Kelepçe nedir, Kelepçe ne demek

Kelepçe; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

  • Tutukluların kaçmasını önlemek için bileklerine takılan, bir zincirle tutturulmuş demir halka.
  • Kablo, boru vb. şeyleri bir yere bağlı tutmak için kullanılan halka veya kelebek

"Kelepçe" ile ilgili cümle

  • "Kafile, kelepçe, zincir ve pranga sesleri ile meydanı geçti." - F. R. Atay

Yerel Türkçe anlamı:

İpliği çile yapmaya yarayan ağaç araç.

Gösteri Sanat terimi olarak anlamı:

Işıldakları borulara ya da ışık köprüsüne, panoları birbirine tutturmakta kullanılan halka.

Güreş terimi olarak anlamı:

Karşı güreşçiyi el ve ayak bileklerinden kavrayan pençe.

Tiyatro'daki terim anlamı:

Bir tahta parçasını başka bir tahta parçasına sağlamca eklemede kullanılan demir kelepçe.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

İplik dokuma aracı. (Güney *İkizdere -Rize)

İki boruyu birleştirmek için kullanılan vidalı bağ. (Oklubalı -Eskişehir)

İngilizce'de Kelepçe ne demek? Kelepçe ingilizcesi nedir?:

clamp, toggle

Kelepçe hakkında bilgiler

Kelepçe, bir kişinin bileklerini birbirine yakın tutmak ve hareket kabiliyetini engellemek amacıyla tasarlanmış aletlerdir. Genellikle bir zincir ya da bar ile birbirine tutturulmuş iki oval parçadan oluşur. Metal alaşımlı olabileceği gibi pratik plastik kelepçelerin de kullanımı yaygınlaşmıştır. Metal kelepçeler genellikle bir anahtarla açabilen kilit mekanizmasına sahiptir. Bazı modellerde dönen bir vida yardımı ile kelepçe kapatılabilir ve açılabilir. Kelepçeler genellikle polis ve diğer güvenlik görevlilerince şüphelilerin kaçmasını önlemek amacıyla kullanılır.

 

Kelepçe ile ilgili Cümleler

  • Polis, şüpheliyi kelepçeledi.
  • Biraz heyecan arıyordum bu yüzden kelepçeleri getirmeye karar verdim.
  • Onlar Tom'u kelepçelemeye çalıştı.
  • Polis Tom'u kelepçeledi ve ona haklarını okudu.
  • Polis, Tom'un kelepçesinin kilidini açtı.
  • Tom, Mary'nin onu kelepçeli görmesini istemedi.
  • Ali turuncu bir tulum giyiyordu ve elleri önünde kelepçeliydi.

Kelepçe kısaca anlamı, tanımı:

Kaçma : Kaçmak işi, firar.

Önlemek : Bir şeyin olmasına veya yapılmasına engel olmak. Ortaya çıkan veya çıkacağı düşünülen bir tehlikeyi durdurmak, önüne geçmek.

Bilek : Güç, kuvvet. Elle kolun, ayakla bacağın birleştiği bölüm.

Zincir : Art arda gelen şeylerin oluşturduğu dizi. Taşıtların kar veya buzda kaymaması için tekerleklerine takılan alet. Hükümlülerin eline, ayağına vurulan demir bağ. Altın veya gümüşten yapılmış takı. Birbirine geçmiş bir sıra metal halkadan oluşan bağ.

Tutmak : Sürmek, zaman almak. Benimsemek, beğenmek. Bir yerde kalmasını sağlamak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Beklenen sonucu vermek. Hedef olarak almak. Varsaymak, farz etmek. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Alacağa veya vereceğe saymak. Bırakmamak. Bir kimsenin yerini almak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Ele geçirmek, yakalamak. Sunmak. Kapatmak, sarmak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Uğramak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Sarmak, bürümek. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Kullanmak. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Biriktirmek, tasarruf etmek. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Başlamak. Yaklaştırmak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. İş görebilmek. Hizmetine almak veya kiralamak. İzlemek. Avlamak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Elde bulundurmak, ele almak. Ulaşmak, varmak. Kaplamak. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Bağlamak. Bir şey düşünmek. Yanında bulundurmak, alıkoymak. İşgal etmek. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak.

 

Kelepçe vurmak : Bileklere demir halka geçirmek.

Kelepçeye vurmak : Kelepçe vurmak.

Hırsız kelepçe : Ana su borusuna kaçak su alabilmek amacıyla bağlanan boru parçası.

Boru kelepçesi : Boruyu duvara tespit etmekte kullanılan gereç.

İskele kelepçesi : İnşaatın dış yüzeyine kurulan iskeleyi birbirine bağlamaya yarayan bağlantı parçaları.

Kelep : Bağlam, demet. Büyük iplik çilesi.

Kelepçeleme : Kelepçelemek işi.

Kelepçelemek : Kelepçe takmak.

Kelepçelenme : Kelepçelenmek işi.

Kelepçeli : Kelepçe takılı olarak. Bileklerine kelepçe takılmış olan. Kelepçesi olan.

Tutuklu : Kanun yoluyla hürriyetlerinden alıkonularak bir yere kapatılan (kimse), tutuk, mevkuf.

Demir : Çıpa. Güçlü, kuvvetli, sert. Bu elementten yapılmış. Atom numarası 26, atom ağırlığı 55,847, yoğunluğu 7,8 olan, 1510 °C'de eriyen, mavimtırak esmer renkte, özellikle çelik, döküm ve alaşımlar durumunda sanayide kullanılmaya en elverişli element (simgesi Fe). Bu elementten yapılmış parça. Ayakkabı topuğuna veya ayakkabı burnuna aşınmayı önlemek için çakılan, özel olarak yapılmış madenden parça.

Halka : Çember biçiminde çeşitli nesnelerden yapılmış tutturma aracı. Çeşitli metallerden veya tahtadan yapılmış çember. Su gibi sıvıların içine katı bir nesnenin düşmesiyle oluşan, gittikçe büyüyerek açılan çembere benzeyen biçim. Yerden yüksekliği ayarlanabilen aralıklara asılı iki halatın uçlarına takılan 18 santimetre çapında, 28 milimetre kalınlığında tahta veya deri kaplı iki demir halkadan oluşan asılma araçlarından her biri. Değerli metallerden yapılmış olan çember biçimindeki süs eşyası. Çember biçiminde olan. Uykusuzluk, yorgunluk, üzüntü vb. sebeplerle göz altında beliren koyuluk. Bir tür ufak, yağlı ve tuzlu simit. Çember biçiminde dizilmiş topluluk.

Kablo : Elektrik akımı iletiminde kullanılan ve yalıtkan bir madde ile sarılı bulunan metal tel.

Boru : Borazan. Bir yerden başka bir yere sıvı, gaz vb. aktarmaya yarayan, içi boş, uçları açık, uzun ve dar silindir.

Kelebek : Vida, somun vb. nesnelerde kolayca çevrilmeye yarayan bölüm. Pul kanatlılardan, vücudu, kanatları ince pullarla ve türlü renklerle örtülü, dört kanatlı, çok sayıda türleri olan böceklere verilen genel ad. Biçim olarak bu böceklere benzeyen. Geviş getiren hayvanların karaciğerlerinde yerleşip en çok öd yollarını tıkayan bir cins asalak hayvan. Bu hayvanın neden olduğu hastalık.

Kişi : Eş, koca. Erkek. Kadın veya erkeğe verilen genel ad, şahıs, zat, nefer. Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse. Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık, şahıs.

Kelepçe vurmak : bileklere demir halka geçirmek.

Kelepçeg : < Far. kelebçe: Tutukluların bileklerine takılan demir halka

Kelepçelenmek : Kelepçeleme işi yapılmak.

Kelepçeletme : Kelepçeletmek işi.

Kelepçeletmek : Kelepçeleme işini yaptırmak.

Kelepçeli boru askısı : Kelepçe biçiminde boru askısı.

Kelepçesiz : Kelepçesi olmayan. zf. Kelepçe takılı olmadan.

Diğer dillerde Kelepçe anlamı nedir?

İngilizce'de Kelepçe ne demek? : n. handcuff, bracelets, handcuffs, clamp, cleat, darbies, manacles, cuff, manacle, nippers, shackle, wristlet

Fransızca'da Kelepçe : fers, menottes

Almanca'da Kelepçe : n. Fessel, Handschellen

Rusça'da Kelepçe : n. наручники (PL), кандалы (PL), сцеп (M)