Havza nedir, Havza ne demek

Havza; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de özel olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Havza" ile ilgili cümle

  • "Amma da kademsizmişsiniz, ayağınızı havzaya atar atmaz göçük oldu." - R. Enis
  • "Zonguldak kömür havzası."
  • "Kızılırmak havzası."

Orta Öğretim alanındaki anlamı:

[Bakınız: tekne]

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Bir su rezervuarının sularını topladığı alan.

İngilizce'de Havza ne demek? Havza ingilizcesi nedir?:

catchment basin

Havza hakkında bilgiler

Havza, bir nehir ya da göl havzası, nehrin kaynağı ve sonlandığı yer arasında kalan ve nehre su veren tüm alanı kapsamaktadır.

Bazı nehir havzaları, özellikle denize çıkışı olmayan iç bölgelerde, göllerde ve /veya iç deltalarda sona erer. Bu havzalar, kapalı havza olarak adlandırılır. Bu nedenle, nehir havzaları yönetsel ya da politik bölümler yerine doğal hidrolojik sınırlara dayanır ve su kaynakları ile eko-sistemlerin korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını planlamak için en elverişli birimlerdir.

Havza kısaca anlamı, tanımı:

 

Bölge : Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka. Vücut yüzeyinde sınırları belli herhangi bir bölüm, nahiye.

Sınır : Değişken bir büyüklüğün istenildiği kadar yaklaşabildiği durağan büyüklük, limit. Bir şeyin nicelik bakımından inebileceği veya çıkabileceği en alt ve en üst yer, limit. Komşu il, ilçe, köy veya kişilerin topraklarını birbirinden ayıran çizgi. Bir şeyin yayılabileceği veya genişleyebileceği son çizgi, uç. İki komşu devletin topraklarını birbirinden ayıran çizgi, hudut. Uç, son.

Deniz : Çokluk, yoğunluk. Bu su kütlesinin belirli bir parçası. Geniş alan. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi. Aydaki düzlükler.

Birikme havzası : Kar ve yağmur sularının biriktiği bölge.

Boşaltma havzası : Sularını ırmağa veya göle veren, eğimli, belli bir genişlikte olan arazi.

Mıntıka : Bölge.

Tepe : Bir yerin, bir nesnenin vb.nin üstü, hizası. Başın üst, kafatasının iki kulak arasında kalan bölümü. Bakışım ekseni bulunan bir eğrinin veya yüzeyin bu eksenle kesişme noktalarından her biri. Birinin yanı başı, baş ucu. Çokgende veya çok yüzlüde köşelerden her biri. Yüksekliği genellikle birkaç yüz metreyi geçmeyen, çok kez tek başına, yamaçları yatık yer biçimi. İkizkenar bir üçgende eşit kenarların kesişme noktası. Bir şeyin en üstteki bölümü.

 

Aynı : Benzer. Aralarında ayrım olmayan. Başkası değil, yine o. Eski durumunda kalmış, değişmemiş.

Göle : Ardahan iline bağlı ilçelerden biri.

Kıvrım : Ayrım, dönemeç. Bükülmüş, kıvrılmış şeylerin oluşturduğu kat, büklüm. Kıvrılma sonunda oluşan toprak dalgası. Bir tatlı türü.

Çukur : Mezar. Çene ve yanaktaki gamze. Çevresine göre aşağı çökmüş olan yer.

Alçak : Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain. Aşağıda olan, yüksek olmayan (yer). Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı. Kısa (boy).

Nehir : Irmak.

Tekne : Katmanlı kayaçların içeri doğru çukur, alçak bölümü, ineç, kemer karşıtı. Geminin omurga, kaburga ve kaplamadan oluşan temel bölümü. Sızdırabilir veya sızdırmaz olarak yapılmış, levhaları bir parçadan oluşmuş, kulpları ve kulp delikleri bulunan, bir veya iki kişi tarafından taşınabilir üstü açık bir ambalaj türü. Bir tür küçük deniz taşıtı. Havza. Türlü işlerde kullanılmak için çoğu ağaçtan veya taştan yapılan, uzun ve geniş kap. Ut, tambur vb. çalgılarının sesi yükselten oyuk ve şişkin parçası.

Samsun : Savaşta kullanılan köpek. Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Bağlı : Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan. Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek). Bir bağ ile tutturulmuş olan. Sınırlanmış, sınırlı. Kapatılmış olan, kapalı. Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste. Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, sadık, tutkun.

Biri : Bilinmeyen bir kimse. Bir tanesi.

Havzal : Buğdayın işe yaramayan kısmı. Elenen, ayrılan şeylerin kalıntıları, kötüleri. Kömür tozu kırıntısı. Ufak taşlı, kumlu toprak. Su yosunu. Mısır yaprağı. Kömür tozu

Havzalamak : Örmek.

Havzan : Hayvanların su içtikleri taş ya da ağaç yalak.

Diğer dillerde Havza anlamı nedir?

İngilizce'de Havza ne demek? : [Havza] n. basin, river basin, catchment, catchment area

Fransızca'da Havza : bassin [le]

Almanca'da Havza : n. Becken

Rusça'da Havza : n. бассейн (M)