama. Bir yerden başka bir yere geçme, geçiş.

Resim : Fotoğraf. Tören. Açık gösterge, kesin sonuç. Bazı eşyadan ve işlerden alınan vergi veya harç. Bunu yapmak için gerekli yöntemleri öğreten sanat. Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem, fırça gibi araçlarla kâğıt, bez vb. üzerinde yapılmış olan biçimleri.

Organ : Bir görevi, bir işi yerine getirmekle yükümlü kuruluş. Vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümü, uzuv.

Öteki : Sözü edilen veya benzer iki nesneden önem ve konum bakımından uzakta olan. Mevcut kültürün içinde dışlanmış olan. Öbür, diğer. Diğeri, öbürü.

Herhangi : Belli olmayan, özellikleri iyice bilinmeyen, rastgele.

Bir : Beraber. Sayıların ilki. Bu sayı kadar olan. Tek. Ancak, yalnız. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Sadece. Aynı, benzer. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bir kez. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.

Geçiş alanı : (coğrafya)

Geçiş aracı : Yıldızların öğlenden geçişini gözlemeye yarayan araç.

Geçiş belgesi : Bir okuldan başka bir okula geçecek öğrenciye, yazılmak istediği yeni okulun isteme yazısı üzerine, devam ettiği eski okulca verilen belge. Ülkeler arasında yapılacak geziler için siyasal görevlilerce belgelere konulan geçiş özgürlüğü.

Geçiş bölgesi : Kent özeğine bitişik ya da onu çevreleyen, yapıların ölçünleri düşük, görünüşü bozuk, toprak değerleri yükselmiş, yapıları karma kullanımlara ayrılmış, türlü kentsel işgörü ve kolaylıklar yönünden dar boğazları ve toplumsal sorunları olan alan. bk. çöküntü bölgesi. Bir kent içinde belli bir kullanım türünden bir başka kullanım türüne ya da belli bir toplumsal ve ekonomik kümenin elinden bir başkasının eline geçiş süreci içinde olan bölge. Türlü uygulayımsal ve ekonomik etkenler sonucu elverişsiz bir alan kullanım biçiminin oluştuğu ve böylece yaşama koşullarının kötüleştiği kent bölgesi.

Geçiş dizeyi : [Bakınız: doğrusal dönüşüm dizeyi]

Geçiş dönemi : [Bakınız: Türkiye-AET Geçiş Dönemi] Gebeliğin son 3 haftasında başlanan, hayvanlara verilen konsantre yem miktarının her gün arttırılarak canlı ağırlığın % 1 düzeyine çıkarıldığı ve laktasyonu izleyen ilk 3 haftayı da içine alan süreç.

Geçiş durumu : [Bakınız: geri dönülen durum] Bir reaksiyonun başlayabilmesi için gerekli enerji engelinin tepe noktası.

Geçiş düzeneği : Çeşitli sinema aygıtlarında, filmin düzenli olarak yol almasını sağlayan ve bir motora bağlı olarak dönen makaralar, eksenler, dişliler, tırnaklardan oluşan düzenek.

Geçiş ekseni : Sinema aygıtlarında filmin yol almasını sağlayan ve bir motora bağlı olan eksen.

Geçiş elementleri : Kısmen dolu d kabuğuna sahip elementlere verilen genel isim.

Geçiş ile ilgili Cümleler

  • Sınır geçişi insanlarla doluydu, onların çoğu mültecilerdi.
  • Geçiş izni olmadan girmene izin veremem.
  • Bu köprü aslında geçiş ücreti alınan bir köprüydü.
  • Ücretli geçiş gişesinde ödeme yapmak zorundasın.
  • Moskovalılar, Tverskaya Caddesi'nde savaş araçlarının büyük bir kolun geçişine tanık oldular.
  • Yan yatan bir araç geçişi engelledi.
  • Geçiş süreci kolay olmayacak.
  • Kobalt bir geçiş metalidir.
  • Ali bir VIP geçiş aldı.

Diğer dillerde Geçiş anlamı nedir?

İngilizce'de Geçiş ne demek? : [GECIS] adj. transition

n. passing, pass, transition, changeover, modulation, passage, progression

Fransızca'da Geçiş : passage [le], de transition, transition [la]

Almanca'da Geçiş : n. Ablauf, Aufzug, Heimfall, Transition, Überleitung, Verlauf, Zug

Rusça'da Geçiş : n. прохождение (N), проезд (M), переправа (F)

adj. переходный