Karabaş nedir, Karabaş ne demek

  • Çoban köpeği.
  • Kışa dayanıklı sert buğday.
  • Evlenmemiş, evlenmek istemeyen erkek.
  • Rahip.
  • Ballıbabagillerden, çiçekleri mavi veya menekşe renginde başakçıklar durumunda olan güzel kokulu bir bitki (Lavandula stoechas).
  • Bir hücreli özel bir asalağın, hindinin karaciğerine yerleşerek yaptığı, büyük ölçüde ölümlere yol açan kümes hastalığı

Yerel Türkçe anlamı:

Mısırlarda olan bir mantar.

Evlenmemiş erkek.

Kışa dayanıklı sert buğday

İçi boş çürük : Bu sene fındıklarda çok karabaş var

Bir cins ot.

Pancar.

Çitlembik kuşu.

1.bk. karabaşak-

Papazlıkla, başpapazlık arasında bir rütbe.

Karabaş isminin anlamı, Karabaş ne demek:

Erkek ismi olarak; Hiç evlenmemiş erkek, bekâr. Evlenmeyen rahip. Kışa dayanıklı sert buğday.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Kangal köpeği

Bilimsel terim anlamı:

Birgözeli özel bir asalağın hindi karaciğerine yerleşerek meydana getirdiği, büyük ölçüde ölümler doğuran evecen kümes hastalığı.

İngilizce'de Karabaş ne demek? Karabaş ingilizcesi nedir?:

blackhead, karabas dog

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Diyarbakır şehrinde, merkez ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Karabaş kısaca anlamı, tanımı:

Çoban : Koyun ve keçi sürülerini otlatan kimse.

 

Hücre : Tutukluların veya hükümlülerin yalnız olarak kapatıldıkları küçük oda. Siyasi bir inançla gizli olarak çalışan bir örgütün genellikle aynı yerde çalışanlarının oluşturduğu topluluk. Küçük oda. İnce bir zar içindeki protoplazma ve çekirdekten oluşmuş, bir organizmanın yapı ve görev bakımlarından en küçük birimi, göze.

Hindi : Aptal, şaşkın. Tavukgillerden, XV. yüzyılda evcilleştirilerek Amerika'dan bütün dünyaya yayılan, boyun ve başı çıplak, parlak, yeşil ve esmer tüylü, kümes hayvanlarının en büyüğü, mısırtavuğu (Meleagris gallopavo).

Karaciğer : Karın boşluğunun sağ üst bölgesinde bulunan, öd salgılayan, şeker depolayan, iri, açık kahverengi organ.

Büyük : Büyük abdest. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Niceliği çok olan. Önemli. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Üstün niteliği olan. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram).

Ölçü : Aşırı olmama, ılımlı, uygun olma durumu. Belirlenmiş boyut. Değer, itibar. Bu değerlendirmede kullanılan birim, ölçme birimi. Ölçüt. Bir şiirdeki dizelerin hece ve durak bakımından denk oluşu, vezin. Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine göre oranlayarak değerlendirme, mizan. Bir ezginin eşit bölümlere ayrılışı. Ölçme sonucu bulunan rakam.

Ölüm : Sona erme, yok olma, ortadan kalkma. İdam cezası. Ölmesi istenen canlı için kullanılan bir söz. Bir insan, bir hayvan veya bitkide hayatın tam ve kesin olarak sona ermesi, ahiret yolculuğu, ebedî uyku, emrihak, irtihal, memat, mevt, vefat. Ölme biçimi.

 

Çoban köpeği : Sürüyü koruyan iri cins köpek.

Rahip : Hristiyanlarda genellikle manastırda yaşayan evlenmemiş papaz, keşiş, karabaş.

Evlenmek : Erkekle kadın, aile kurmak için yasaya uygun olarak birleşmek, izdivaç etmek.

Erkek : Sözüne güvenilir, mert. Yetişkin adam, bay, er kişi. Sperma oluşturan organizma. Sert, kolay bükülmez. İnsan, hayvan ve bitkilerin dişiyi dölleyecek cinsten olanı. Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden çıkıntılı olanı. Koca.

Kışa : Kısaca, kısaltarak. Ayrıntısı çok olmayan. Boyu, uzunluğu az olan, uzun karşıtı. Kısa olan şey. Az süren, uzun olmayan.

Dayanıklı : Dayanabilen, sağlam, güçlü, mukavim, zorlu, stabil. Metanetli, metin, mütehammil.

Sert : Titizlikle uygulanan, sıkı. Ciğerlerden gelen havanın ağız boşluğundaki tam kapalı veya yarı kapalı engellere çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimsiz, süreksiz, ötümsüz, tonsuz, sedasız. Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen. Hırçın, öfkeli, hiddetli. Çizilmesi, kırılması, buruşması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı. Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan. Güçlü kuvvetli. Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı. Gönül kırıcı, katı, ters bir biçimde. Gönül kırıcı, katı, ters. Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı.

Buğday : Bu bitkinin başaktan ayrılıp öğütülmesiyle elde edilen tanesi. Buğdaygillerin örnek bitkisi (Triticum).

Karabaş düdük : Çoban düdüğü.

Karabaş hastalığı : Histomonas meleagridis’in neden olduğu hindi, tavuk ve diğer kümes hayvanlarında enfeksiyona neden olan, ancak özellikle hindiler için öldürücü, sekum ve karaciğerde karakteristik nekrotik lezyonlara ve başta siyanoza neden olan hastalık, enterohepatitis, histomonozis.

Karabaş patka : Kuşlar (Aves) sınıfının, kazlar (Anseriformes) takımının ördekgiller (Anatidae) familyasından, erkeklerinin başı ve boynu mavi yeşil parıltılı siyah, tepeliği olmayan, Avrupa, Batı Asya'nın kuzeyi ile Kuzey Amerika'nın kuzeydoğusunda bulunan, bitkisi bol bataklık ve tundralarda kuluçkaya yatan, yurdumuzun Marmara sahillerinde kışlayan göçmen bir tür. Akgaga ördek.

Karabaş yılan : Pullu sürüngenler (Squamata) takımının, az dişligiller (Oligodontidae) familyasından, Doğu Akdeniz memleketlerinde yaşayan bir tür.

Karabaşak : Kışa dayanıklı sert buğday. Bir cins pirinç.

Karabaşlı : Zonguldak şehri, Devrek ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Karabaşlı iskete : (Carduelis spinus) Ötücü-kuşlar (Passeriformes) takımının ispinozgiller (Fringillidae) familyasından bir kuş türü. Uzunluğu 12 cm. Sırtı koyu sarı yeşil, karnı külrengi akdır. Erkeğin tepesi kara olur. Avrupa, Kuzey Batı Asyada orman ve bahçelerde yaşar.

Karabaştan : Serçegillerden, eti için avlanan siyah tüylü bir kuş, karatavuk

Diğer dillerde Karabaş anlamı nedir?

İngilizce'de Karabaş ne demek? : n. buckwheat

Fransızca'da Karabaş : anachorète [le]

Rusça'da Karabaş : n. монах (M), гречиха (F), лаванда (F)

adj. монашеский