Havas nedir, Havas ne demek

Havas; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Havas" ile ilgili cümleler

  • "Padişah, vükela ve havassını toplayarak bu kanun hükümlerine riayet edeceğini ve ettireceğini bildirmiştir." - C. Meriç
  • "Bu zihniyette olan avam değildi, bilhassa havas denilen insanlar böyle düşünüyordu." - Atatürk

Yerel Türkçe anlamı:

Heves

Heves, arzu

Havas hakkında bilgiler

Havas; Özbekistan Cumhuriyeti'nin Sirderya ili'nin Havas İlçesi'nde bulunan şehirdir. Havas İlçesinin merkezi'dir.

Havas ile ilgili Cümleler

  • Havasız hiçbir şey yaşayamazdı.
  • Havasız ölecektik.
  • Ali havasızlıktan öldü.
  • Ali öğle yemeği için havasında değildi.
  • Bu arabanın lastiklerinin yeterli havası yok.
  • Temiz dağ havası solumayı seviyorum.
  • Havasız yaşayamayız.
  • Havasız yaşamak imkansızdır.
  • Havasız ve susuz yaşayamayız.
  • Pekin'in dumanlı havası keyfimi kaçırıyor.
  • Sonbahar havası değişkendir.
  • Bütün pencerelerin kapalı olması nedeniyle o oda çok havasızdı.

Havas tanımı, anlamı:

Hava : Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Tarz, üslup. Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi. Çekicilik. Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans. Müzik parçalarında tür. Keyif, âlem. Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Gökyüzü. Çevreyi kuşatan boşluk. Esinti.

 

Havası olmak : Bir kimsenin albenisi veya cana yakınlığı olmak.

Havasına uymak : Birinin huyunu almak. bulunduğu çevre ve ortamı benimsemek.

Havasını almak : Kalorifer peteğinde oluşan havayı boşaltarak sıvı maddenin dolmasını sağlamak. birini sakinleştirmek. karşıdaki kişinin böbürlenmesinin boşuna olduğunu ortaya çıkarmak. birinin eli boş çıkmak.

Havasını bulmak : Keyiflenmek, neşelenmek.

Havasını teneffüs etmek : İçinde hissetmek. ortamı yaşamak.

Havasız : Havası olmayan, hava almayan. Göz alıcı, çekici olmayan. Havası iyi veya yeterli olmayan.

Havasızlık : Havasız olma durumu.

Baktın kar havası eve gel kör olası : "tehlikeli bir durum belirmeye başlayınca ondan uzaklaşmanın çaresine bakılmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Bar havası : Bar oyunlarında tek veya toplu olarak söylenen ezgi.

 

Bayram havası : Neşeli, sevinçli bir ortam.

Bayram havası esmek : Ortam neşeli, sevinçli bir duruma gelmek.

Bozum havası : Utangaçlık, mahcupluk.

Dağ havası : Yüksek yerlerdeki serin ve temiz hava.

Gelin havası : Gelin alayının kızın evinden ayrılıp oğlanın evine gidinceye kadar davul ve zurnanın çaldığı özel ezgi. Denizin hafif dalgalı, çırpıntılı olması.

Göbek havası : Sanat değeri olmayan, hafif, eğlenmek amacıyla çalınan veya söylenen oyun havaları. Çok eğlenceli durum.

Kasap havası : Marmara Bölgesi'nde özellikle Trakya'da düğünlerde oynanan bir tür halk oyunu.

Kaşık havası : Orta Anadolu bölgesinde kaşık çalınarak oynanan bir halk oyunu veya bu oyunun müziği.

Kendi havasında gitmek : Yalnız başına, istediği gibi davranmak.

Kısa kes aydın havası olsun : "sözü fazla ve gereksiz yere uzatma" anlamında kullanılan bir söz.

Mart havası gibi : Kararsız, huysuz (kimse).

Matem havası : Bir yerde herhangi bir sebeple ortaya çıkan üzüntülü durum.

Memleket havası : Halk türküsü.

Oyun havası : Kıvrak ritimli ezgi.

Sepet havası çalmak : İşinden çıkarmak, sepetlemek. yanından uzaklaştırmak, gitmesini sağlamak, sepetlemek.

Yayla havası : Yayla gibi yüksek yerlerin serin ve temiz havası.

Zeybek havası : Kısa ve net konuşma. Zeybek.

Nitelik : Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet. Bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği, kalite. Bireyi, nesne veya yaşantının bir yönünü ötekilerden ayırt etmeye yarayan ve ölçülebilen özellik, keyfiyet.

Halk : Yaratma. Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü, ahali. Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu. Bir ülkedeki yurttaşların bütünü, kamu. Bir ülke içerisinde yaşayan değişik soylardan insan topluluklarının her biri. Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk.

Üstün : Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik. Arap harfli metinlerde bir ünsüzün a, e seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret, fetha. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan.

Ayrıcalık : Başkalarından ayrı ve üstün tutulma durumu, imtiyaz.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Avam : Alt tabaka, havas karşıtı.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Özbek : Özbekistan Cumhuriyeti'nde yaşayan, Türk soyundan bir halk ve bu halktan olan kimse.

İleri : Temel duruşta ayak uçlarının gösterdiği yön. Bir şeyin ulaşılacak yönü. Benzerlerini geride bırakmış. Herhangi bir şeye göre daha ötede olan yer, geri karşıtı. Henüz gelmemiş zaman, gelecek, sonra. Öne doğru, ileri doğru. Önde bulunan. Doğrusundan daha çok gösteren (saat). "Amaca doğru durmadan yürü" anlamında kullanılan bir seslenme sözü.

Havasız yaşar : Oksijensiz yaşayan yaratık (bakteri).

Havasızsolunum : (botanik)

Havasızyaşantı : (biyoloji)

Havasızyaşar : (biyoloji)

Havaslanmak : Heves etmek Heves etmek; imrenmek. || heveslenmek Heveslenmek

Havass-guyan : Peygamberlerin ve ermişlerin özelliklerini anlatanlara verilen ad.

Diğer dillerde Havas anlamı nedir?

İngilizce'de Havas ne demek? : [Havas] v. undercut, cut off the underpart; hole, excavate